Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
2137
 

Aldatıyorum!

Aldatıyorum!
 

Evet, yanlış okumadınız; aldatıyorum!

Kolay değil aldatma eyleminde bulunan birinin bunu açıklaması, biliyorum. İtiraf edip rahatlamak istedim işte...

Bu aldatma işine 12 Nisan'da başlamışım. Mayıs ayına kadar hiç renk vermemişim. Sonraları beni ciddiye alan birkaç dost farkedip sormaya başlamış, neden sesimin çıkmadığını. Açıkçası başlardaki suskunluğumun nedeni bu aldatmayla çok da ilgili değildi. Yaşam, bazen kontrolümüzün dışında bir hızla akıyor. Benim için de böyle bir geçiş dönemi oldu ve suskunlaştım. Tabii bu suskunluk döneminde zamanımı çok fazla almayan, gündelik yaşamıma engel olmayan, ruhumu da dinlendiren bir yöne doğru akmaya başladım; fotoğrafçılığa...

Şimdi tahmin ettiğiniz gibi, Milliyet Blog'u bir fotoğraf sitesiyle al-da-tı-yo-rum!

Zamanın behrinde agrandizör bile kullanmışlığım vardır. Gördüğüm bir güzelliği önce kadraja almak, sonra da ya fotoğraf kâğıdında, ya da bilgisayarımda yaşatmaya devam etmek isterim oldum olası. Çekmecelerim, CD'lerim, bilgisayarımdaki belgelerim, masaüstüm hep fotoğraflarla doludur.

Fotoğrafçılık aşçılığa benzer deyim yerindeyse. Nasıl ki aynı malzemeye sahip 10 kişi 10 ayrı lezzette yemek yaparsa, aynı makinaya sahip ve aynı manzarayı seyreden 10 kişi 10 ayrı görüntüyü sığdırır kadrajına. Bendeniz, her ne kadar mutfakta çok iyi olduğum konusunda tevazu göstermesem de, fotoğrafçılık konusunda henüz amatörce apaladığımı içtenlikle itiraf edebilirim.

Milliyet Bloğu çok seviyor(d)um. Kabul edersiniz ki, 50 yaşını aşmış insanlar birbirlerini sürekli acımasızca eleştirmeye başladılar burada. Eleştirmek de ciddi iştir. Bir adım ötesi hakaret sayılabilir örnekse. İstemeyerek bile olsa birilerini kırmamak adına yorum yazmaya korkar olmuştum bir dönem. Görüyorum ki kimse benim gibi korkmuyor, Allah ne verdiyse verip veriştirebiliyor yorum yazdığını sanarak. Yakın bir tarihte Ata Kemâl Şahin arkadaşımızın bir şiirine, ' Dost acı söyler ' notunu da ekleyerek öyle bir eleştiri(!) yaptı ki bir blog arkadaşımız. ' Yanlış mı okudum acaba? ' dedimdi kendi kendime. ' 9 yaşındaki yeğenim bile daha iyisini yazar, şiir yazmazsanız sizi asarlar mı? ' gibisinden bir yorumdu.

Gelelim üye olduğum fotoğraf sitesine;
Ne kadar amatörce çekilmiş olursa olsun hiç kimse kalkıp da fotoğrafınızın altına yorum olarak ' 9 yaşındaki yeğenim bile daha iyisini çeker, fotoğraf çekmezseniz sizi asarlar mı? ' diye yazmıyor. Aksine yanlışlarınızı düzeltmek için ellerinden geleni yapıyor; nasıl pozlamanız, kadraja ne şekilde yerleştirmeniz, ışık ayarını nasıl yapmanız, yanlış çektiğiniz bir fotoğrafı nasıl düzeltmeniz gerekiyorsa, içtenlikle size açıklıyorlar.

Fotoğraf eklemek, diğer fotoğraflara bakmak, yorumlamak insanın ruhunu dinlendiriyor. En önemlisi de üstte yazdığım durum; kimsenin size yorum adı altında hakaret etmeyeceğini biliyorsunuz. Bu da o sitede huzurlu bir üye olarak kalmanızı sağlıyor.

Hep birlikte Milliyet Blog'a tarafsız bir gözle bakalım; çok satan gazetelerin köşe yazarlarını cebinden çıkaracak güzellikte yazan arkadaşlarımız var. Türkçeyi kafasını gözünü yararak kullanan da var ama. Önemli olan içerik diye o yazıları bile sevgiyle, anlayışla okuyorum ben. Bir de - özür dileyerek yazacağım - çemkirmek için bahane arayanlar var. ' Ah, bir açık verse de canına okuyacak bir yorum yazsam ' diye ellerini ovuşturanlar grubundan bu yazarlar. Bazen, özellikle ' Blog ' kategorisindeki yazıları okurken ruhumun yorulduğunu, örselendiğini hissediyorum.

Kimi zaman bir fotoğraf karesi, uzunca ama içeriği boş bir yazıdan fazlasını anlatıyor bana. Dedim ya, ruhum dinleniyor, kanatlanıyor güzel fotoğraflara bakınca. Aldatmanın büyüsüne de bu yüzden kapıldım ya zaten.

Hepsi bir yana, gerçekten yaşam çok hızlı aktı benim açımdan, son aylarda. Blog okumayı da özledim, yazmayı da. Kafam dingin olmadığında ne blog yazmak, ne de okuyup yorumlamak istemiyorum. Çünkü ciddiye alıyorum her üçünü de. Buraya 3 yıl önce Temmuz ayında üye olmuştum. Akdeniz akşamları bir başka olur, hele bir de aylardan Temmuz ise...Şunun şurasında kaç gün kaldı ki Haziran'ın bitmesine. Yazı ve fotoğraf açısından bereketli bir döneme girmeye kararlıyım.

Her ne kadar aldatsam da, seviyor(d)um desem de, özlemişim klavyemden akanları sizlere aktarmayı.

İçten sevgilerimle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu güzel ediminizde dilerim istediğiniz tüm fotoğrafları çekin. Kutluyorum. Selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 30.06.2010 2:42
Cevap :
Umarım hep güzellikleri alabilirim kadrajıma. Teşekkürler sevgili Ezgi. Sevgi ve selamlar...  30.06.2010 15:57
 

Kendi deyiminizle klavyenizden akan kelimelerin yerini bir süreliğine objektifinizden akan görüntülerle yer değiştirmiş olabileceğinizi düşünüyorum. Klavyenizden akan kelimelerin ise aradaki bu format değişikliği süresince herhangi bir aksaklığa meydan vermeden devam ettiği görünüyor. Zaten, fotoğraf çekebilmekte insanın okuduklarını ve öğrendiklerini kendi kafasında harmanladıktan ve bir yorum kattıktan sonra paylaştığı yazılar gibi değil midir? Sizin kadrajdan gördüğünüz bir objeyi aynı anda bir başkasının da başka bir kadrajdan görmüş olsa bile aynı anda ve aynı açıdan deklanşöre basması mümkün müdür? Bu sebepledir ki aynı anı yatsıtmadığı için aynı gibi görünen iki fotoğraf fotoğrafı çeken kişiye özeldir ve çekenin ruhunu yansıtır.Fotoğraflarınızı görmemiş olsam da sizin her iki formatata ruhunuzu harman ettiğinizi düşünüyorum.

EMİN ORTA 
 29.06.2010 17:38
Cevap :
Gerçekten de öyle oldu Emin bey. Bir güzelliği anlatmanın pek çok yolu vardır. Yazmak, fotoğraf çekmek, resim yapmak vs gibi. Benim de yaptığım bu işte. Fotoğraf çekerken o görüntü bizi etkilediği için çekiyoruz. Yazılarımızı da benzer nedenle yazmıyor muyuz zaten? Sevgi ve selamlarımla...  30.06.2010 15:56
 

Kim kim için ne demiş, neden demiş, kim kiminle kozunu paylaşmış, hiçbir şeyden haberim yok benim, ilgilenmiyorum da.. Üç günlük dünyada, içtenlikle ve kimseyi kırmadan duygularımızı/düşüncelerimizi paylaşmak varken, neden insanlar birbirlerini üzüyor, değmeyecek ve anlamsız polemiklere giriyor, anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum.. Biz kalbimizden geçen şeyleri yazmaya devam edelim sevgili yazarım, kimseyi kırmadan, kendi küçük dünyamızdan dışarıya minik bir pencere açmaya devam edelim.. Fotoğraflarınızı da çok merak ettim bu arada :) Sevgilerimle..

Mor Okyanus 
 29.06.2010 12:23
Cevap :
Duygularıma tercüman oldun diyeceğim:) Beyaz yazılar yazmak varken, neden ille de siyah yazıları yeğler insanlar. Senin kalbinden geçenleri öyle seviyorum ki. Bir zamanlar Eymil üye adlı bir yazar dostumuz vardı. Ona hep derdim; seni okuyunca gelecek için umutlarım yeşil kalıyor diye. Senin için de aynı şeyleri duyuyorum. Hep böyle pozitif olman / kalman dileğiyle, sevgiler...  30.06.2010 15:53
 

Eleştirilere açık olmayan insanlar genelde sisli bir havaya benzerler. Sisli bir havada ne göğü görebiliriz ne de gülümseyen onlarca yüzü... Saygılarımla

Yahya Pamuk 
 28.06.2010 11:35
Cevap :
Dünya ne kadar küçükmüş meğer. Yolu, yazıdan ve şiirden geçenler merhabalaşırmış tekrar tekrar. Eleştiriye her zaman açığımdır. Eleştiri, sisli havada yolunu bulamayan birine ışık olmaktır, yerden yere vurmak değil. Işık olmazsa yedinci bir renk olduğunu nasıl görebiliriz yoksa:) Saygı ve selam ile...  28.06.2010 12:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2070
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster