Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '10

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
Okunma Sayısı
2436
 

Alerjiye çözüm; Evinizde bir inek besleyin

Alerjiye çözüm; Evinizde bir inek besleyin
 

Bir yaşını henüz geçen kızım, oğlum kadar anne sütüne düşkün olmadı. Oğlum yaklaşık 1,5 yaşına kadar anne sütü alırken, kızım altı aylıkken bu tercihten vazgeçme eğilimine girdi. Olabildiği en uzun süre anne sütünden faydalanmasını isteyen biz ebeveynleri bu duruma oldukça üzüldük. Ama esas üzüntüyü, kızım için besin alternatifleri geliştirirken yaşadık.

Anne sütünden vazgeçen bir bebek için, yine anne sütüne en yakın değerlere sahip mamalara yönelmek gerekiyordu. Bizlerde ağırlıklı olarak süt proteinleri içeren mamalar tercih etmek istedik ama ilk denememizde kızımın bu mamalara tepki gösterdiğini tespit ettik. Bu mamalardan birkaç kaşık alan kızım dudaklarında, ağız çevresinde, çenesinde, boyun bölgesinde ve ensesinde kızarıklıklar oluşmaya başladı ve hafif kabarıklıklar oluştu.

Götürdüğümüz ilk çocuk doktorunun önerdiği testler sonucunda, kızımın İnek sütüne alerjisi olduğu tespit edildi. Ancak doktorumuz, çocuğun daha geniş bir alerjen riski olabileceğini düşünerek Tıp Fakültesine başvurmamızı önerdi. Üniversitede çocuk alerjisi bilim dalına başvurduğumuzda, kızıma hem kan testi uygulandı hem de sütlü mama yeniden gözetim altında verildi ve gözlemle test edilmek istendi. Kızım aynı tepkiyi orada da verdi ve kan testleri de bu gelişmeyi doğrulayınca, inek sütü alerjisi kesinleşti. Bununla beraber toza, dumana, polenlere, yumurta, çilek ve taze domates’e de alerjisi olabileceği belirtildi. O günden beri bizim yaptığımız tespitlerle, polene ve yumurtaya karşı da alerjisi olduğu bilgisini doğruladık.

O günden beridir anne ve babası olarak bizler ve yakın çevremiz istim üzerindeyiz ve kızımı süt ve süt ürünlerinden uzak tutmaya çalışıyoruz. Ancak zaman zaman dikkatimizden kaçacak şekilde, dalgınlığımıza gelerek ya da bazen sırf test etmek için verdiğimiz sütlü ürünlerde (çikolata, peynir vs) ağız çevresinin hemen kızardığını hala gözlemliyoruz.

O günden beridir, alerji konusunun geçtiği her program, yazı, internet sayfası ilgimizi çekiyor ve konuyu daha detaylı anlamaya çalışıyoruz. Alerji oldukça ilginç bir konu. Gerçek bir rahatsızlık olup olmadığı bile henüz tam olarak belli değil.

Alerji denilen şey basitçe, bağışıklık sisteminin, vücuda giren ya da etki altında kalınan, aslında zararsız şeylere karşı saldırıya geçmesi. Örneğin aslında çilek zararlı bir besin değil. Dünyada milyonlarca insan bu besini hiçbir sorun yaşamadan tüketiyor ama bazı bünyeler çileği bir tehdit gibi algılayıp, ona karşı reaksiyon geliştiriyorlar. Bir nevi vücudun yanlış alarm vermesi gibi bir şey. Ama elbette bu kadar basit değil ve etkileri öldürücü düzeye kadar uzanabilecek riskler barındırıyor.

Alerji ile ilgili yaptığım okumalarda karşılaştığım en çarpıcı bilgi bence şuydu; “Çiftlik hayvanları ile birlikte yaşayan insanlarda hemen hemen hiç alerji görünmüyor”

Diğer bir ifade ile alerji bir kent hastalığı ya da doğadan gittikçe uzaklaşan insanın hastalığı. Toprak, hayvan ve bitkilerdeki iyi / faydalı bakterilerden uzak kalmak, insan bünyesinde bazı aksaklıklara neden olabilir.

Elbette bu tek neden değil ve daha ciddi olasılıklar da var. İşte bir kaçı;

- İnsanlığın besin alışkanlığının değişmesi; Özellikle de kentli nüfusun ve zamana karşı yarışan insanların artması insanların tükettiği gıda türünde değişikliğe neden oluyor. Giderek taze meyve ve sebzelerin daha az, işlenmiş gıdaların daha fazla tüketildiği bir beslenme kültürü oluşuyor. Bu ise antioksidanların daha az, bazı minerallerin ise düşük miktarda alınmasına neden oluyor. Bu da zamanla protein türlerine karşı yabancılaşma yaratıyor ve bünyenin biyokimyasal salgılarında değişikliğe neden oluyor.

- Antibiyotik kullanımındaki artış; Bağırsaklarda bulunan bazı bakterilerin alerji oluşumunu engelleyici ya da arttırıcı etkileri olduğu düşünülüyor. Aşırı antibiyotik kullanımının, alerjileri baskı altında tutan bazı bağırsak florasının ortadan kalkmasına neden olabileceği ihtimaller arasında. Bu da bazı besinlerin vücut tarafından yabancı ve tehlikeli bir ürün olarak kabul edilmesine neden olabilir.

- İnsanlardaki stres düzeyinin artması; İnsanlarda stresin arttığı dönemlerde, bağışıklık sistemi alarma geçiyor. Stres anlarında vücudun daha zayıf düştüğü ve daha fazla tedbir alınması gerektiği ilkesiyle hareket eden bağışıklık sistemi, bu anların sık yaşanması ile yanlış alışkanlıklar geliştiriyor. Bağışıklık sisteminin giderek paranoyaklaşmasına neden olan bu süreç, bir süre sonra zararlı olmayan besinlere karşı reaksiyon gelişmesine neden oluyor.

- Çevre Kirliliği; Özellikle gaz ve toz emisyonlarının artması ve insanın bünyesinin sağlıklı çalışmasına sağlayan doğal dengenin bozulması (nefes alına ortamda oksijenin azalması, zehirli gazların solunması) vücudun anlamsız tepki üretmesinin başlıca nedenlerinden birisi olabilir. Yol üstü yerleşimlerde ya da ana cadde üzerindeki konutlarda oturanların daha fazla alerjik tepki verdikleri yapılan araştırmalarla ortaya çıkmış durumda.

- Hijyen Teorisi; Alerjiyi açıklayan en ciddi olasılıklardan birisi de bu teori. Kent yaşam kültürü geliştikçe, insanların hijyen eğilimleri de artıyor. Doğadan kopuk ve daha sık temizlenen mekanlar yaşam alanlarımız oluyor. Örneğin PVC kapı ve pencere sistemleri evlerdeki hava sirkülasyonunun önüne geçiyor ve taze hava ile temas etme olasılığımız azalıyor. Bununla kendimize özel bir atmosfer yaratıyoruz ama bu atmosfer durgun su gibi her türlü tozun ve küfün oluşumuna engel olmuyor. Bununla birlikte mekanlarda hijyen ürünlerinin (çamaşır suyu, antibakteriyel ürünler) daha çok kullanılması, insan bünyesini aşırı steril bir yaşam alanına mahkum ediyor ve insan bünyesi bu süreç sonunda doğal ve faydalı birçok bakteri ve mikroba karşı duyarlılık geliştirmeye başlıyor.

Tüm bu gelişmelere karşı bilim adamlarının şu ana kadar önerebildiği en iyi çözüm ise şu oldu; Evinizde bir inek besleyin, alerji sorununuz olmasın.

Elbette tüm bu süreçlerin insan bünyesinde yarattığı mutasyonlar, bir süre sonra genetik yapımızda değişikliklere neden oluyor ve bu özelliklerimizi çocuklarımıza taşımaya başlıyoruz. Bu nedenle yeni doğan çocuklarımız, yeni tanıştıkları dünyada, daha önce oldukça az rastlanmış etkilere maruz kalıyorlar.

Tüm bunlar evrimin, insanın yanlış tercihleri neticesinde kötüye meyil etmesine örnekler olabilir. İnek sütü alerjisi ise bunun tam tersi istikamette olan bir gelişme aslında. Bir başka yazıda da o alerji türünden bahsetmek isterim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Bibliyofil, öncelikle geçmiş olsun. Söz konusu alerjik reaksiyonu bizde yaşadık. Hatta çok ileri düzeyde. Kızarıklık dediğin şey, bütün sindirim sistemini etkiledi ve soluk alamaz hale geldi. Neyse ki yerinde müdahalelerle atlatabildik. İki yaşından sonra ise tamamen ortadan kalktı. Alerjik reaksiyonların hepsi kalıcı olmuyor. Çocukların bir bölümü doğduklarında sarılık geçiriyorlar. Bunun da bir çeşit alerji olduğunu söylüyor doktorlar. Bebek hiç alışmadığı bir ortamla karşılaşınca tepki gösteriyor. Bu konuda uzun vadeli bir endişeye kapılmamanız için yazıyorum. İzole yaşam zaman ilerledikçe bizleri daha kırılgan hale getiriyor. Ve açıkçası geç kalmış durumdayız. Örneğin hayvanlara karşı alerjisi olan kuzenimi bir inekle aynı odaya kapatırsak herhalde kendisi için iyi olmaz. Ancak burada Blogda da paylaştım; uzun süreli bir kendini takip etme sonrasında alerjimi yenmiş bir kişiyim. İnsan doğadan kopuyor ve tepki veriyor. Umarım geçer. Sevgiler...

Uzay Gökerman 
 01.02.2010 18:20
Cevap :
Sevgili Gökerman, öncelikle kusura bakma, geç yanıt vermek durumunda kaldım. Dilerlerin için ise teşekkür ederim. Alerji ile tanışalı altı ay kadar oldu ve ilk günlerdeki panik halimiz yok. Hatta yavaş yavaş süt alerjisinin geçtiğini gözlemliyoruz. Bugünlerde koyun sütünden yapılmış yoğurda tepki vermediğini gözlemledik. İlk dönemler keçi sütünden yapılmış ürünleri dahi denemiş ve olumsuz tepkiler almıştık. Doktorumuzun da söylediği en geç 2 ya da 3 yaşına kadar geçmesi gerektiğiydi. Bu normal şartlarda olması gereken. Ama bu alerjiden tamamen yalıtılacağı anlamına gelmeyecek büyük olasılıkla. İnsanla doğa arasındaki doğal bağın kopmasının bu sonucu doğurduğu kesin. Çünkü kırsal yerleşmelerde bu tip rahatsızlıklara rastlanmıyor. Bunun geri döndürülebilir bir gelişme olduğu kanaatinde değilim. Olması gereken, bir çok şeyde olduğu gibi alerji ile birlikte yaşamayı öğrenmek. Aynen diyabetle yaşamayı öğrenmek gibi. Tüm bunların bozulan dengenin neticesi olduğuna kuşku yok....Selamlar  04.02.2010 9:00
 

Konuyla ilgili olarak en ufak bir bilgi birikimine sahip olmadığım için bir geçmiş olsun ile yetineceğim umarım sorun başka komplikasyonlara neden olmaz ve sevgili kızın sağlıklı bir yaşam sürdürür. Buna karşılık evrimin insanın yanlış tercihleri neticesinde kötüye meylettiği konusunda sana tamamen katılıyorum. Bazen keşke tarihçilerin bir kaç yüz yıl sonra bizim hakkımızda yazacaklarını bugünden okuma şansımız olsaydı dediğim oluyor. Tekrar geçmiş olsun ve selamlar

Matilla 
 28.01.2010 11:52
Cevap :
Teşekkür ederim sevgili Matilla. Açıkcası bizde, bu rahatsızlığı ilk tespit ettiğimiz ve netleştirdiğimiz zaman biraz paniklemiştik. Çünkü kızımın anne sütü de almaması nedeni ile yeterince beslenemeyeceğinden korktuk. Bugüne kadar korktuğumuz başımıza gelmedi. Kızım biraz zayıf ve cılız olmakla birlikte sağlıklı, fiziksel ve zihinsel gelişimi oldukça iyi. Bunda inek sütü yerine soya sütü bazlı mamalar ve doğrudan soya sütü kullanmamızın etkisi var. Ancak büyüdükçe ve beslenme alışkanlığını zenginleştirmek istedikçe daha da zorlanacağız gibi. Şimdilik umudumuz, çocuklukta görülen bu tip besin alerjilerinin belirli bir süreden sonra etkisini azaltması ya da tamamen ortadan kalkmasında. Aksi takdirde kızım bizim ve abisinin tükettiğimiz süt ve yumurtalı ürünlerden talep etmeye başlayacak. Büyük çocuğa yedirebildiğimiz birşeyi, küçük çocuğa yedirememek ve ikisinin de aynı ortamda olması zor bir durum. Dediğin gibi, evrimin yönü negatife dönüyor gibi:-) İlgin ve katkın için teşekkürler..  28.01.2010 16:36
 

Uzun zaman önce bir arkadaşımın bir yaşındaki kızıda benzer bir şekilde inek sütünden dolayı ciddi bir alerji sorunu yaşadı ve teşhis ve tedavi sürecinin bir hayli uzun sürmesi sonrasında bebekte bir hayli kilo kaybı ortaya çıktı. O sıkıntılı süreci halen hatırlarım. Zira şu son iki ay içerisinde benzer bir sorunda biz kızımla ilgili yaşadık. Sürekli bir burun tıkanıklığı yaşayan kızım nefes almakta zorlanıyordu. Geçen sene tamda bu tarihte geniz eti ameliyatı yaptırdık. Ufaklık rahatladı ve nefes almasına dair hiç bir sorunu kalmadı. Fakat son iki aydır yine benzer sorunlar yaşıyordu. Herhangi bir soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyon gibi sorunlarda yaşamadı ama süreklilik arz eden bir burun tıkanıklığı yaşıyorduk. Yaptırdığımız test ve gözlemler neticesinde sorunun kaynağının çikolata olduğunu tespit ettik. Çikolata yemeyi bıraktığı anda hemen iki gün içerisinde burun tıkanıklığı geçiyor, tekrar çikolata yediği anda hemen reaksiyon veriyor sinüsler. Kızım açısından zor bir durum.

Yıldız Nihat 
 28.01.2010 9:34
Cevap :
Sevgili Nihat Hocam, doğumundan iki yaşına kadar inek sütü alerjisinin olması oldukça sıkıntılı bir durum. Çünkü bu şekli ile çocuğun yiyebileceği şeyler oldukça sınırlı oluyor ve bebeğin yetersiz beslenme riski oluşuyor. Biz de böyle bir risk yaşadık ama alternatif besinlere yönelerek bunu kısmen aştık. Süt alamama durumu iki farklı riski tetikliyor. İlki çocuğun yeterince kalsiyum alamaması ve kemik gelişimi için yeterli takviyeyi görmemesi. Diğer ise yeterince yağ temin edemediği için kilo kaybı ve bağışıklık sisteminin zayıf olması. Benim kızım da ay ve yaş tablosuna göre ortalama kilonun altında. Ama büyük risk oluşturacak düzeyde değil. Kilo cetvelinde 50'lik dilim ortalama kabul edilirlen kızım 40'lık dilimin az üzerinde seyrediyor. Bunda soya sütlü besinlere yönelmemizin katkısı oldu. Ancak inek sütü konusu diğer alerji türlerine göre farklı. Onu da ayrıca aktarmak isterim aslında. Ama şu bir gerçek ki, alerji yüzyılın hastalıklarından birisi. size de geçmiş olsun Nihat Hocam..  28.01.2010 10:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1701
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster