Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1738
 

Alamanya, Alamanya!

Alamanya, Alamanya!
 

'Alamanya, Alamanya.. Benden kahırlı olamanya!..' Aş uğruna, bunca yollar tepildi. Güzel bir dünya için söylendi bütün iyi dilekler. Gurbet ellerde 'Alamanya, Alamanya' diye diye... Gurbetçilik.. Kına yakılır gibi yakıldı türküler 'Gurbet' üzerine.. Kimi, şimdilerde olmayan bir çift öküzünü hayalledi.. Kimi de dert küpü oldu: 'Dertleri, hasretleri, acıları ' çekti üzerlerine bir sünger gibi..

Kimi bir limon gibi sıkıldı. Gözyaşından başka bir şey akmadı.

Cemal, karısı Haticeyi aldı karşısına bir gün: 'Bu aklın cebe konacak yanı kalmadı garik'' dedi. Ve, kararlaştırdıkları gibi, ver elini Alamanya!.. Ömür boyu tütün işcisi olmak.. Kandilde tükenen yağ gibi için için erimek.. İnsan eskisi olarak bir köşeye atılıvermek..

Yazın başı pişenin, kışın aşı pişermiş.. Laf!.. Bunca uğraşlar.. Tütün, mütün.. İş, miş... N'oldu sanki? Kimi zaman aşı pişirmek için ateşi bile bulamadılar.. Tavan fiyat... taban fiyat.. Nutuk, mutuk.. Ver elini Alamanya!.. De gidinin efesi de!... Hele şükür.. Dertler geride kaldı şimdi..

Alamanya bir alem. Alamanya, Türkiye'ye benzemiyor. Buralarda herkes testisini kendisi yapıyor, kulpunu da kendisi takıyor. Hele hele burda, eşek eşeği bile 'ödünç' kaşıyor.. Sen kimin evini soruyorsun hemşerim!.. Hı!??

O da ne?! Karıkocaya, ilk geldikleri gün : 'Size burada iş, miş yok!' denir. Hoppala!.. Sonra? Sonrası sağlık.. Araya hemşerileri girer. Fransa'nın güneyine, dokuma işcisi olarak yollanırlar aynı gün..

Hatçe kadın, kocasıyle iş dokur, çile dokur, ömür dokur.. Aradan epey zaman geçer, gurbetçinin hastalığı tutar: 'Sıla Özlemi !'... Paris nire, memleketi nire.. Dayanmak marifet, dayan bre !.. 'Bizim memleket gibisi yok.. Bizim memleket, on defa Paris eder! ' Tezgahlarını, Parisin varoşlarında kurmuşlardır.

Bir aylığına izine gelirler nihayet.. Yola çıkmadan önce. Bir şirket, her ikisini de bilumum kazalara karşı sigorta eder..

Kader bu. Memleketlerine geldiklerinin daha ikinci günü. Cemalcik, 'Peguet' marka otomobili denemek ister. Tam viraja girdiğinde kayar araba. Doğru şarampol.. Cemal'de kafa üç yerden kırık.. Sol kol kırık. Parmaklarının ikisi kopuk.. Karısı ise, üçlü sacayağının üzerinde gözleme pişirmekle meşguldür..

Karısı Hatçe'nin aklına, birden o sigortacı gelir. Alır telefonu eline. Bozuk Fransızca'sı ile anlatır durumu.. Böyle, böyle diyerekten..

Şirket, bir hastane uçağı kaldırır gece vakti Türkiye'ye doğru.. Ağır yaralı Türk vatandaşı Cemal'i alıp, Paris'e getirecek ve hastaneye yatıracaaktır. Havaalanında da, şirket bir ambulans bulundurur.

Uçaktan bir profesör, bir doktor, bir hemşire bir pilot iner. Doğruca Cemalin memleketine gitmek için ambulansa dolarlar... Cemal'e ulaşırlar. Onu ağaç kabuğu gibi bir muşambaya sararlar. Çift katlıdır. Havasını alırlar. Muşamba, Cemal'in vücut şeklini alır. Kulpu da vardır. Paket gibi paketlerler Cemal'i.. Kıpırdayamasın diyedir bu.. Ve aynı gece uçak, Paris'e gitmek üzere burnunu pistten yukarı kaldırır. Günün ilk ışıklarında uçak Paris'te, hasta da hastanededir.. Tastamamı olaydan bu yana tam beş saatlik bir operasyon yapılmış, iş bitmiştir.

Bizde de uçak var, doktor var, ambulaans var.. Varoğlu var. Ama orta yerde incelikler var. Bizde, ambulansa kimse yolvermek istemez. Sirenler boşa çalar.. Kimi ambulansın insanları, ağır kanlıdır. Düğüne gider gibi ağırdan alır zamanın zevkini çıkara çıkara.. Kimi ambulans vardır, hastası sabaha karşı çağırmıştır. Taşıyıcısı olmadığı için de 'bir-iki adam bulun da hastayı sedye ile indirelim' denir... Evin bir cılız oğlanı, bir kocakarısı vardır.. Ve ambulansın doktoru, hasta tarafından medet umar sabaha karşı..

Bir eğitim eksikliği, bütün iliklerimize işlemiştir. Sürücüye: 'Ambulansın sirenini duymuyor musun! Niçin yol vermiyorsun!' diye çıkışacak olsan, 'Abi bu ambulansı oyuncak haline getiriyorlar bazen. İçinde hasta olmadığı halde sirene basıp, arabayı bas bas bağırttırıyorlar. Neymiş efendim, şöför yemeğe yetişecekmiş evine.' Trafikten yol açıyorlar kendilerine böylelikle!..' Daha neler... Neler...

'Biz ne zaman adam oluruz diye, zaman zaman sorarız kendimize ve etrafımıza.. Sahi!.. 'Biz ne zaman adam oluruz?' Cevabı hazırdır bunun: 'Biz mi? Biz, bu kafa ile adam olamayız!..'

Doğru mu dersiniz!..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet bu ışığın anlamını biz okulda "yavaşla" diye öğrenmiştik. Oysa sarı ışıkta hep gaza basılıyor. Demek ki sadece öğrenmişiz; eğitilememişiz. Bu bir örnek, hayatımızı özetliyor gibi gelir bana ve evladıma; "kurallara uy" mu desem, "uyma" mı, bilemem. Selamlar, sevgiler, maviyle...

derinmavi.. 
 11.07.2007 15:27
Cevap :
Evet.Çocuklar önemli.Onlara öğretilecek çok şeyler dediğin gibi..Ay ben bu siz-li...Bizli kelamlardan sıkıldım.SEN diye hitabediyorum artık.Hemşeri değil miyiz? Resmiyete ne gerek var.Zaten ilişkilerimiz hep sanal. Sanallığa körü körüne uyup,işleri daha da sanallaştırmayalım.Kalın sağlıcakla..Mavi hülyalarla..  12.07.2007 18:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 862
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster