Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
250
 

Alacakaranlık

Alacakaranlık
 

Farkında olmalı insan
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, 
Fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve 
en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını
Fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu
Fark etmeli.

Henüz bebekken ‘Dünya benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,
Ölürken de aynı avuçların ‘Her şeyi bırakıp gidiyorum işte!’ 
Dercesine apaçık kaldığını
Fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.

Baskın yeteneğini
Fark etmeli sonra.
Azrail'in her an sürpriz yapabileceğini,
Nasıl yaşarsa öyle öleceğini
Fark etmeli insan

Ve ölmeden evvel ölebilmeli.
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte
Ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini
Fark etmeli.
Eşref-i Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) olduğunu
Fark etmeli.

Ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni, 
Dikenin hemen yanı başındaki gülü
Fark etmeli.

Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde
Çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını
Fark etmeli.
Eşine ‘Seni çok seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü
Fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini, ama arka
Sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu
Fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek
Kırıntılarını yemekte gizlendiğini
Fark etmeli.
Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.


Farkında olmalı insan diye başlıyor ve ömür dediğin bir gündür o da bugündür diyerek bitiriyor Can Yücel.
Bu ikisinin arasına da insanın hep bildiğini, hep gördüğünü sandığı ama aslında hiç farkında olmadığı varolmanın değerini ve yaşama mutluluğunu özenle yerleştirmiş. 
Geçenlerde bir arkadaşım, sevdiği bir komşusunun ölümü üzerine güzel dostluğu ve iyi kalpliliği anısına, veda yazısına eklemişti bu şiiri.
Varlık ve yokluk arasında bir sürelik yaşanmışlık, bir tadımlık mutluluk ve hüzün hepimizin payına düşen. 
Ve paylaştıklarımız...
Bir kitap, bir kap yemek, bir gömlek...
Hislerimiz, düşüncelerimiz...
Anılarımız...

Her Aralık ayı geldiğinde biten yılın bir muhasebesini yaparım.
Son yıllardaki durum tesbitim şu: 
Hem kendime hem çevreme bakıyorum, çok üzüldüğümüz, çaresiz hissettiğimiz, ateşi hissettiğimiz zamanlar var.
Bunların olması mı gerekiyordu diye soruyorum kendime .
Hamdım, piştim, oldum " niye demiş Mevlana ?
Yanmadan, erimeden anlaşılamıyor ve herkes kendi ateşinde yanıyor da ondan herhalde.
Peki biz bu kadar yanıyoruz da neden pişemiyor, olgunlaşamıyoruz acaba? 
Yaşanılan her şeyin bir nedeni var. 
Bundan gereken dersi almayı bilmediğimiz, öğrenemediğimiz için mi ?
Hepimizi farklı bir sebep uyandırıyor. 
Ya uyanık kalmayı, yani diri olmayı seçiyoruz ya da tekrar gözümüzü kapayıp, kendimizi uyuşturmayı. 

İkincisi çoğumuza kolay geliyor. 
Birincisini tercih edersek kader felsefesinin " ne ektiysek onu biçmek " olduğunu anlayıp, neyi ektiğimizi ve neyi biçtiğimizi daha iyi kavrarız.
Bu da nereden başladığımızı, nereye vardığımızı anlamak ve nereye gitmekte olduğumuza ilişkin bilinci uyanık tutmak, yani " yaşamak " demek.
Hem kişisel hayatımızda hem de içinde bulunduğumuz toplumda.

Başkalarına bakıyorum, kendime bakıyorum. Kendimize ve aslında ufacık olan şeylere nasıl büyük manalar yüklediğimizi, gururu, hırsları, kızgınlıkları, alınganlıkları daha iyi fark ediyorum. 
Bütün bunların insan olarak kendi aczimizden geldiğini ve bırakın kâmil insan olabilmeyi, gayretinin bile ne kadar zorlu olduğunu anlıyorum.

Sınırlı bir zamanımız var, bakın ömrümüzden koca bir sene daha geldi gidiyor işte!
Biz nereye koşuyoruz?
Ne kadar akıllı, ne kadar güzel, ne kadar güçlü olursak olalım bir hiçiz aslında.
Evet, her şey bu evrende bir hiç! 
Koca bir çölde bir kum zerreciği kadarız hepimiz. 

Halbuki kendimizle ve sahip olduğumuzu zannettiğimiz şeylerle nasıl da övünüyoruz çoğu zaman.
Bu dünyadan ne aldıysak kısıtlı zamanımızda, biz almadık, bize bahşedildi. 
Güzel işler yaptık, güzel şeyler gördüysek buna gayret gösterdiğimiz için bize hediye edildi.

" Yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü anlat bana" deriz ya hani uzun bir seyahatten dönenlere...
Sanırım ölünce de bize bunu soracaklar. 
Ne gördün ?
Gözlerin gerçekten görmeye değenleri gördü mü ? 
Yoksa hızlandırılmış bir filmin başrolünü oynama telaşında mıydın?
Görebildiğimizden daha çok şey var.
Görebildiklerimizin ötesinde de...
Bunun için kalp gözünü açmak gerek.
Sevmek,affetmek, yavaşlamak, sadeleşmek.
Bir de paylaşmak...

Bütün felaketlere, kötülüklere ve çirkinliklere rağmen iyi insanlar var bu dünyada.
Hem de tahmin ettiğimizden çok. 
İsimlerini bile bilmediğimiz, hiç tanımadığımız, birbirimizden binlerce, onbinlerce kilometre uzak ama aslında aynı frekansta olduğumuz, enerjilerimizin birbirine benzediği insanlar...


Aynı köke, aynı dine, aynı yaşam biçimlerine sahip olmasa da ruhları birbirleriyle uyumlu, aynı tekamül seviyesinde olan insanlar...
Ve dünya halâ bu insanların iyilikleri, emekleri ve umutları sayesinde dönüyor. 

Dünyanın var oluşundan günümüze kadar gelen zaman içinde ve kutsal dinlerin ortak sembolleri arasında 7 rakamının ayrı bir yeri ve önemi olduğundan bahsedilir.

"7 " tamamlanmışlığın, bütünlüğün, birliğin, göksel uyumun, mükemmel düzenin sembolü olarak bilinir.

Belki bir yıkımın sonunda ama yeni ve aydınlık bir dönemin başlangıcındayız.

Tüm kalbimle diliyorum.
201"7" bu dönüşümün başlangıcı olsun. 
Akşamdan sabaha değişmeyecek elbette... 
Yavaş yavaş ama her şey gibi tam zamanında olacak.

Ancak bütünlük ve birlik ile sağlanabilecek bu mükemmel düzeni yine ancak kalbi güzel, niyeti güzel, fikri, zikri düzgün insanlar gerçekleştirebilir. 
Sevgili okuyucu, vazgeçmeden yazının sonuna kadar sabırla gelmişseniz siz de onlardan birisiniz demektir. 
Bu dünyanın neresinde olursanız olun varlığınızı hissediyor, sizi seviyor ve güveniyorum.

Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

2017 yılı için okuduğum en güzel temenni ve yol gösterici yazıydı bu. Değindiğiniz üzere, aynı dine, aynı köke, aynı yaşam biçimine ve siyasi görüşe sahip olmasak da, aynı tekamül yolunda yürüyen ruhlarımızla kalbi güzel fikri güzel, niyeti güzel insanlar olarak 2017 yılında çok daha insani bir uygarlık yapabiliriz.

Muharrem Soyek 
 02.01.2017 19:00
Cevap :
Teşekkürler...Evet, çok daha insani bir uygarlık yaratabiliriz. En azından buna olan inancımı ve gayretimi hiç kaybetmemek isterim. Tekamül gayretinde olan fikri, kalbi, niyeti güzel insanların dünyanın her yerinde var olduğunu bimek de beni umutlu ve mutlu kılıyor.MB de de sayıları hiç az değil. Bilinci ve yüreği aydınlatan, farkındalık arttıran yazılarınızla sizi seviyor ve güveniyorum.   03.01.2017 12:19
 

(Devamı...) vardır.Kurallara göre, ekim-biçim her yedi yılda bir durdurulmalı ve herkes;(insan,hayvan )toprağın ürününü serbestçe alabilmelidir. Bir tür periyodik, teolojik dinlenme ve ödüllendirilme dönemidir bu dönem. Üç büyük tek tanrılı dine göre yeryüzü yedi günde yaratılmıştır. Peygamber Yusuf'un rüyasında gördüğü yedi şişman inekle, yedi cılız inek, şeytan taşlamada (cemre) 'yedi taş' kullanılması, Hristiyanların yedi meleği ve yedi günahı, yedi uyurlar ve yedi bilgeler gibi yedi sayısının kutsallığını gösteren daha bir çok örnek bulunmaktadır. Cennetin yedi kapısı vardır. Mevlana, ünlü eseri "Mesnevi"sinin yedi cilt olmasına muhtemelen bu kutsallık nedeniyle özen göstermiştir. (U)mutlu, güzel bir yıl dileğiyle...

Ersin Kabaoglu 
 27.12.2016 16:01
Cevap :
" 7" sayısının özelliğine ve kutsallığına ilişkin yazıma yaptığınız zengin örneklendirmeli katkıya çok teşekkürler. Entellektüel birikiminiz ve aynı zamanda tevazunuz, zarif ve zengin kişiliğinizle iyi ki varsınız değerli Ersin Kabaoğlu. Sizi seviyor ve güveniyorum. Mutlu ve evet, umutlu senelere...  27.12.2016 17:17
 

Emeğinize, sunumunuza teşekkürler. Bir iki küçük ekleme yapmak gerekirse; eski teolojik ve felsefi inançlara göre, yaratıcı ilkelerin duygusal güçleri ifade eden bir üçlüsü (faal akıl, pasif bilinçaltı ve iş birliğinin düzenleyici gücü)ile beraber maddenin dört unsuru (Hava: Us, Ateş: İrade, Su: Duygu, Toprak: Ahlak) mevcuttur. Bunların toplamından, kutsal yedi sayısı doğmuştur. Diğer bir görüşe göre ise; söz konusu bu kutsal inanç eski Babil'lilerin gökyüzünde saptadıkları yedi yıldızdan doğmaktadır. Bu sayının kutsallığı genel bir inançtır. Sümer, Babil, Mısır, Yunan, Roma v.b. gibi çeşitli güçlü ve etkileri derin olan uygarlıklarda inanıldığı gibi, bu kutsallığa dair fikir, dini otoritelerce de geçerli kutsal gerçekliğini sürdürmüştür.Yedi kat gök, yedi kat yer, haftanın yedi güne bölünmesi inançları hep bu temele dayanır. Araplarda Seba olarak geçen yedi sayısı, Arap inançlarına göre birçok bakımdan kutsaldır. Musevilikte "kutsal şamdan" yedi mumludur.Ayrıca bu dinde"Şabat" yılı...

Ersin Kabaoglu 
 27.12.2016 16:00
 

Yazının sonuna kadar okuduğumda bana hitap edişiniz var ya, teşekkür ederim gülümseyerek. :-) Ben yaptım, ben başardım demek kibirdir aslında, yapmak için, başarmak için yapılan gayretin karşılığı bir lütuf bir hediyedir. Çiğdem hanım, bugün varız, yaşıyoruz şükürler olsun ama ya yarın? Bu yüzden kalp kırmamaya, insanları incitmemeye özen gösteririm ve ne gariptir ki iyilik yapmaktan hoşlanırım. Bu hareketlerimin sonunda genelde mağdur olup üzülen ben olmuşumdur, olsun, ömür kısa uzun yaşam ise l metre karelik yerde başlıyor, selam ve sevgiler size...

Yurdagül Alkan 
 27.12.2016 14:30
Cevap :
Bu satırları yazan bilincin ve gayretin önünde saygıyla eğilebilirim. İyi insanların hak ettikleri ödül, aciz kullardan değil, her şeyin hakimi Allah' tandır.İyi ki varsınız! Sizi seviyor ve güveniyorum. Mutlu senelere...  27.12.2016 16:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 475
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 784
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster