Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
936
 

Alçaklardan esen eylül rüzgarları...

Alçaklardan esen eylül rüzgarları...
 

12 Eylül 1980 despotizminin yol açtığı yaprak dökümü felaketi


Sınıflı toplumlar, aynı zamanda sömürünün olduğu toplumlardır. Sömürenler, sömürü koşullarının devam etmesi için, toplumun gerçek ayrışması olan sınıfsal ayrışmanın anlaşılmaz hale getirilerek başka bir takım değerler çevresinde parçalanmasını isterler! Bunların en işe yarayanları, etnik ayrıştırma ve dinsel ayrıştırmadır.

Toplumdaki sömürü sorununu bireyler, kendi bireysel sorunları olarak, ya da sınıfsal bir sorun olarak düşünüp çözmek isteyebilirler. Bireysel bir sorun olarak görüp çözmeye kalkıştıklarında rakipleri sömüren sınıf değil, kendi sınıfının bireyleri olmaya başlar. Bu, sömürülen sınıfın birey birey parçalanması demektir.

O halde toplumun sömürü sorununu, sınıfsal bir sorun olarak görüp çözmesi gerekir. Ancak o zaman, sınıfın üyeleri birbirlerinin rakibi olmadıklarını anlarlar. Sömüren sınıf bunu çok iyi bildiği için, toplumun sınıflara ayrılmasını istemez.

Sömüren sınıf, tam bu noktada sınıfları reddetmeye kendinden başlar ve toplumun “etnik” ve “dinsel” temellerde ayrışmasının önünü açar.

Sömürülen insanlar, bu dinsel ve etnik kavramlar etrafında da, üzerlerindeki sömürü sorununa bir çözüm bulmak umuduyla toplanırlar. Sömüren sınıf ise, tamamen emekçilerden oluşan bu gruplar arasında çatışmalar yaratarak, toplumdaki parçalanmayı derinleştirir.

Toplum, sömürü sorununun çözüleceğini sanarak, bu kavramlar üzerinden birbirine düşer.

Sömüren sınıf, bu çatışmaların yoğunluğunun çok arttığı zamanlarda, yine sömürülen sınıfların güçlerinin bir kısmını kullanarak, olgun adam, anlayışlı adam rolünde, toplumun her kesimini tokatlayarak (!) oyunu yeniden başlatır.

12 Eylül, budur.

***

Emekçiler için etnik ve dinsel farklılıklar sürtüşme nedeni olamaz; emekçiler, bu kavramlar üzerinden sürtüşmenin nedeni de olamazlar. Bu etnik ve dinsel kavramları, sömüren sınıflar kullanır ve savunur. Sömürücü sınıf, - bal dolu kovandaki balı almak için arıcının arıyı duman körükleyerek uyuşturması gibi - topluma“din ve milliyet” duyguları körükleyerek emekçi sınıfını uyuşturur, sınıf bilinci edinmesini engellemeye çalışır! Böylece, emekçiler karın tokluğuna, tüketici sömürgenlerin boşalttıkları petekleri, yine tüketici sömürgenler için, yeniden balla doldurmaya devam ederler.

Sınıfsal saflaşma yerine dinsel, ırksal saflaşmalarla emekçilerin parçalanmaları devam ettikçe, emekçiler üzerindeki sömürü sorunu ve bu trajikomik oyun devam edecek gibi görünüyor.

Örneğin, “Kürt, Türk yoktur, hepimiz Türk’üz, ya da Kürt’üz, ya da daha da genişletirsek.. “Aslında biz dünya zabıtasıyız, toplayın ulan şu seyyar tezgahlarınızı... buraya hepimizi ihya edecek olan “Amerikan tezgahını” kuracağız... sizin de Kuzey Afrika’nın jandarmalığını yaptığınız yeter, kovuldunuz Fransızlar... hepimiz Amerikan’ız!” ya da benzerleri gibi savları ancak bir sömürücü sınıf ileri sürebilir.

Bu sömürücü sınıfın alt kademelerinde tuttuğu tuzu kuru “sınıf mümessilleri” de ellerine bit kadar bir kağıt alıp “örtmen”e şikayet etmek üzere “konuşanlar”ı yazarlar.Bu sınıf mümessilleri genellikle ispiyoncu ve tembellerden seçilir. “Örtmen”in istemediği şekilde konuşanları gammazlayıp “örtmen”in gözüne girer, böylece bedavadan sınıf atlarlar.

Yine “örtmen”in gözetimindeki sınıf içi tartışmalarda, sınıfındaki etnikleri hiçe sayıp aşağılayarak, “örtmen”in ve sınıfındaki kendine benzeyen tuzu kuruların gözüne girmek için “Kürtçe aslında Türkçe imiş!” diyerek saçma sapan bir tartışma başlatırlar. Bu konuda kendisine karşı çıkanları da konuyu didiklemekle itham edip, onlara terbiye sınırlarını aşan sıfatlar yakıştırırlar. Bu tutumlarıyla sokakta kavga ederken eline geçirdiği taş, terlik, odun... ne varsa hasmına fırlatan ağzı bozuklara benzerler.

Hem suçlu, hem güçlü tarzı!

Be hey sınıf mümessili ! Madem, hiçbir temele oturmayan, hiçbir bilimselliği olmayan, sağdan soldan çırpıştırıp “bilgi” diye “bilim” kategorisinde yayımladığın salatalara karşı çıkmayı “didiklemek” olarak ileri sürüyorsun, neden derinlemesine araştırma gerektiren çok ciddi ve hassas konuları gündemine alıyorsun!

Madem, bilimsel anlamda söyleyeceğin tek lafın yok, o zaman boyunu aşmayan sığ konular bul kendine! İnsanları da sanki bir laf etmişsin gibi başına toplama! Kaldı ki, bu lafların edeni de değilsin!

İnsanlığın bütün sorunlarını BİLİM çözer! Her kim bilimin ayağına çelme takıp, bilime dinamit koymuşsa, dinamit elinde patlar!

“Sözlerin bumerang gibi,
döner yaralarsa seni
ağzın dilin gereksizdir
susarsın!”

Gülten Akın

Tarih de öyle... Tıpkı “söz” gibi, kimsenin tekelinde değildir tarih!

Bugün ezberlerindeki tarih derslerini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp insanlığın önüne koyanlara bir gün tarih, kendi “unutulmaz ders”ini verecektir!..


Zelin Artuğ, 12 Eylül 2009, Yeryüzü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben,beş altı yaşındayken;sevgili babacığım,sağa döner,kürtçe konuşurdu,sola döner,tatarca konuşurdu,serçe parmağının arasına bir mendil sıkıştırıp rumca şarkılar söylerdi,şu düştüğümüz tuzaklara bakar mısın? Açık bilincine sağlık,nefis bir analizdi,teşekkürlerimle,SINIRSIZ SEVGİLER.

Şerife Mutlu 
 25.09.2009 16:38
Cevap :
Sevgideğer Şerife, Sınırsız... En çok bu sözünü seviyorum. Baban ışıklar içinde uyusun. Çok sevip de yitirdiklerimizin ışıkları da sınırsız olsun.. Tuzak?.. Bazen insan burnunun dibindeki tuzakları da göremiyor ne yazık ki.. Ustaca kurulmuş tuzaklara düşmek tarihin her sayfasında mümkün. Aslolan, "dün, dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım!" deyip yola devam etmek.. Sevgilerimle, can.  25.09.2009 19:27
 

...kaçınılmaz biçimde ölümcüldür. Amacına ulaştı darbe. Peki şimdi neredeyiz? Sermayenin ve sınıfının önünü açmak için herşey seferber edildi. Şimdi yazdığımız medya grubunun da yer aldığı burjuva medyası, sınıfsal bilinç bulanıklığının yaratılmasında, popüler kültür denen uyuşturucunun yaygınlaştırılmasından, burjuva siyasetine köşelerden destek olmaya kadar, tam zamanlı hizmet verdi. Ulaşılan noktada, sermayenin son hizmetkarı AKP nin anti-demokratik uygulamalarına karşı burjuva medyasının kendini savunacak durumda olamaması bir yanda, kavramsal bataklıkta boğulmayı bilimle felsefeyle karıştıranlar diğer yanda... Babil kulesine ulaşıldı sonuçta...

Haşmet Şenses 
 16.09.2009 3:33
Cevap :
Yorumunuz, yazıma, dipnot gibi düştü.. teşekkürler. Sevgi ve selamlarımla..  18.09.2009 1:52
 

''İnsanlığın bütün sorunlarını bilimçözer!'' Muhakkak ki öyledir...Ancak bu birazda onu elinde tutana ve kimin adına kullanana bağlı!.. 12 Eylül'e gelince abartılacak bir şey yok...O süreç zaten 12 Mart'ın gelişinden belliydi... Basiretleri bağlanmamış, deneysellikle bilgi dağarcıklarını bilimsel bilgi ve görgüyle doldurabilmiş,tüm ilerici,demokrat Kürt ve Türk aydınları,lafazanlık sınırlarını aşarak,varolan''Büyük hakikatı görüp,gerekli analizleri yapmak zorundadırlar!.Örneğin ''Kürt aydınları,''Diyarbakır cezaevlerinde,kendilerine ve yakınlarına yapılan bu planlı yıldırma ve yıpratma etkinliklerinin,hangi dış gücün de etkisiyle bu denli acımasızca yapıldığını düşünmelidirler! Çünkü o cezaevinden çıkanların kin ve nefretle doldurulmuş kadroları doğrudan dağa gittiler!... Ve aynı zamanda Kürt aydınları, Dersimli Dr.Şivan'nın ve arkadaşlarının başlarına,güney Kürdistan'da neyin,niçin ve kimler tarafından getirildiğini de iyice öğrenmelidirler!..Ve daha birçok şeyi...Dostça selamlarımla

zeki etferat 
 14.09.2009 19:14
Cevap :
Dersimli Dr. Şivan'ın ve arkadaşlarının başlarına güney Kürdistan'da neyin, niçin ve kimler tarafından getirildiğini... öncelikle sizin kaleminizden okumak isterim. Sonra başka kalemlerden de.. Loksandra'yı da... Tamama'yı da... Sonra Lumumba'yı.. Ceyhun Atuf Kansu'nun kaleminden mesela..
"(...)güçlüdürler, güçlü onlar: kongo zengin/ ezilmişlikle yoksulluk her yerde dilsizdir/dilsizdir fakir beyazlar ve zenci milyonlar/aldanıyoruz durmadan, elimizde ne var?/asyada, afrikada, güney amerikada,/perulu kızlar, viyetnamlı oğullar/ve sen lumumba/bedeni delik deşik zenci baba!"
Dostça selamlarım ve saygımla..  15.09.2009 17:17
 

Yaşadığımız sorunlara baktığın o evrensel gözü her zaman sevdim. Seni her zaman bütün arkadaşlarıma gururla önerdim. Ve her yazını lezzetle okudum... Şu an Türkiyenin gündeminde 'Kürt'' sözcüğü sıklıkla dolaşıyor. Zamanında 'Türkleri' kullanan o aynı güç, bu gün de ne yazık ki 'Kürtleri' kullanıyor. Ve birazdaha daha kullanacak gibi görünüyor. Günümüz dünyasının ortalama kültürü ne yazık ki evrensel değerleri sindiricek düzeyde değil henüz... Bu yüzden birçok kafadan birçok tonda ses çıkıyor. 'Kürt' ile başlayan bir çok sözcük üzerinde şu an polemikler yapılıyor ve yapılacak... Dil üzerine aklı başında tartışmanın yapılması gerekliliğine inanıyorum. Sn. Vakayinüvis belki de resmi ideolojiye yakın bir yazı yazmış olsa da, bu konunun konuşulması gerekliydi bence. Ben gerçekten Kürtçeyi enine boyuna yapısal ve tarihçe anlamında kavramayı istiyorum. Önümüzdeki yıllarda bu konuyla ilgili bir çok bilgi su üstüne çıkacaktır kanısındayım. Emeğin iktidar olduğu güzel bir dünya dileğiyle...

yeşilsoğan 
 14.09.2009 15:57
Cevap :
Merhaba Levent, bir insanı ya küfrederek susturursun, ya da överek.. Sen beni hep övdün, sağol.. Susturmak için olmadığını da biliyorum, çünkü dediğin gibi ortalama dünya kültürü,evrensel değerleri sindirecek düzeyde olmadığı için, henüz herhangi bir klik için tehlike arzetmediğim düşünülüyordur. Ben,"Milliyetlere, sınırlara ve özellikle de paraya" karşı çıkan, bunların yeryüzünden kaldırılması gerektiğini savunurken, "bunlarsız yapamayan kimseler" benim için "delidir, ne söylerse yeridir, ne hali varsa görsün!"diyorlardır en fazla. Öyle yapıyorum, ne halim varsa görüyorum. Bu arada yanlışları da görmeye çalışıyorum. Sözünü ettiğin şanssız kişi 'sn.' değil! Ağzı bozuk, üslubu, kafa yapısı bozuk olanlar "sn'olamazlar. Bak sana bir kaynak vereyim, İtalyanca bilen birine göster Levent. Madem Kürtçeyi enine boyuna kavramayı istiyorsun, al sana 222 yıllık bir kaynak:
http://www.institutkurde.org/bibliotheque/en_ligne/lingua_kurda/couvert.jpg
Saygımla..  16.09.2009 9:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 993
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster