Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
329
 

Alanlar neden boş

Alanlar neden boş
 

Altı Kaval Üstü Şishane!


Alanlar neden sessiz, toplumsal muhalefet neden battı gitti?

GSYİH…

Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla…

Ülkede üretilen toplam mal ve hizmet… Krizin en temel ve önemli göstergesi olarak GSYİH’da yılın ilk çeyreğinde (yani Ocak-Şubat-Mart döneminde), geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13, 8 oranında bir düşme açıkladı TÜİK. Bu daralmadan kaynaklanan bir başka gelişme ise resmi işsizliğin yüzde 16’ya sıçraması oldu. Genç kesimde bu oran daha da vahim; yüzde 30 civarında… TÜİK gibi, AKP hükümetini kamuoyunda aklamak için gerçek rakamları gizleme örgütü bile rakamların altında ezilmeye başladı bu ülkede.

TÜİK’in bir başka açıklaması sanayi alanında.

Sanayi üretimindeki daralma…

Sanayi üretimi ekonomik büyümenin öncü göstergelerinden birisi durumunda. Ağustos 2008’den beri küçülmesi devam eden ve yüzde 23, 7 ile rekor kırdığı Şubat ayından itibaren sanayi üretimindeki daralma, Mart ayında yüzde 20, 9 ve Nisan’da yüzde 18, 5 olmuştu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Aylık Sanayi Üretim Endeksi Mayıs 2009 verilerine göre yüzde 15 civarında küçülmesi beklenen sanayi üretimi, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17, 4 oranında azaldı. Tabii ki, bu oran ortalama bir oran. Alt sektörler incelendiğinde daha vahim bir tablo ile karşılaşılıyor. Yüzde 42 ile en büyük düşüş otomotivde yaşandı. İkinci büyük daralma yüzde 29 oranıyla metal ürünleri imalatında cereyan etmiştir.

Ama Türkiye sanki güllük gülistanlık gibi, kimsenin sesi çıkmıyor? 17 Mayıs’ta Tandoğan’a ancak birkaç yüz bin kişi çıkabildi. Gene bunu müteakiben Gündoğdu daha düşük bir profil verdi. Toplumsal muhalefet artacağına battı gitti.

Bir zamanlar masaya attığı yumrukla “5 kuruş zam aldım memura” diye övünen Karayalçın gibi, Türk İş de bir iki eylemle ikinci dönemde artışa yüzde bir puanı başarı hanesine yazmış görünüyor. Ancak gerek AKP binaları önünde yapılan basın açıklamalarında olsun, dünkü (7 Temmuz 2009 günü) yapılan çalışmama hakkını kullanarak bir saatlik oturma eyleminde olsun işçilerde eski eylem şevkini göremedim ben. Eski dinamizmini yitirmiş, sanki cemaatleşmiş ve itaate alıştırılmış, biat etmiş bir sınıf var karşımızda.

Peki, niçin grev yok?

Çadırlar kurulmuyor davul zurnalar eşliğinde, düğüne gider gibi?

Gösteri yürüyüşleri ve mitingler battı gitti sanki yerin dibine! Baskının olduğu yerde direniş de vardır diye inanırdık biz. Bu basit sosyolojik tahlili bütün ilericiler, devrimciler, demokratlar mahfillerde tekrarlar dururlardı. Bu derece ağır ekonomik, politik baskıya, ülkeyi korku imparatorluğuna dönüştüren, bir polis devleti haline getiren otoriter uygulamalara karşı direniş nerede?

2001 ile 2008 döneminde, 7 yıllık dönemde işçilerin yaptığı eylemlerin dökümü yapıldığında toplumumuzun ne kadar itaatkâr bir toplum haline geldiğini daha da çarpıcı bir şekilde kavrayacağız.

Türkiye’de çalışabilme yaşında olan 21 milyon insan bulunmaktadır. Bunlardan ücretli kesimlerin sayısı da 12–13 milyon civarındadır. Ve vaktiyle kamu kesimi sendikalı işçi sayısı yüzbinlerle (600–700 bin civarında) ifade edilirdi. Son yedi yıllık dönemde, 12–13 milyonluk) toplam çalışan kesim içinde toplusözleşme yapabilen işçi sayısı yıllık 400 bin civarında dolanmaktadır. Kamu kesimi toplusözleşme yapan işçi sayısı da 251 binlere kadar düşmüştür. En hızlı ve çılgın dönemi geçtiğimiz 7 yıllık Haçlı gericilik döneminde yaşanan özelleştirmeler, taşeronlaştırma faaliyetleri işçi sınıfının hem sayıca azalmasına, hem de nitel özelliklerinin değişmesine neden olmaktadır. Aynı dönemde grev silahını kullanan işçi sayısı ise gülünç derecede düşüktür: Yılda ancak 6–7 bin civarında işçi grev silahına sarılmıştır son 7 yılda. (Mustafa Sönmez/ Sokak Neden Suskun?/Para-Meta-Para/ Cumhuriyet/ 6.7.9)

Hani ülkemizin dinsel durumunu belirtebilmek için “yüzde 99’u Müslüman” deyimi vardır ya! Burada da aynı rakamsal benzetmeyi kullanacağız. Yüzde 97’si toplusözleşme gibi bir demokratik haktan yararlanamayan bir ülke… Tabii bunun içinde karanlıkta olanı var; yani kaçak çalıştırılanı, kayıtdışı denenler (3 milyonu bulduğu belirtiliyor.) Kamu emekçilerinin de grev hakkı yok zaten biliyorsunuz, (bunların miktarı da 2 milyona yaklaşık.) Toplam 8, 5 milyonluk sigortalı içinde çalışanı 10’dan az olan işyerlerinde çalışmaktadır. Ayrıca çalışanı 10–49 arası olan küçük işyerlerinde toplam 2, 5 milyon işçi çalışmaktadır. Buralarda tam bir Ortaçağ ortamı ya da 19. yüzyıl vahşi kapitalizmi koşulları hâkimdir. Kapılarından sendika giremez. Yani yüzde 97 rakamı gerçeği ifade etmektedir. (rakamların kaynağı, age)

Örgütsüzlük, toplumun tarikatlara, cemaatlere parçalanması, eyaletleşme yönünde gerek insani olarak, gerekse hukuki olarak hazırlanması, milletin dağılma sürecine girmesi, yurttaşın ümmete dönüşmeye başlaması; işte asıl etkenleri bu süreçlerde aramak gerekir alanların boşalmasında, sokağın boşalmasında, direnişin kırılmasında.

Herkesin bildiği kara bilgileri akşam sabah tekrarlayıp duracağımıza çözüme yoğunlaşmak, taşın altına elimizi sokarak önce örgütlenmek ve sonra örgütlemek gerektiğine inandığımız zaman durum değişmeye başlayacaktır.

Yani değişmeye, dönüşmeye önce kendimizden başlamalıyız! Çözüme giden sürecin ilk adımı budur.

KıvılcımHaber

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yoksa ülkede sorunlar çok azaldı da ondan mı?

Emine Su 
 23.05.2010 10:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 494
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster