Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
2065
 

Aldatan Kadınlar

Aldatan Kadınlar
 

Her şeye rağmen sevmek! Kayıtsız şartsız, koşulsuz... Acı çekmek ve sadece O'nu sevdiği için mutlu olmak. Aldatıldığını bilerek sevmek ve asla vazgeçememek... Hiç pişmanlık duymamak...

Çoğu kez romanlarda rastlanır bu tür marazi aşklara. Özellikle de Alberto Moravia duayenidir bu tür romanların. Eserlerinin çoğunda aldatılan tarafın erkek olması, aldatılma sonucu erkeğin sevdiği kadını hala seviyor olması ilahi bir rastlantı olarak Moravia'nın karşısına yıllar sonra çıkacaktır. 73 yaşındayken, 27 yaşındaki Carmen Liera ile evlendiğinde başına gelecekler hakkında bir tahmini elbet olmuştur!

Yaşadıkları ülkenin sınırlarından çıkıp, edebiyatın geniş coğrafyasında kendine özgü unutulmaz bir yer tutan aşklara baktığımızda, ihanetin hep var olduğunu görürüz. Iris Murdoch, Elsa Triolet ya da Simone de Beauvoir sıradan bir kadın olsalardı, eşleri / sevgilileri tarafından -her şeye rağmen- bu kadar sevilirler miydi?

Şair Franz Steiner'la ve Nobel ödüllü Elias Canetti ile yaşadığı dolu dizgin aşklardan sonra bir profesöre aşık olan Iris Murdoch hayatının aşkını sonunda bulmuştu. Ama bu tutkulu aşk da onu başka erkeklerin kollarından uzak tutamadı... O, bir insana sahip olmanın onunla sevişebilmek anlamına gelmediğini düşünüyordu. Bir insana sahip olmak demek ruhunu ele geçirmek demekti. Bedensel zevklerin paylaşımını aşkla karıştırmamak gerekiyordu ona göre.

Kocası onu "arkadaşım" dediği erkeklerle yakalasa da sevmeye devam etti. Her şeye rağmen Iris onun tanrıçasıydı ve özgür yaşamasına asla engel olmadı. Iris, alzheimer hastalığına yakalandığında ona bir bebeğe bakar gibi baktı. Hastalığın son safhasına kadar her şeyiyle bizzat ilgilendi,sevgisi hiç azalmadı...1999 da öldüğünde "Iris'e Ağıt" adlı kitabında onu anlattı. Sevdiğine bütünüyle sahip olamayan bir erkeğin acısı ve onu olduğu gibi kabul etmenin sancısı vardı yazdıklarında.

Simone de Beauvoir'a gelince, sıkı bir disiplin altında geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarına inat, Sartre ile tanıştıktan sonra özgür bir birlikteliği benimsemişti. 50 yıllık birliktelikleri süresince ayrı oturan ve çocuk yaparak birbirlerine bağımlı olmayı reddeden çift edebiyat tarihinin tanık olduğu en büyük aşkı yaşadı.
Beauvoir'ın aşık olduğu Nelson Algren'e rağmen...
Öyleki, Algren'le birlikteyken de, ona yazdığı mektuplarında da hep Sartre' dan söz ediyordu. Goncourt ödüllü romanı "Mandarinler"i sevgilisi Algren'e adayan Beauvoir için Sartre'ın yeri apayrıydı. Ve bir yürekte iki sevda oluyordu demek!

Adına ölümsüz şiirler yazdığı Elsa'nın ölümünden sonra eline geçen aşıklar listesi Aragon'u nasıl etkiledi bilemeyiz ama Aragon ve Elsa'nın aşkı geçen yüzyılın en büyük aşkları arasında yer aldığını biliyoruz. Hep öyle kalacağını da...

Eğer bir kadın aldattığı erkeği büyük bir tutkuyla sevmeye devam ediyorsa ve o erkekte bunu bilerek kadını sevmeye devam ediyorsa bunun adına "aşk" denilebilir mi?
Sadece merak ettim!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yanıta bakmak için döndüğümde Işıl Özgentürk'ün bir öyküsünü çağrıştırdı diğer yorumlar... " Sessizlik ve Sırdır Ötesi " adlı şiirsel öykü kitabında benzer bir konu işlenmişti ya öyküyü okuduğumda düşündürmüştüğ beni. İran'da geçen öyküler demettinden bir öyküydü. yazmadan duramadım ... selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 04.02.2009 20:15
Cevap :
Öykü sanırım Iris Murdoch'un düşüncelerini savunuyor... Üstelik İran'da geçmesi de ilginç!  05.02.2009 18:33
 

Denmez bence. Aşk iki kişiliktir bana göre. Sevgilerimle...

Özlem Akaydın 
 01.02.2009 20:11
Cevap :
Aramıza hoş geldin! Teşekkürler,sevgiler.  02.02.2009 12:02
 

Aşk'tır bence... Tende değil yürekte yaşıyorsa sevda O aşktır.... Ölmeyen,öldürülemeyense O Aşk'tır. Güzel, okunası, düşünülesi olmuş yazdıklarınız. Sağlıcakla.

kırıkkalp 
 01.02.2009 19:41
Cevap :
Teşekkürler sevgili mavi.  02.02.2009 11:55
 

Ünlü aşkları incelemek güzel bir şey, tahmin ederim, bu tadı almışsınızdır okurken. Ezgi hanımın bir yazısına yorumunuzu okudum. Belki diyorum şimdi, bu temada bir edebi denemeniz bile vardır, ya da başlayacaksınız. Sorunuza gelince, bana öyle geliyor ki, insan, her türlü insanlık durumunu bir şekilde rasyonalize edebilir, en ters bulduklarını bile zamanla yapabilir. Çünkü insanın bilinci zaman içinde kolayca dönüşebilir. İnsan aslında özgürce düşünmez. Belirlenmiş oluşmuş düşünme sistemini yeni konulara uygular. Yani, aslında, düşüneceği şeye ilişkin fikrini, daha düşünmeden oluşturmuş durumdadır. Düşünce sistemi değişmeye başladıkça, gördüğü nesneye yüklediği anlam, bu değişimden pay aldığı için, düşünce sistemini de otomatik olarak doğrulamaya başlar. İnsan düşünmesini değiştiğini fark edebilir, ama, doğruluk anlayışının değiştiğini fark edemez. En fazla, eskiden yanlış düşünüyormuşum der. Oysa doğruluk sistemi değişmiştir sadece. Peki, o zaman nasıl oluyor da, insanoğlu yeni düşünc

Erdal Aydın 
 01.02.2009 19:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 230
Toplam yorum
: 1829
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2012
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster