Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
876
 

Aldatmak ve aşk

Aldatmak ve aşk
 

Sanki boşlukta uçuyormuş gibi, bir melek kollarımdan tutup beni semaya çekiyormuş gibi içim çekildi birden...Gözümü açtığımda sırtı dönük bir adam yatıyordu yanımda. Ama bu adam kocam değildi.

Bir başkasının bedeninde dokunmanın, birinin teninize dokunmasının sizi birdenbire alıp buradan sonsuzluğa taşıyabilecek kadar güçlü olduğunu bilmezdim.

Hayatın başka bir odası daha olduğunu ondan öğrendim.Hayatın gizli odası..
İnsan bazen kendi içindeki gizli kapıların bile yerlerini bilmiyor. Bazen bir rastlantıyla ya da karşısına beklenmedik bir anda çıkan biri sayesinde öğreniyor.

İçimdeki o gizli odada ne çok şey buldum.
Kendime farklı yerlerden bakmayı ordan öğrendim. Başkalarının sözcükleriyle kendimi tanımlamak yerine kendi cümlelerimi kurmayı... Bedenin sizin dışınızda da bir hayat olduğunu.. Hayatın bize öğretilenler dışında bambaşka biçimleri olabileceğini..

Belkide asla ortaya çıkmayacak olan bambaşka bir kadın buldum orada. Şaşırdım onu görünce. Korktum. Bana benzeyen ama tanımadığım bu kadınla ne yapacağımı bilemedim uzun süre. Kavgaya tutuştum önce. Herkesten gizlemeye çalıştım önce. Kendimden bile...

Meğer insan kendisini tanımadan yıllar yılı yaşayabilirmiş. Hatta bütün bir ömür boyunca kendisini bir başkası bile sanabilirmiş.

Birdenbire anladım ki ben kendimi çok iyi tanıdığımı sanırken aslında hiç tanımıyormuşum.

Sorsalar asla duygularına kapılmayan, güçlü, kendi sözlerini başkalarını umursamadan söyleyebilen, herşeyi akılla çözebileceğine inanan biri olduğumu anlatırdım.
Kendine güvenen, hiç birşeyden korkmayan, ne yapacağını bilen bir kadın..
Böyle sanıyordum..
Birde baktım ki aksine kendisini duygularına kaptırıp bütün bir dünyayı unutabilecek kadar akılsız biriymişim.
Akılsız evet. Ama bu kötü bir şey değil.

Hayatı kendi başına kurabileceğine, kendi düzeniyle yaşayacağına inanan insanlardan biri değilmiydim. Asıl budalalık bu değil mi?

Şimdi anlamıştım ki hayat bizden büyüktür ve biraz güçlü bir rüzgar bile kurduğunuz bütün o kumdan kaleleri çoçuksu bir keyifle ansızın yıkıverir.

Aynanın karşısında durdum, dudağıma kirazların renginde bir ruj sürdüm, biraz allık süreyim derken yanaklarımın dağlı kızlar gibi kıpkırmızı olduğunu farkettim. Birde onu silmekle uğraştım.
Sonra yatağın üstüne yığılmış bütün o elbiseleri, gömlekleri, kazakları, etekleri, ceketleri, çorapları, çamaşırları yerlerine kaldırdım. Kirpiklerime biraz daha rimel sürdüm.
Beyaz pardesümü ve yine siyah zımbalı çantamı aldım, çıktım.
Saat 11'e geliyordu.
Sokaklarda pek fazla insan yoktu. Yürüsem mi bir taksimi çevirsem bilemedim. Buradan yürüyerek en fazla on dakika sürerdi. İlk boş taksi geçti, arkasından gelene bindim.

Evet otelin kapısında bekliyordu söylediği gibi...
Ama nasıl?
Kapıcının kuuklu ceketini ve melon şapkasını giymişti. Taksi yanaşınca onların yaptığı gibi abartılı bir hareketle kapıyı açtı.
"Bavulunuz var mı hanımefendi?"diye sordu gülerek.
Onu öyle görünce benim aklımdakiler silindi gitti.
Herhalde kadının birinin taksiden inip otelin kapıcısına sarıldığını görenler şaşkına dönmüştür.

1114 numaralı oda, gayet şık gözalıcı apliklerle süslenmiş koridorun sonundaydı.

Odaya girince karşıma geçti, muzip bir çoçuk gibi gülümseyerek bana baktı."Bu renk sana yakışmış"dedi."niye her görüşümde bir kez daha şaşırıyorum ki..."
"Neye şaşırıyorsunuz?" dedim, sonra güldüm, her konuşmamızda böyle siz'li biz'li bir cümleyle başlamam onuda güldürüyordu.
"Neye şaşıracağım, sanki her görüşümde daha da güzelleşiyorsun, ben hayalini kuruyorum, sen hayalden daha güzel çıkıyorsun karşıma.."
Kapı vuruldu, papyonlu bir garson içeri servis arabasıyla girdi, tam şarabı servis yapmak için uzanıyordu ki "Ben yaparım "dedim, "teşekkür ederiz..."
Ara sıra buluşan iki arkadaş gibi, karşılıklı oturup şaraplarımız yudumlamaya başladık. O kalkıp bir şarkı açtı.

Hüzünlü şarkılar hatırlıyorum...Fısıltılar..Kumaşların sesi..Kapalı perdeler..Şu perdelerin arkasında dışarıda bıraktığım bambaşka bir kadın var, başka bir hayat..Hangisi benim, bilmiyorum..Yavaş yavaş dışarıdaki kadını unutuyor ve yalnız kalıyorum, gözlerimi kapatıyorum...Şarkı, "ne oldu onlara, unutulmaz anlara"diyor...Onun sesi kulağımda, "Bu an'ı ne çok hayal ettim"diyor...Ben onun gözlerine bakmaktan korkuyorum...Yorganların, çarşafların altına saklanıyorum...Bir çekime kapılmış gibi dönüyorum..İçimden bir şey yükseliyor sanki..İiçimden bir şey dışıma çıkmaya çalışıyor..Solukları duyuyorum..."Ne kadar küçüksün"diyor..Sanki dokununca ne olacağını bilmediğiniz, ilk kez gördüğüz, tanımadığınız bir şeye, büyülü bir taşa dokunur gibi dokunuyorum ona.."Çarpılmazsın korkma.."diyor..."Çarpılacağız biliyorum, "diyorum...Çok sıcak...Sarsıcı..Başım dönüyor...Sonunda açıyorum gözlerimi...Karanlıkta yorganın altında...Çok yüksekte durup aşağıya bakıyorum sanki..Ürperiyorum...Gözlerimi kapayıp tekrar bırakıyorum kendimi boşluğa...Görüntüler geçiyor, renkler değişiyor...Benimle savaşan şey o her neyse artık benimle boğuşmayı bırakıyor.O titremelerin geçmesi için sımsıkı sarılıyorum...

Otelin kapısından çıkarken saat dört buçuktu.
Kapıda bir an durup karşıdaki büyük parka baktım, derin bir nefes aldım. Dışarıdaki kadın beni bekliyordu.Onu görünce bir yere gitmediği için sevindim. Kapıcı eğilerek taksinin kapısını açtı, ikimiz birlikte bindik.

İşte hepsi buydu.
Bütün hayatımın en unutulmaz öğleden sonrası.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

insanın damağının kuruduğu an gibi sanki

resulto 
 11.11.2010 17:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 522
Kayıt tarihi
: 23.03.08
 
 

Asker bir babanın ve edebiyat muallimesi bir annenintek kızıyım. Ekim ayının 4. gününde teşrifler et..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster