Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1771
 

Aktütün ve terör

Aktütün ve terör
 

Aktütün


Gene terör, gene ölüm, gene gözyaşı ve ağıt!

Bağırıp çağırmak, haykırıp kükremek, teröriste ve teröre lanet okumak çözüm getirmiyor. Akan kanı durdurmuyor. Bıyığı yeni terlemiş delikanlıların, daha dünyayı ve hayatı tanımadan ölümle tanışmalarını önleyemiyor. Kadınlar dul, çocuklar yetim kalmaya devam ediyor. Kısacası, terörün ve onu kullananların vicdanı yok. Her şey olup bittikten sonra çekilen nutuklar, yakılan ağıtlar, okunan lanetler bu acı gerçeği değiştiremiyor. Gideni geri getiremiyor.

Hadiseyi herkes kendi meşrebine göre yorumluyor. Böylece konuyla alâkalı farklı görüşler ortaya çıkıyor. Onlardan ikisi şöyle:

Birinci görüş: Aktütün olayı, terör örgütü PKK'nın bir saldırısıdır. Askeri yetkililer her türlü tedbiri almıştır. Herhangi bir kusur, zaafiyet ve ihmal yoktur. Karakolun yeri emniyet açısından uygun değildir, saldırıya açıktır. Ödenek yetersizliğinden güvenli bir zemine taşınamamıştır.

Teröristler Irak'tan sızmaktadır, Talabani ve Barzani PKK' ya destek vermekte ve korumaktadır. PKK, Suriye ve İran'dan eleman toplamaktadır. Amerika ise bize hem köstek olmakta, hem de istihbarat konusunda işbirliğinden kaçınmaktadır. Bu yüzden terör azmaktadır. Dolayısı ile meselenin altında başka şeyler aranmamalıdır. Olay bu kadar açık ve nettir.

Sonuç almak için mutlaka Kuzey Irak'a girilmeli, Kandil bombalanmalı, terör yuvaları yerle bir edilmelidir. Böylece terörün kökü kurutulmalıdır. Terör uzmanı kimlikli bazı kişilerle, bazı askerlerin ve yazarların görüşü ezcümle böyledir.

Halbuki daha önce Kandil'in bombalandığını, savaş uçaklarımızın terör mevzilerini hallaç pamuğu gibi dağıttığını tv.lerden izlediğimizi hatırlıyoruz. Ayrıca kendi topraklarımızdaki terörist barınaklarının ve siperlerinin yerden ve gökten defalarca topa tutulduğunu da biliyoruz.

Eğer harcadığımız mermiler tohum gibi yeşerseydi şu anda, geçit vermeyen metal ve barut ormanlarına sahip olabilirdik. O bölgenin dağlarını neredeyse mermi manyağı yaptık. Her defasında terör yuvalarının yerle bir edildiğini, ikmal yollarının kesildiğini; şu kadar teröristin etkisiz hale getirildiğini dinledik ve seyrettik.

Fakat değişen hiç bir şey olmadı. Terör durmadı. Sanki barınakları başlarına yıkılan, lojistik destek yolları kesilen, elemanları itlaf edilen PKK değil de başkasıymış gibi saldırmaya devam etti, ediyor. Kısacası Kuzey Irak'ı, Kandil'i, Cudi/Gabar Dağı'nı, Tunceli, Şemdinli kırsalını ve sair alakalı mıntıkaları bombalamak bir sonuç vermiyor.

O zaman, terörün kökünü kazımak ve kaynağını kurutmak için başka yerlere bakmak gerekmiyor mu? İşte bu soru cümlesi aşağıdaki ikinci görüşü ortaya çıkarıyor:

İkinci görüş: Olay, somut bir terör saldırısı biçiminde görünse de aslında bu, iç siyasetteki hükümranlığını kaybetmek istemeyen derin gücün bir tezgahıdır. Hadise, politik çekişmelerden, iktidar yada hakimiyet mücadelesinden tamamen bağımsız değildir.

MİT'in ve Amerika'nın istihbarat desteğine, uzun süredir havadan ve yerden sürdürülen terör mücadelesine, ordunun artık bu konuda tecrübe kazandığına inanılmasına rağmen bir karakolun, güpe gündüz saldırıya uğraması düşündürücüdür. Kalabalık bir terörist grubunun, hem de ağır silahlarla çevreyi kuşatırken farkedilmemesinin askeri literatürde bir mazereti yoktur. Olay günü, komuta kademesindeki bazı subayların birlikte bulunmadığı iddiası ise (eğer doğruysa) ancak, "perhiz ve lahana turşusu" misali ile açıklanabilir.

Esasen bize tanıtılan asker böyle değildir. Sık sık pusuya düşmez. Titizdir, dikkatlidir, serttir. Sözünü yerinde söyler, adımını zamanında atar. Kararlarında isabetlidir ve hata payı sıfıra yakındır. Aldığı istihbaratı iyi değerlendirir. Askeriyede ve terör mücadelesinde kazandığı tecrübelerden yararlanmasını bilir. Düşmanın nereden geleceğini tahmin edip tedbirini alırken, diğer ihtimalleri de göz önünde bulundurur. Gerekirse bir süreliğine kışlanın/karakolun dışına taşınır ve düşmanı şaşırtır.

Bu iki paragrafı okuduktan sonra aşağıdaki şıklardan birini işaretlememiz gerekiyor.

1- Asker, bize tanıtıldığı kadar mükemmel değildir.

2- Asker eğitimlidir, tecrübelidir, dikkatlidir fakat, bu işin içinde başka bir iş vardır.

Aslında benim söylemek istediğim de bu ikinci şıktır. Asker görevini hakkıyla ifa edecek kadar bilgi ve birikim sahibidir. Fakat içeride mi, dışarıda mı bulunduğunu bilemediğim birileri istihbaratı atlayarak, yanlış bilgi vererek, hedef saptırarak terörle mücadeleyi akamete uğratmaktadır. Çünkü bu, iktidar bitirilinceye kadar sürmesi gereken bir savaştır. Sanıldığının aksine Ergenekon'nun tamamı içeride değildir. Canlı ve diri kısmı hala dışardadır. Onu külliyen içeri tıkamayan hiç bir hükümet terörü bitiremeyecektir.

Nitekim, 22 temmuz 2007 seçimlerinden önce de böyle olmuştu. Terör azmıştı. Her gün bir veya birden fazla şehidin cenazesi kaldırıyordu. Peşpeşe laiklik mitingleri düzenleniyordu. Çoğu, şehitler için kılınan namaza iştirak etmeyen bazı kişiler, cami avlusunda devlet ricalini (başbakan ve bakanları) yuhalıyorlardı. Onlardan, oğullarını askere göndermelerini istiyorlardı.

Dönemin Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, paşalar ve diğer komutanlar o zaman, olanlardan sorumlu tutulmuyorlardı. Yuhalanmamaları ve çocuklarının askere davet edilmemesi bir yana, aksine alkışlanıyorlardı. Bu tavır, "şehit tabutlarının geldiği askeri birliklere komuta edenler subaylar mı, yoksa başbakan ve bakanlar mı?" şeklinde bir soruyu akla getirse de bu, kimsenin umrunda değildi. Kazanmak gerekiyordu ve onun için her şey mubah sayılmalıydı.

Şimdi askerler değil ama yeni Cumhurbaşkanı (A. Gül, ) da başbakan ve bakanlarla aynı kategoriye dahil edildi. Artık o da yuhalanacaklar ve çocuğunu askere göndermesi gerekecekler listesine kaydedilmiş durumda. Bu tarafın insanları arasında galiba, (A. Şener gibi) dolduruşa gelip saftan ayrılanlar dışında muteber adam bulunmuyor. En yüksek makamı işgal etseler bile, "yuhalanmaktan, küçümsenmekten" muaf tutulmuyorlar. Yazık ki, bu klasik ve iflah olmaz hazımsızlık pek biteceğe benzemiyor.

Bu gün, o zamanın laiklik mitinglerine öncülük edenlerin bir kısmının Ergenekon davasından tutuklandıklarını görüyoruz. Bu dava sebebiyle, derin ve karmaşık bağlantıların ortaya çıktığına şahit oluyoruz.

İşin garibi, Ergenekon zanlısı iki emekli paşanın TSK adına ziyaret edilmelerinin sebebi hikmetini kimse bilmiyor. Ergenekon'un, birkaç askeri öğrenci ve teğmene bulaştıktan sonra, diğer rütbeli askerlere sirayet etmeden nasıl olup ta emekli subaylara atladığı anlaşılamıyor. Tesbit edilen biri iki kişi dışında, bu işin içinde sivil devlet görevi yapanların bulunup bulunmadığı açıklanamıyor. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, içinde bulunduğumuz kaos ortamına yol verenlerin, kan ve ölüme sebep olanların kimlikleri de tesbit edilemiyor.

Bilinmezleri sıraladık, şimdi de komplomuzu kuralım. Gene (yerel) seçimler yaklaşıyor. Kamuoyu araştırmaları mevcut iktidarın bu dönemde de kazançlı çıkacağını gösteriyor. İçine yandaş medyanın, dernek, kurum ve politikacı yolsuzluklarının da dahil edildiği yıpratma gayretlerine rağmen meşru iktidardan daha çok, gizli ve kirli iktidarın güç kaybettiği gözleniyor.

Şahsen ben bu mücadeleyi kimin kazanacağını kestiremiyorum. Seçilmiş iktidar kazanırsa o, mutlaka bir gün kaybedecek ve çekilip gidecektir. Ama derindekiler kazanırsa bu kargaşa ve kaos ortamı asla sona ermeyecektir. Büyük şehirlerin cadde, sokak ve meydanlarında; güneydoğunun kırsalında, yollarında terörist bombalamalar sürecektir. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bundan sonra da, toplumu irtica ve şeriat tehlikesine karşı uyarmak amacıyla, arada bir bazı önemli kişiler öldürülecektir. Katillere tetiğe basarken, bonus olarak "tekbir" getirmeleri tenbih edilecektir. İç ve dış mihraklar tarafından ülkenin gidişatını ve iktidarını denetlemek amacıyla terör, bir araç olarak kullanılmaya devam edilecektir.

Komplo ürettim diye beni, "kafayı sıyıranlar" sınıfına yerleştirenler olsa da olmasa da hiç farketmez. Ben hayatımdan memnunum.

Resim: images.habervitrini.com/haber_resim/akt_t_n_j..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

durumu muhafaza etmek isteyen her iki tarafın çatışma yanlıları. bu durumu her iki taraf kendi içinde çözebilir diye düşünüyorum.. Kaç yıldır hep aynı terane gidiyor tespitlerinize katılıyorum sevgi ve saygılarımla..

Salih ERDAGI 
 13.10.2008 13:25
Cevap :
Söylediğiniz doğru da, bu derin yapılanmanın başlangıcında çözülecek bir problem yoktu ki. Her şey, endişe ve vehm üzerine kurulu sanal bir irtica/komünizm tehdidiyle başlatıldı... Komünizm bitti, sanal irtica tehdidi hala sürdürülüyor. Sistemin vampirleri terör bitmesin istiyor. Çünkü onlar buradan besleniyor. Selamlar, saygılar.  14.10.2008 0:29
 

Değerli Hüseyin Bey, Bir ülkenin üniversiteleri bilgi üretemiyorsa, gençliği, geleceğini yabancı ülkelerde arıyorsa, ordusu kullandığı helikopteri tamir edemiyorsa, çıkartma yapacağı zaman aklına son anda çıkartma gemilerinin olmadığı geliyorsa, girdiği küçük bir savaşta, açık denizde olan gemilerini, uyarılmalarına rağmen kendi uçakları ile vurarak batırıyorsa, ülkenin gelirinin nerede ise üçte birini yutuyor ve hala "bir kamyon çimento ve tuğla için para bulamıyorum" diyorsa... Ve bu devletin bin yıllık deneyimi, kendini her türlü şartlarda kanıtlanmış bir ordusu varsa... Fakirliğinin tek sebebi vardır. Adını ve kim olduğunu unutmuştur veya hatırlamıyordur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 11.10.2008 15:24
Cevap :
Azizim canmehmet: Çok haklısınız. Galiba sorun, kimliğimizi hatırlayamamakta. Yoksa insan kendi gemisini niye vursun ki... Saygı ve selamlarımla.  11.10.2008 19:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 685
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster