Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
16786
 

Alaaddin’ in sihirli lambası

Alaaddin’ in sihirli lambası
 

Alaaddin’in Sihirli Lambası Masalı benim de adımı taşımasından dolayı çocukluğumdan beri hep özel ilgimi çekmiştir. Ondaki gizemi dünyada ilk defa bu kapsamda ben açıklayacağım ve sizlerle paylaşacağım için çok mutluyum.

Evdeki kütüphanemde öncelikle masal kitabı aradım ama bulamadim çünkü hepsini çocuklara dağıtmışım. Kitapçıları gezmeye başladım sonunda Doğan Egmont Yayıncılığın en güzel dünya masalları kitabını buldum. Burada en iyi şekilde dört masalın anlatımı vardı. Kitapçının aklına bunları benim okuyacağım gelmemiştir herhalde. Ama daha çok masalı anlatan bir kitabı bulabilme arayışım da sürüyor. Size tavsiyem sizler de birer masal kitabı edinin. Neden derseniz daha sırada açıklanacak çok masal var da.

Yaşamım boyunca hep zor olanı başarmayı sevmişimdir, ama bunu yaparken de hep basit çözümü sevdim. Bazen çözüm basit olan yolu algılayabilmekten geçmektedir. Olayları sorgulayabilmek çok önemlidir. Bunu yaparken de kendime göre parametreler seçerim. Bilginin sembollerin içine gizlenebileceğini bir kere öğrendim ya, bundan sonrası kolay. Zor olan ilk masalı çözebilmekti, ondan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. Herkes ufuktaki ya da önündeki bir olaya bakar, ama herkesin gördüğü şey farklıdır. Masallarda ben kendi gördüğümü anlatmaya çalışacağım. Tabi bu görüşlere katılıp katılmamak sizlerin takdiridir. Bazılarınıza karmaşık, bazılarınıza hiçbir anlamı yokmuş gibi gelecek, bazılarınız da bana hak vereceksiniz. Bütün bu düşüncelerinizin hepsine saygımın olacağını önceden belirtmek isterim. Ben şuna da inanıyorum ki üç, dört masaldan sonra sizlerle ortak birkaç noktada buluşabileceğim. Masalların içeriği ve ekseni hep insan olacaktır. Tabi çoğumuz daha insanın fiziksel özelliklerini bile anlamamışken, benim insanın ruhundan ve ruhun evriminden bahsetmem belki de ilk başlarda bazılarınızca yadırganacaktır. Ama bu, insanın ruhunun varlığının gerçeğini hiçbir zaman değiştirmeyecektir.

Bugün dünyada yaşayan insanların en büyük sorunu egolarıdır. Bizlerin egolarımızın esiri haline gelmemiz birçok sorunlara yol açtığı gibi, bizim bütünle bir olmamızı engelleyen en büyük etkendir.

İnsanın tüm fiziksel bedenini de kapsayan bir ruhu vardır. Bu ruhumuzu göremeyiz ama hissederiz. İnsanın ruhu doğadaki bütüne yakın olan en büyük enerjidir. Bir de çevremizde enerji çekiciler vardır. Onları da göremeyiz ama hissedebiliriz. İnsanların içindeki enerjilerden faydalanırlar. Doğa üstü her varlık insanların enerjilerine musallat oluyorlar ve insanın enerjisi onların yaşam alanını oluşturuyor. İnsanların enerjilerinden faydalanmak istiyorlar. İnsanın içindeki enerji esas olan enerjidir. Fakat mutuanlar denilen varlıklar var. Bunlar insanlık tarihinden de çok daha eski ve gerçek anlamda bütünde yok olabiliyorlar. Bunlar insanların içine girerek insanın beynine yerleşebiliyorlar yani yedinci çakraya yerleşiyorlar. İnsanlar da onların hakimiyetine geçebiliyorlar, zamanla ortak bir bilinç alanı yaratabilecek duruma gelebiliyorlar. Bu ışıksal varlıkları şöyle bir benzetmeyle anlatabilirim. Hani köpeklerde ve koyunlarda bit, kene ve diğer basit organizmalar yerleşerek onlardan beslenerek kendilerine bir yaşam alanı oluştururlar ya bu varlıklar da öyle birşeydir. Bit, kene gibi gözle görülemezler ama çakralarımıza yerleşebilirler. Bunların yaşam ortamlarını güzelleştiren ve onlar için yaşanabilir hale getiren şey bizlerin düşük titreşim seviyemiz ve egolarımızdan bir türlü kurtulamamızdır. Bunların tek ilacı koşulsuz sevgiye geçerek egolarımızdan kurtulmamızdır. Bunların varlığı bizlerde depresyon, kişilik bozukluğu, bağımlılıklar, panik ataklar ve diğer ruhsal sorunlar olarak ortaya çıkar.

Bu açıklamalardan sonra masalımıza dönebilirim. Bu varlıklar masalda da geçeceği için biraz açıklamak gereğini duydum. Masalımız, “Alaaddin adında oğlu olan dul bir kadın varmış ve bunlar çok yoksulmuş” diye başlar. Burada Alaaddin ve annesi evrimleşme yolundaki insanı temsil ediyorlar. Hayatlarının sıkıntı ve yoksulluk içinde geçmesi ise; hayatlarının önemli bir bölümünün negatiflikle geçmesini anlatıyor. Alaaddin’in birgün hurma toplarken garip bir yabancıyla karşılaşması ise; insanların bir mesajla karşılaşmasını ve yaşamı boyunca herkesin mesajlarla karşılaşabileceğini anlatıyor. İyi giyimli, sakallı adamın başındaki sarıkta parlak bir safir taşının olması ve gözlerinin simsiyah olması ise: insan negatiflik içindeyken bile görmeyi bilmeli ve mesajları alabilmelidir. Safir taşı; içsel görmeyi, adamın başındaki sarık ise yedinci çakranın koruma altına alınışını sembolize etmektedir. Evrenle ilişki asla durdurulmamalıdır.

Masaldaki adam Alaaddin’e “gümüş bir para kazanmak ister misin” diye sorar ve Alaaddin hayretle “böyle bir şeyi kazanmak için herşeyi yaparım” der.Gümüş para enerji çalışmalarına birden bire çok yüksekten başlanılamıyacağını sembolize ediyor. Onun için masalda altın para değilde, gümüş para geçiyor. Anlatılmak istenen sabırla davranabilmektir. Adam bilinçaltına inemiyor. Saf ve temiz bir enerji olması lazım. Çocuk ise saf enerjisiyle inebiliyor. Adam “ senden birşey istemiyorum, sadece benim sığamadığım şu delikten aşağı in” derken bunu ifade etmek istiyor.

“Alaaddin, adamın yerdeki ağır taşı kaldırmasına yardım ettikten sonra daracık delikten zorlanmadan geçmiş, içeride daracık bir merdiven bulmuş ve dikkatlice merdivenin basamaklarından inmiş. Aşağısı parlak taşlarla dolu büyük bir mağaraymış” Burada Aladdin’in bilincinin derinliklerine dikkatlice ve kademe kademe inişi anlatılıyor. İne ine herşeyden soyutlanmış bilinçaltına iniyor. Bilinçaltında eskiden kalma bilgi ve pozitiflikler var.

“Alaaddin’in gözleri bu yarı aydınlık ortama alışınca, çevresinde olağanüstü bir manzara olduğunu farketmiş. Altın testiler ve içlerinde değerli taşlar bulunan mücevher kutularıyla doluymuş. Karşısında gerçek bir hazine varmış.” Burada insanın benliğinin güzelliklerle dolu olduğu anlatılıyor. Bu güzellikler mücevherlerden daha değerli ama masalın anlatıldığı zamanlarda dünyada zenginlik ancak mücevherle anlatılabildiği için bu dil kullanılıyor.

“Alaaddin, mağaradaki bulduğun lambayı söndür ve bana sadece onu getir diyen adamın bir büyücü olduğunu düşünür.” Burada bize güzel mesajlar ve yardımlar gelebilir, ama bizim enerjimizi de çalabilirler. Burada yazımın başında da bahsettiğim mutuan denilen varlıklardan bahsediliyor. Bunlar insanın içindeki ışığı çalabilirler.

“Büyücü lambayı bana ver der ve elini uzatır, lambayı hemen ister. Alaaddin önce dışarı çıkmak istiyorum deyince, Alaaddin’in girdiği o ince ve dar deliği kapatır ve bu sırada parmağındaki yüzüğün fırlayıp yere düştüğünü farketmez. Alaaddin yüzüğü yerde farkedip parmağına takar takmaz mağara gürültüyle aydınlanır ve Alaaddin’in önünde beliren pembe bulutun içinden bir cin çıkar ve dile benden ne dilersin der.” Büyücünün aşağı düşen yüzüğü; insanın içinde biraz da olsa kalmış olan pozitif gücü temsil eder. Yüzüğün parmaya takılması ise adamdaki pozitif gücün cocuğa geçmesini gösteriyor ve böylece cocuğun gücü artıyor. Güç arttığında sevgi doğuyor. Pembe bulut onu gösteriyor. Cin ise; sevginin meydana getirdiği bir lütuftur. Sevgi ortaya cıkabilmek için güç istiyor. İki pozitiflik birleşince sevgi ortaya çıkıyor. Sevgiyi kendimize köle yaptığımızda ya da elde ettiğimizde yapamıyacağımız hiçbirşey yoktur. Sevgi başlı başına bir semboldur. Yüzük; negatif bir ortamda olsan bile buradan sana faydalı olabilecek mesajı al, gözünü aç, bilinçaltına in bulduğun ortamda almış olduğun mesajla çalışmalara başla, bazen negatifliğinde bize bir faydası olabilir. Yüzük negatiflikteki pozitifliği temsil ediyor.

“Alaaddin ve annesi sihirli lamba sayesinde çok mutlu olmuşlar. Lamba sayesinde her istedikleri yerine geliyormuş yoksulluk günleri geride kalmış. Zamanla Alaaddin büyümüş, uzun boylu ve yakışıklı bir genç olmuş. Annesi oğlunun iyi bir kızla evlenip yuva kurmasını istiyormuş.” Alaaddin’in büyümesi; içindeki özünü keşfetmesi ile evrimleşmesini ifade etmektedir. Evlenmek istemesi ise; evriminde farklı bir boyuta geçme isteğini sembolize ediyor.

“Alaaddin birgün sultanın kızını görüyor ve ona aşık oluyor. Eve gidince olanları annnesine anlatır, annesi ertesi gün içi eşsiz mucevherlerle dolu bir kutu hazırlar ve bu kutuyu saraya sultana götürerek kızını ister” Sultanın kızı yüksek evrimi ve sirius bilgilerini temsil ediyor. Sultan ise kızından daha yüksek bir varlığı temsil ediyor. Sultana verilen mücevherler ise Alaaddin’in ışığını temsil ediyor.

“Alaaddin’in annesinin sultana geliş nedeni anlaşılınca, sultanın kızı ile evlenme hayali kuran vezir Sultanı etkileyecek şeyler söyler ve Alaaddin’in annesine oğlunun zenginliğini ve gücünü gösteren bir armağanla huzura çıkması gerektiğini söyler ve Sultan da: oğlun kızımla evlenmek istiyorsa yarın bana kırk köle yollasın, her köle içi değerli taşlarla dolu küpler taşısın ve değerli hediyeleri korumak için peşlerinden kırk asker gelsinler” der. Burada sultan kendisi gibi ışıksal varlık olabilecek kişilere belirli sınavlar koyuyor. Vezir ise karanlığı ifade ediyor. Bir insan ışıksal bir varlık bile olsa düşüşler yaşayıp negatifliğe kayabilir. Işıksal varlığa yakın bir kişi bağını negatiflikle birleştirdiğinde kendini toparlayamıyor. Masallarda 40 rakamı ile çok karşılaşacağız. Bu masaldaki kırk asker; kırkıncı boyutu sembolize ediyor. Kırkıncı boyutta erkek ve kadın enerjisinin bir araya getirdiği muhteşem bir enerji var. Kırkıncı boyutta direkt bütüne geçebiliyorsun. Sultan da büyük bir enerjiye sahip ama onun da ötesinde bir enerji var. Sultan da kırkıncı boyutun enerjisini görmek istiyor. Kırkıncı boyutun olabileceğini bu kadar görmüşken bile insanların ayağı kayabiliyor.

“Alaaddin’in inanılmaz şansı ve zenginliğini duymayan kalmamış. Birgün Alaaddin’in sarayının penceresi altında garip bir satıcı belirmiş, satıcı prensese eski lambalar alırım diye seslenmiş . Alaaddin’in zenginliğinin sırrını sadece annesi biliyormuş; o da kimseye söylememiş. Sultanın Alaaddin’le evlenen kızı bu konuda birşey bilmiyormuş. Eski lambayı bu yeni lambalardan birisi ile değiştirirse Alaaddin’in sevineceğini düşünmüş. Ama lamba satıcının eline geçince Alaaddin’in hiç gücü kalmamış.” Lambanın Alaaddin’in eşi tarafından eskiciye verilmesi; Eğer ışıklaşmış bir varlıksanız bu etrafın dikkatini çekebilir. İnsanlar kendileri gibi hata yapanları görünce daha kolay benimsiyorlar. Önce elindekileri kaybettirip sonra onu buluyorlar.

İnsanın evrimi çok yükseldiği zaman iş inceliyor. Basit bir hareketiniz bile bunu yok edebilir. Sizdeki gelişimi içinizdeki lamba sağlar ama yine lamba yok edebilir. Alaaddin’in lambasına yeniden kavuşup ülkesine geri dönmesi ise; İçine geri dönmesini anlatır. Masal insanın yedi evrimini de kapsamaktadır.

Masallar insanlara hep birşeyler anlatmak isterler. Alaaddin’in sihirli lambası masalı da bize üç tane mesajı iletmek istemektedir.

İnsanın iç düzeninin neler yapabileceğini

Bütünle bir olabilmenin en önemli yolu, bizim enerjimizi hissetmemizi sağlayan bir araç lamba

Sevgi, gerçek anlamdaki bir sevgi çok hızlı bir şekilde yol aldırıyor insana

Lamba; İçimizdeki sihir ve mucize dediğimiz o muhteşem başarma gücünü temsil ediyor. Bizim içimizdeki o muhteşem enerjiyi anlatıyor.

Egolarımızdan soyutlanıp içimizdeki ışığa, öze inebilirsek herşeyi yapabiliriz.

Masalda anlatılan uçan saray; İnsanın beyninin tamamını ya da özündeki enerjisini kullandığında neler yapabileceğini anlatmak istenen bir uç örnektir.

İnsanların çoğu kendilerini sevmiyorlar, sevmedikleri için de çoğu şeyi başaramıyorlar.

Evet masal burada bitiyor, bilmiyorum sizin ufkunuzun açısında ne kadarlık bir görüş alanı açabildim. Masala bir parça farklı bakmaya çalıştım, biraz uzun oldu ama bu kısaltabildiğimin en iyiysiydi. Umarım okurken sizleri sıkmamışımdır. Eğer beğendiyseniz Sihirli Fasulye masalında buluşuncaya kadar sevgiyle kalın.

Bu arada sayfanın altındaki yorum yaz kısmına yorumlarınızı da yazarsanız beni çok mutlu etmiş olursunuz. Sizlerin düşünceleri benim için çok değerlidir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba efendim, Yazılarınızda 40 önemli bir yer teşkil ediyor.Boyut kavramı içerisinde 40 son durak mıdır?Bu boyuta kadar gelmiş olanların basit bir hareketle düşüşe geçmelerine çok sık rastlanır mı? Teşekkür ederim.

Hülya Çoban 
 27.04.2007 23:41
Cevap :
merhaba kırkıncı boyutu unutmamamız ve öyle bir hayalimiz olması için bu dünyada bize birçok şey onu hatırlatmaya çalışır. O boyut hayal bile edebilmek bulunduğunuz boyuta bağlıdır. O boyuta geçtikten sonra direkt Allahın koruması altında olursunuz düşme diye birşey olmaz. Orayı hayal edebilmek nasıl birşey olduğunu kavrayabilmek bile bu günkü dünya bilgilerimizle mümkün degildir orası en sonun içindeki birinci basamaktır. Ama sonu hayal etmemiz için sonu anlayabilmek gerekir. Belkide son dediğimiz nokta o muhteşem sonsuzluğun içinde çok ufak bir noktadır Bende birçok insan gibi oyle bir yer olduğunu biliyorum sadece sevgilerimle  29.04.2007 13:34
 

Demekki insanoğlunun egosunu yenip sonsuz sevgiye ulaşması için, bir çok işaretler kah açık açık, kah dolaylı yollardan sunulmuş.Bunları algılayıp ,egosunu yenene gerçek sevgiye ulaşabilene, ne mutlu.

YA?ANUR KADIO?LU 
 30.03.2007 11:53
Cevap :
selam, tabiki işaretler ve mesajlar hep bize gelir. Gelirde biz kaçını farkedebiliriz esas sorun burada mesajları kesen görmemezlikten gelmemizi saglayan yine egomuzdur. Mesaj bazen bir şarkı ile gelir, bazen bir dizinin oyuncusu ile gelir, bazen bir çocukla gelir, bazen bir dostumuzla gelir, bazen sevgilimizle gelir ama hep gelir. Biz farketmeye başladığımızda farkettiğimiz kadar birlik bilincini yaşarız. Sevgilerimle.  30.03.2007 13:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 3327
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster