Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '09

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1102
 

Alaköprü/Malabadi/Hasankeyf

Alaköprü/Malabadi/Hasankeyf
 

Görmel(Alaköprü)Köprüsü-Üzerinden geçen araca bakın. Foto:sarivadi.com


Batman/Kozluk İlçesinin iki köyünde, tam on yıl öğretmenlik yaptım.
Tam on yıl.
Batı’daki ön yargılı kişilerin, ”yaşanmaz” dediği bir yerde, tam on yıl.
Batman, adını duyanların irkildiğini biliyorum.
Abuk sabuk konuştuklarına da şahit oldum insanların.
Doğu şöyle. Orası böyle.
Ben yaşadığım yerleri hep sevdim.
Anadolu’daki güzellikleri, birlikte yaşadığım insanları, atandığım yerlerin doğasını benimseyerek özümsedim, bir nefes gibi içime çektim.
“Eğer bir yerde insan yaşıyorsa, orası güzeldir.” Anlayışı ile yakaladım hayatı.
Güzellikleri, arkadaşlıkları, dostlukları…
Ülkemin, dört yanından arkadaşlarım oldu. Hala görüşüyorum onlarla. İlişkilerim devam ediyor.
On yıl Batman’da, beş yıl Toroslar’ın tepesinde yaşamış bir öğretmenim ben.
“Nasıl yaşadın ya. Gelemedin mi memleketine. Bir torpil bulamadın mı? Ne şanssın adammışsın.” diyenlere “yanlışlarını” anlatmak çok zor.
Ben kendine göre şanslı adamım. O kadar. Başkası ne derse desin.
İnsanlarla, çok iyi ilişkilerim oldu dedim ya.
Tanımadığım insanların, evlerine misafir oldum. Yolda, sarı sıcakta yürüyen birisini arabama aldım. Zarar etmedim. Beklemediğim bir yerde yararını gördüm. Doğuma yetiştirdiğim kadının bebeğine isim verdim. Akrep ısırmış birisini, gece yarısı hastaneye yetiştirip hayat kurtarmanın mutluluğunu yaşadım.
Canlı arkadaşlarım oldu. Çok arkadaşlarım.

Benim cansız arkadaşlarımda oldu.
Karşısına geçip oturduğum, konuşmayan arkadaşlarım.
Konuşmadan, birbirimizle sadece bakıştığımız arkadaşlarım.
Ben onların sırtına bindim. Üzerlerinde gezindim. Saatlerce teperinde kalarak, sağa sola bakındım.
Aşınmış yüzlerindeki, yüzyılların izlerini aradım. Bilge kişilerin, ayak izlerini sordum.
Kimdi bu arkadaşlarım?

Köprüler.
Taş yığını olarak, gördüğümüz köprüler.
Ben Anadolu’da yaşadığım yörelerdeki bazı köprüleri çok sevdim.
Dedim ki; Bu köprüden Yunus Emre geçmiştir. Şu geçmiştir…Bu geçmiştir… Onların bastığı yere benim ayağımda basıyor mu acaba?
Acaba; Karamanoğlu Beyleri, benim baktığım köprüden, benim gibi bakındı mı?
Aynı yere bakabildik mi? Şu kuşlar o zamanda var mıydı? Şu ağaç o günlerden mi kaldı?
Ben seviyorum böyle düşünmeyi.
Benim unutamadığım köprülerim var.
Bazılarına göre taş yığınları.

Taş köprüler.
Yüzyılların ötesinden, bu günlere şahitlik eden köprüler.
Geçmişin ayak izlerini, atların nefesini, öküz arabalarının tekerlek izlerini gizleyen köprüler.
Bir suyun iki yakasını birleştiren vuslat köprüleri.
Haramilerin bile, ele geçiremediği köprüler.
Bütün insanlığın, ortak malı köprüler.
Benim iki köprüm oldu.
Birincisi, Ermenek İlçesinde, Göksu Irmağı üstünde, vadinin en dar ve sarp yerinde yapılmış bir köprü.
“Görmel Köprüsü” ya da diğer adıyla “Alaköprü.”
Selçuklu mimarisinin bir şaheseri. (1306) yılında Karamanoğullarından Mahmut Bey’in oğlu Mirza Halil Bey ile Bedreddin İbrahim Bey ile birlikte oldukları saltanat yıllarında yaptırdıkları yazılıdır.) Yapımı devam eden, Ermenek Barajı’nın suları altında kalacak olması yöre halkını üzmektedir.
Günümüzde böyle bir köprü yapacak usta yok. Doğa ile uyum içinde bir köprü.
Yöre insanlarına, karşılıksız hizmet vermeye devam ediyor.
Yanına yeni bir köprü yapın. Yeni köprünün üstünden geçmem.
İlle de Alaköprü.
Ben Karamanoğlu Beyleri, Ermenek Köylüleri ile birlikte yürümeliyim.
Sevdaları olmalı köprülerin.
Hikâyeleri olmalı, dilden dile dolaşan.
Bütün insanlar; köprüye taş yığını olarak değil, bir insan olduğunu düşünerek bakmalı.
İnsan gibi bir köprü, Görmel Köprüsü. (Alaköprü.)
Kıyabilir misiniz, bu köprüye?

Batman'da, çalıştığım köyün tam karşısında, her sabah uyandığımda bir selam çaktığım, el salladığım bir arkadaşım daha vardı.
Malabadi Köprüsü.
(Malabadi Köprüsü dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Köprü, Diyarbakır'ın Silvan ilçesi sınırları içerisindedir. Köprünün 1147-1148’de Artukoğulları zamanında yapıldığını yazmaktadır tabelasında.)
Dağlardan gelen, derin ve dar bir vadi içinde sıkışmış, hırçın suların sakinleşmeye geçtiği, sinirlerinin yatıştığı en dar yerde kurulmuş Malabadi Köprüsü. Köprünün altından geçen sular bir yayılıyor ovaya. Zannedersin sular akmıyor. Farklı bir hayat başlıyor.
Düne kadar üstünden, kırk tonluk araçların geçtiği bir köprü Malabadi.
Aşklara konu olmuş. Adına türküler, şiirler yazılmış bir köprü.
Üstünde iki sevdalı aşığım buluşmasına köprü değil, kötü kişiler engel olmuş.
Belki de hasretleri bitiren, “Malabadi Köprüsü’nün” üzüldüğü tek olay budur.
Köprüdeki tekerlek izlerinin aşındırdığı taşların dili olsa da konuşsa…
Malabadi Köprüsü’nün şimdilik sorunu yok.
O tanıklığına devam ediyor, geçmişin.
Geleceğe dem tutuyor.

Hasankeyf.
(Artuklular'ın, 1101 yılında buraya hakim olması ile gelişen kent. Orta Çağ'ın önemli şehirlerinden birisi. Artuklular, Hasankeyf'te de önemli eserler bıraktılar.)
Dicle’nin üstünde kurulu eski köprünün sadece ayakları kalmış. Köprü ayaklarının bile yapısı, Hasankeyf’te müthiş bir köprünün olduğunu gösteriyor. Bu ayaklar üstüne, insanın gözlerini kapatıp hayali bir köprü oluşturması bile güzel.
Hasankeyf’in tarihi dokusunu, görselliğini oluşturacak bir teknoloji yok günümüzde.
Çok büyük yapılar oluşturup, kurabilirsiniz. Uzaya, günü birlik gidip gelebilirsiniz.
Yeni bir Hasakeyf, inşa edemezsiniz.
O’nu oluşturan, değerli kılan zaman.
Onu değerini arttıran, geçmişi.
Bir Hasankeyf var. Başka yok
Bu gün ülkemizde, ırmakları boğup barajlar yapıyorlar.
Baraj yapıp su biriktireceğiz. Su kalkınmadır. Bol ürün elde edeceğiz. Yöre zenginleşecek. İnsanlar mutlu olacak.
Bırakın, nasıl mutlu olacağıma ben karar vereyim.
Bir baraj yaparken, bin yıllık tarihi dokuyu, bir köprüyü yok etmek bana doğru bir şey gibi gelmiyor.
Dağal ve kültürel varlıklarımızı, korumamız gerekiyor.
Sonuçta bir baraj, yüz yıl geçmeden ömrünü tamamlıyor.
Baraj yapımıyla, yörelerin ekolojik dengeleri bozuluyor.
Belki çok ürün alınıyor.
O yöreye özgü birçok canlı yok oluyor. Bitkiler, hayvanlar…
Biz farkında değiliz.
Geleceğe çok iyi bir yatırım değil bazı barajlar, tarihi dokuları yok etmek hiç doğru değil.
Baraj enerji içinse, başka enerji elde etme alternatifleri bulunmalı. Var da.
İlla ki bu baraj yapılacak diye doğayı, tarihi yok etmenin anlamı yok.
Fırtına vadisi, yapılacak barajlardan değerlidir.
Alaköprü’yü satılığa çıkarsan, etiketine yazılacak bir değer yoktur.
Hasankeyf, üzerine yapılacak barajdan daha değerlidir.
Barajlar, göletler yapılmalı.
Doğa ve tarihi dokular talan edilmemeli.
Hesaplar doğru, ve uzun vadeli yapılmalı.
Ermenek Barajı’nın, Ermeneklilere yararı olmayacak.
Nasıl ki, Gönen Barajı’nın Yenicelilere yararı olmadığı gibi.
Gönen Barajı su havzası Yenice İlçesi’nin kıt arazisini elinden aldı. Gönen ve Bandırma zengin oldu. Yenice hala fakir. Daha da fakir.
Ermeneklilerin, Alaköprüsü olmayacak.
Denizleri olacak. O güzelim taş evlerinin pencerelerinden denizi seyredecekler.
Göksu Vadisindeki arazileri zaten elden gidiyor. Kayaların arasında, sekiler yapıp bir şeyler ekemeye devam edecekler.
Saltanatı, barajın alt yanındakiler sürecek.
Bazıları gülerken, bazılarına ağlamak düşüyor bu Dünya’da.
Ağla Ermenek.
Alaköprü’nün üstüne çıkta, son kez ağla.
Belki, birileri sesini duyar. Birileri elinden tutar. Başka bir yere çekip gidersin belki.
Ben sesini duyuyor ve seni anlıyorum.
Elimden bir şey gelmiyor.
Affet beni/bizi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 420
Toplam yorum
: 596
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1554
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster