Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1440
 

Aldım, verdim, ben seni yendim!

Aldım, verdim, ben seni yendim!
 

Onun kızlığını BEN aldım diye bağırdı genç adam. Kavganın son sözü oldu. Havada öylece asılı kaldı. Kız sadece önüne bakabildi. Tesadüfen bir araya gelmiş iki genç adam ve bir genç kızdan oluşan bu üçlü sessizce dağıldı. Kızlığı alan, kızı ve kavgayı kazandı. Kim daha çok seviyor, kim daha özel kavgasında iki genç adamında aklına sevilene sormak gelmedi...

Kot pantolonunun üzerinde giydiği beyaz gömleğinin açık olan yakasından gümüş bir melek kolyesi gözüküyordu. Hava çok sıcaktı. Sıcak, kızgınlık, utanç ve gerginlikle birleşince terletip duruyordu onu. “Ben ona kızlığımı verdim, beni nasıl terk edebilir” dedi sessizce. En kıymetli hazinesini almış ve kaçmış adamdan bahsederken gözleri hep uzaklarda bir yerlere dalıyordu. Adam bambaşka bir yerde neşe içinde konuşmaktaydı...

16 yaşındaydı. Tesadüfen hayatıma girmişti. Kısa bir süre sonra çıkacaktı. Ablası olarak tanıştırıldığımızda ilk sorusu “Sen ilk kaç yaşında verdin?” oldu. Özel yada mahrem diye bir algısı yoktu. “Ben 14 yaşında verdim ilk kez, şimdi denemediğim bir kaç şey kaldı onları merak ediyorum” dedi gururla sigarasını yakarken. Hepsini ailesinden gizli yaşamış olsa da hayatı bitirmiş bir tondan konuşuyordu. Hayatını kendi isteği ile bitirmeye çalıştığını duyduğumuzda 18 yaşına yeni girmişti. Çıplak fotoğraflarını kullanarak ona şantaj yapan erkekleri vicdan azabından kıvrandıracağı bir ders vermek istemişti...

28 yaşındaydı, bekardı. Takdir edilen bir mesleği vardı ve işinde çok başarılıydı, masterını yapmış, çok iyi bir şirkette işe başlamıştı. Çok akıllı olduğu herkesçe bilinirdi. İstanbul’un en nezih semtlerinden birinde oturuyor en kaliteli yerlerden giyiniyordu. Bir çok sevgilisi olmuştu. Sevgililerine bekaretini vermemek için bir sürü ustalıklı taktiği vardı. Onun anlatımıyla, “Sevişmiyor değilim ya, kızlığımı da almayıversinler, onu evleneceğim kişiye saklayacağım, çağ dışı geliyor biliyorum ama hiç bir erkeğin arkamdan ben onun kızlığını aldım diye konuşmasına tahammül edemem” Sevişiyor ama vermiyordu! Vermeyerek hep kazanan o oluyordu, biten ilişkilerinin ardından erkekleri alt etmiş olmanın kendince haklı gururu ile keyifle dolaşıyordu.

Önündeki biradan dolu bir yudum aldı. Bak anlatayım diye başladı söze. Eşinden boşanalı 4 yıl olmuştu. 35 lerindeydi. En kıymetli hazinesi olan bekaretini evleneceği kişiye saklaması gerektiğini çok iyi öğrenmiş ve uygulamıştı. Kocasıyla evlenmeden önce o kadar çok tutmuştu ki bedeninini bu kıymetli hazineyi saklamak için, evlendikleri gece bırakamamıştı kendini. Bir, iki, üç, beş, on gün derken 1 ay geçmişti nikahları kıyılalı. Sevişmemeye ve zevk almamaya programlı zihni, bir türlü gevşeyememiş, kocası ise günbegün gerginleşmişti. Evlendiklerinin 33. günüymüş, hiç unutmazmış, ilk okkalı tokkadını yemiş kocasından. Daha ne kadar bekleyeceğim diye...

Bekarete böylesi bir önem vermek yüzünden, bir kızla ilk kez birlikte olan erkek, onun sonsuza dek sahibi gibi düşünür kendisini, bu derece önem vermek yüzünden bir erkekle ilk kez birlikte olduğunda bir kız ona en kıymetli şeyini emanet etmiş gibi hisseder kendini. Zaten toplumun tüm kurallarına karşı çıkmaya dair derin bir istek duyulan dönemde bir ergen kız, sırf topluma inat, önüne çıkan tüm erkeklerle beraber olmak zorunda hissedip kendini, özel ve mahrem olması gereken bu olayı uluorta yaşayıp sonra bunun duygusal yüküyle başa çıkamayabilir. En kıymetli hazine sanıldığı için bekaret, devamlı bir yenilme-yenme kaygısı içinde tertemiz zihinler paranoyak maymunlara dönüşebilir. Kutsal hazine gerginliği yüzünden sağlıksız cinsel ilişkilerle dolu mutsuz evlilikler senelerce çileyle devam edebilir.

Bu çok farklı gibi gözüken hayatlar aslında tıpatıp aynı “bekaret: kutsal hazine” mitinden türerler. İşte bu yüzden kendimize ve çocuklarımıza sağlıklı hayatlar yaşatabilmek için, berrak zihinleri kirli mesajlardan uzak tutmalı, almak, vermek, yenmek kabuslarını çöpe atmalıyız. Ancak bu şekilde kadınlığından gerçekten mutlu kadınlar olabiliriz ve bu sayede erkekliğinden gerçekten mutlu erkekler yaratabiliriz...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gelelim oyunun diğer tarafına. Benim arkadaşlarımda gördüğüm ilk verdiği insan genellikle ilk aşkı oluyor. Ayrılırsa eğer, ilk aşkını hayatından sonra tamamen atabiliyor mu? Atmayı başarırsa zaten kadın olarak birçok şeyin üzerinden gelmiş demektir. Kalbindeki o yaranın iileşmesi ise bazen çok uzuyabiliyor. O esnada diğer erkek arkadaşlar vs vs... Sizin örnekleri ele alalım, kızlığını ben aldım diyen hergeleyle ilkkes beraber olan kız pişman olmuş mudur? Demekki ilkkes beraber olduğu şerefsiz güreşçiymiş. Kızımız bunu anlayamamış ilk seferinde. 28inde sevişen bakire olanı ele alalım. Demekki erkek arkadaşlarına istemediğini söyleyecek kadar öz güveni olan bir kadın. O evlenmeden evvel birine verse ve evlendiği adam kendisini aşağılamaya kalksa sana mı sorcaktım diyebilecek kadar kendine güveniyodur. varsayalım öyle değil ve deliler gibi aşık ve adam kendisini eleştiriyor. hatun gene mi pişman olacak? vermek, çakmak, pompa gibi lafları arkadaş grubumda duydukça tiksinti geliyor.

Legolas 
 23.08.2007 22:53
Cevap :
Dediğin gibi bu konuda yapılan bütün bilimsel araştırmalarda da, kişisel gözlemlerde de genelde-çoğunlukla kızların cinsellik için, çok aşık olmak, çok kıymet vermek gibi bir duygusal şart koştuklarını ortaya koyuyor. Tersi istisnalarda ise cinsellik tümüyle duygudan uzak bir halde yaşanmaya girişildiği için bu sefer bambaşka bir örselenme hali ortaya çıkıyor. Ne diyim, senin de bir çok başka açıdan baktığın gibi, bu konu uzun konu...fikir üret üret yetmez:) ayrıca sayfandaki üç yazıyı okuma fırsatı buldum, özellikle ilk yazını çok beğendim, devam etmelisin bence...(hoş diyene bak, ben aylardır yazmıyorum..:) ) sevgiler...  24.08.2007 16:24
 

Toplumun ve kişilerin tabu tabir ettiği bu vermek davası aslen sadece bekareti vermek olarak kullanılmaz. Bu direkt biri ile cinsel ilişkiye girmek veya girmemek olarak da kullanılır. Yani bu evlenmeden sevdiği insanla ilişkiye giren kızı aşağılamak içindir. Erkek olarak söyleyim bunun sebebi sanırım hiç değmeyecek adamlar ile gerek ilgisizlikten gerek yalnızlıktan gerekse aptallıktan artık beraber olan kızları etrafınızda görürsünüz. Sonra böyle birine gönlünüzü kaptırmaktan korkarsınız. Eğer kafanızda cinsellik sizin için hakikaten güçlü hislerden sonra gerçekleşmesi gerek diye duruyorsa yaşadığınız hayal kırıklığının büyüklüğü buna bağlı olarak çok olur. Sonra ya ona buna vermiş diyen olursunuz yada zaten cinsellikle ilgili kafanızdaki tek şey herhangi bir bayanın sırtını tuşa getirmek gibi güreşçi bir yaklaşımsa (artık ne kadar ezikseniz) ben aldım, ben çaktım diyen olursunuz. Böyle olunca oyuncuların sayısı maalesef 2türden çok oluyor.

Legolas 
 23.08.2007 22:40
 

pek doğru saptamalar bunlar..ne diyeyim..bin tanesiyle olması şart değil bir tanesiyle bile bedensel bir ilişki kurulduysa aslında bekaret gitmiştir bunun farkına varamamaktan oluyor bunlar...cinsel birleşme dışında herşeyi yapabiliyosa bir kadın , bekaretini saklamak adı altında bir korkaklıktan başka birşey yaşamıyordur bana kalırsa...artık neden korktuğunu allah bilir...Yani diyeceğim odur ki; pek bir önemli konuya parmak basmışsın..Bana da sana saygı-sevgi-hürmet üçlemesini göndermek kalıyor...

Hadi Zeynep! 
 24.05.2007 0:06
Cevap :
Bunun ona ince ince işlenerek öğretilmiş bir korku olduğunu düşünüyorum...katkın için çok teşekkürler. Saygı, sevgi hürmet benden:)  24.05.2007 8:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2381
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

2000'de psikoloji bölümünde lisansımı, 2003'de yine psikolojide yüksek lisansımı bitirdim, doktoramı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster