Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
139
 

AKP’nin çözmesi gereken sorun nedir?

AKP’nin çözmesi gereken sorun nedir?
 

Çağdaşlaşma içerikli 'Ulusal Çalıştay Programı' 26-27.04.2012


Bence AKP’lilerde karşılaştırma yapmak ve ülke bütünlüğünü korumak gibi kaygılar yok. Bir genelleme yapmak gerekir ise diyebilirim ki AKP’li yurttaşlarımızdan büyük bir çoğunluğu öyle öğütlenmişler ki inanın her hangi bir akıl yürütme ve bir örnek olayı tartışmak bakımından bir tek sözünüze bile hak verildiğini duymazsınız. Onlar bildikleri kaynaktan öğrendiklerine dayalı ezberleri ile size yüklendikçe yüklenirler. Siz de zorunlu olarak, ‘Peki, arkadaş haklısın!’ diyerek susmak ya da konuyu değiştirmek durumunda kalırsınız.

Benzer durum ne yazık ki son yıllarda oldukça yaygınlık gösteren ayrılıkçılık propagandası nedeni ile özellikle 1990’lardan bugüne kadar özü Türk olanlar kadar özü Kürt olanlar ile Laz ya da Arnavut ve Boşnak olanların da bazı konularda ne kadar zor adamlar olduklarını gördüm. Öyle ki kendi bildikleri dışındaki hiçbir söze, arkeolojik, anlam bilim ve dil bilim içerikli yaklaşımlar yanında Abbasi, Selçuklu, Osmanlı çağlarındaki din kardeşliği, yurttaşlık ve nice ortak değerler bakımından bir bütün olarak ne kadar güçlü olmaya çalıştıklarını bile anlatamıyorsunuz. Tarih de bilim de onlar için artık birer ‘masal’ olmuş çıkmış. Artık bu yaşlarda da ‘masal’ dinlenmez ki değil mi?

Tartışalım yeter ki şiddet olmasın!

Çoğumuza göre olduğu gibi bana göre de kişi kökenine bağlı olarak ırkçı, ulusçu, aşiretçi, kabileci olabilir. Bu onun en doğal haklarındandır. Onun özgürlük alanlarıdır. Kimse karışamaz. Yeter ki yeri geldiğinde hiçbir şiddete başvurmadan ve silahlı çatışmaya yol açmadan görüşlerini savunsun, kime ne. Karşısındaki de eğer bilgisi var ise elinden geldiği kadar kendisini savunsun. O da hiçbir biçimde şiddete ve silahlı çatışmaya övgü yapmamalıdır bana göre.

Sorunumuz her ne ise gelin tartışalım. Ancak arada bir ne şiddete ne silaha övgü olmasın. Bir de ne olur, bu iş buraya kadar ben seni temizleyebilirim gibi bir kabadayılıkla arada bir 'aba altından sopa göstermek' gibi 'arkadan adam vurmak' içerikli iğrenç yollara başvurabileceğini söyleme. Bilgiyi görgüyü ve karşılıklı etkileşim yolu ile ulaşabileceğimiz güçlü durumları tartışalım adam gibi. Yıllardan beri 'ele güne' rezil olduğumuz yetmedi mi? Yoksa, külahları değişiriz, ona göre. Ne olur m e r t olalım ki kimin daha güçlü ve daha akıllı olduğu anlaşılsın. 

Yan yana yaşama bilincinin kökenlerini sorgulamak gerekir

Oysa ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerdeki ‘yasalar önünde eşitlik’ ilkesince liyakate ve kişiliğe bağlı olarak nasıl da barış içinde bir arada gül gibi yaşayıp gidiyorlar, dediğinizde ise akan sular durmasa bile yeni bir ‘bin dereden su getirmek’ gibi bir sarmalın içine düşüyorsunuz. Biliyoruz ki dünyanın hiçbir devletinde az ya da çok bazı farklılıklardan dolayı kolay kolay hiçbir başkaldırı kesimine istedikleri haklar verilmez.

Bu gibi konuda bırakınız Müslüman’ın Müslüman’a yabancılaşmasını kimi Müslüman sandıklarımızın İslam’a bile yabancılaşarak nasıl ters düşmeye başladıklarının ilginç birkaç örneğini size sunacağım. İki bölümlük bu yorumlamanın gelecek bölümünde okuyacağınız çok özel bir anıya göre Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana yaşaya geldiği gibi sürekli bir direniş ile karşılaştığından AKP iktidarları da değişik biçimlerde ancak gerçekten şiddetlenerek ‘ayrılıkçı bir direniş’ sorunu ile karşı karşıya bulunuyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülerek yerine Osmanlı Kışlası kisvesi altında bir AVM ya da Kent Müzesi kondurmak gibi çok yaygın bir çıkarcılık işleri ile ihaleler yanında rant transferini kısaca, üretmeden kazanmak isteyenlerin gizli dolaplarını da içeren rantiye ekonomisi gibi dev sarmallar çıkıyor karşımıza.

İçerisinde nice ahbap çavuş ilişkileri yanında al gülüm ver gülüm gibi para aktarımı ile ‘her iktidarın kendi zenginini yaratması’ gibi hiç de adil olmayan çarpık bir paylaşım ağı ile de yüz yüze olduğumuzu kim yadsıyabilir? Kısaca ‘rantiyecilik’ kokan bir ya da birkaç tasarıya karşı verilen tepkilere hiç de hoşgörü ile yaklaşmadıkları halde ayrılıkçı ve terör örgütü yandaşlığı içerikli hiçbir saldırıya da tepki vermezler. Bir ulus için bazı farklılıklardan dolayı kendisini bölerek ‘özerk’ ya da ‘bağımsız bir devlet’ kurmak isteyenler mi yoksa her hangi bir sorundan dolayı tepki vermek için ancak yandaki üç beş komşuyu rahatsız edebilecek tencere tava çalmak’ mı önemlidir?

Bence her ikisi de önemlidir. Ancak öncelikle sorunun birinci bölümündeki saldırganlıklar ve ayrılıkçı eğilimler artıyor ise topyekûn bir tepki vermeye gerek duyulduğu da bir gerçektir. Bu yüzden birlik ve dirlik içerisinde yaşayabilmek için, ‘birlikten kuvvet doğar’ diyerek yan yana yaşama bilincinin kökenlerini sorgulamak gerekir, diye düşünüyorum. Yoksa nice canlar ile maddi ve manevi kayıplarımız yanında zaman israfı ile yeni yeni nice tefrikaların girdabına düşmemek ne mümkün! Hepimizin az ya da çok taşımakta olduğu pek çok köken özelliklerinden dolayı ‘ayrı baş çekmeye kalkışmak’ gibi bir sapması vardır hiç kuşkusuz.

Anadolu'nun kültürler ve uygarlıklar potasında erimek

Düşünelim ki en az (10.000) yıl önce bu topraklarda ortaya çıkmaya başlayan ilk mağara toplulukları ile küçük köy yerleşimlerinden bu yana yüze yakın kültür ve uygarlığın birer bileşkesi değil miyiz? Bu nedenle söz konusu ‘ayrı baş çekme’ içerikli ‘özerklik’ ya da ‘bağımsız devlet’ arayışları yine nice hukuksuzluklar doğuracak mı sanılıyor? Bence o ‘ayrı baş çekme’ aşamasından sonra varılması tasarlanan menzilde de bugün tartışılan pek çok sorun gibi yine nice köken sorunları ile dil, lehçe, ağız tartışmaları yanında bunları dizginleyebilecek hukuk sorunları yaşanmayacak mı?

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini biraz olsun dağ bayır, köy kent, mezra ve çadır gezip tozmuş bir belgeselci olarak, söz konusu ‘ayrılıkçılık’ peşinde koşarak nice can ve mal kaybına yol açanlar ömür boyu mutluluk bulamayacakları gibi korkarım kendilerini bekleyen nice ‘kurda kuşa’ yem olmaktan da kurtulamayacaklardır.

Ülkemizin yarıdan çok yerlerini de dolaşmış, Balkanlar ile Ürdün ve Şam bağlamında karşılaştırmalar yapmaya çalışan bir kişi olarak diyebilirim ki Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ülkemizin nice yoksul ve bakımsız yerlerinde olduğundan çok daha büyük sorunları vardır. Bütün sorun Çöl Araplarının çağlar boyunca süren nice etkileri ile yıldan yıla keskinleşen aşiret ve kabile bağlarının o dayanılmaz ve aşılması çok zor zincirlerini ve çok eski çağlardan kalma Toprak Ağalığı gibi hiç de adil olmayan bir egemenlik biçiminin direnmekte olduğu ‘çağdaşlaşma’ sorununu çözebilmektedir.

Söz gelişi (90) yıldan beri pek çok nedenden ve nice açmazlardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti’nin çözemediği bu temel sorunu özellikle Toprak Ağalığı ile kaynaşmış durumda olduğunu gözlemlediğim silahlı siyaset ile sözüm ona yeni yetme yeni bir ‘demokrasi’ uygulaması mı çözecektir?

 Gelecek yazı:

AKP için ayrılıkçılığın bir salgın değil midir?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster