Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1954
 

Alevi Bektaşiler Namaz Kılmazlar mı? Alevi Bektaşiler Neden Camiye Gitmezler?

Alevi Bektaşiler Namaz Kılmazlar mı? Alevi Bektaşiler Neden Camiye Gitmezler?
 

 İslam dairesi içinde en çok Alevi-Bektaşilere yapılan suçlama Namaz kılmadıkları üzerinedir. Oysa Kuran'da namaz kelimesi geçmez. Namaz kelimesi  bize farsçadan geçmiştir.

Farsça namaz ????  "temenna, namaz" sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) aynı anlama gelen namaç veya namaz sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde n?mah- "temenna, ibadet" sözcüğü ile eş kökenlidir. Nihai anlamı Sanskritçe námas/namaskar ile aynıdır. ~ Sans namaste "sana boyun eğiyorum", Hintçe selam sözü < sans="" namas="" =""="" boyun="" eğerek="" saygı="" gösterme,="" temenna="" etme="" ›="" namaz="" "iki="" elin="" ayalarını="" birleştirerek="" verilen="" hint="" selamı"="" [="" h="" (2007)="">

Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.Sanskritçe namaste "'sana boyun eğiyorum', Hintçe selam sözü" sözcüğünden alıntıdır. Sanskritçe sözcük Sanskritçe namas ????  "boyun eğerek saygı gösterme, temenna etme" sözcüğünden türetilmiştir. Daha fazla bilgi için namaz maddesine bakınız. Kısaca Farsça da namaz meditasyon anlamına gelir.

Kuran'da Namaz kelimesi yerine  Salåt  kelimesi vardır. Kelime Kur’an’da da farklı vurgular ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. En çok kullanıldığı anlam hiç şüphesiz şer’î namaz manasıdır. Bunun dışında, Kur’an’da “dua ve istiğfar” (Tevbe 9/84, 103), “ibadet” (Ma’ûn 107/4), “ibadethane” (Hac 22/40), “destek” (Tâhâ 20/14; Ahzab-33/43, 56; Maide 5/12), “din ve dindarlık” (Maide 5/58), “davet” (Hûd 11/87; Maide 5/106), “kulluk” (Lokman 31/31), “yaratılış amacına uygun hareket” (Nur 24/41) anlamlarında kullanılır.Salat'ın  Arapça’daki karşılığı   destek,hayır, dua, niyaz anlamlarına gelir.

Salât destektir

Salât duadır, dua ise edilen kimseye destektir. Kişi kendisi için dua ediyorsa destek istiyor demektir. Salât istiğfardır, istiğfar af için destek istemektir. Salât ibadettir, ibadet, kişinin imanına sunduğu destektir. Salât davettir, davet kişinin dinine ve ait olduğu türe desteğidir. Allah’ın kuluna salâtı, ona desteğidir. Şu âyette vahiy Allah’ın desteği olarak sunulur: “O melekleri eşliğinde üzerinize indirdiği (vahiyle) size salât eder ki, bu sayede sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın” (Ahzab 33/43). “Şu kesin ki Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e salât ederler/desteklerler; ey iman edenler siz de ona salât edin/destekleyin!” (Ahzab 33/56).

Salât’ın kök manası olan “destek”, Salât’a  “dua”, “istiğfar” veya “rahmet” manası vardır. Ayrıca “Allah Peygamber’e dua eder” veya “salevat okur” şeklinde de anlayabiliriz. Âyette salât üç faile nisbet edilebilir. Âyet salevat ile ilgilidir. Bazı meal sahipleri, yusallûne fiilini yakra’ûne’s-salevate/yetlune’s-salevate gibi alarak, “salevat okurlar” şeklinde mana verilebilir.

Hz. Musa’nın vahyi ilk aldığı Tuva vadisinde emredilen salât da “destek ve çabayı seferber et” vurgusuyla kullanılsa gerektir: “Artık sadece bana kulluk et, adımın anılıp şanımın yücelmesi için salâtı ikame et/destek ve çabanı ayağa kaldır” (Taha 20/14). İnsan kuldur. Kulluk süreklidir. Salât da süreklidir. Zira salât kulun Allah karşısındaki esas duruşudur. Kul kulluğundan tehlike ânında da vazgeçemez: “Fakat tehlikedeyseniz, yaya ya da binek üzerinde (namazınızı) eda edin!” (Bakara 2/239). Kulluk savaşta dahi terk edilemez. Sıcak bir çatışma ihtimali varsa, namaz tek rekâta kadar düşürülebilir. Teçhizatını kuşanmış olan müfreze nöbetleşe namazını eda eder (Nisa 4/101).

Salât Allah ile sohbettir

Salât ilâhî randevuya gelmektir. Allah’la iletişim kurmaktır. Yani salât sohbet-i Rahman’dır. Namazda okunan Kur’an üzerinden insan Rabb’iyle söyleşir. Hz. Peygamber Fatiha’yı Allah-insan arasında bir diyalog olarak okumuştur.
Kul, “Hamd olsun âlemlerin Rabb’ine” dediği zaman Allah der ki:
—Kulum bana hamd etti.
“Er-Rahman er-Rahim” dediği zaman Allah der ki:
—Kulum beni sena etti.
Müzzemmil Sûresi’nin ilk âyetleri Hz. Peygamber’in bu okuması ışığında bir daha anlaşılmalıdır: “Sen ey ağır yük yüklenen (Nebi)! Kalk gecenin ilerleyen bir vaktinde! Gece yarısı, ondan biraz önce ya da sonra (fark etmez); ve oku Kur’an’ı sindire sindire. Çünkü biz sana ağır bir söz indireceğiz; elbet şu gece dirilişi var ya: işte o pek derin bir iz bırakır ve okuyuş açısından daha bir etkilidir” (Müzzemmil 73/1-6).

Salâtın en büyük tarafı, Kur’an’ın şahadetiyle zikrullah oluşudur: “Salâtı ikame et, çünkü salât (insanı) bellibaşlı her tür çirkinlikten ve kötülükten alıkoyar; hele zikrullah en büyük boyutudur” (Ankebût 45).
“Zikrullah”, iç içe geçmiş iki anlamı birden barındırır: “Allah’ı zikir” ve “Allah’ın zikri”. Zaten sohbet de iki taraf ister. İnsan salât ile Allah’ı zikreder. Gerçekte Allah insanı zikredince insan salâtla buluşur.

Salâtla buluşan secdeyle buluşur. Secdeyle buluşan Allah’a yaklaşır (‘Alak 96/19). Salât yaratılış amacını bilmektir Anlamlılık ve amaçlılık yaratılışın temel kanunudur. Hiçbir şey anlamsız ve amaçsız yaratılmamıştır. Bir varlığın yaratılış amacına uygun hareket etmesi o varlığın salâtıdır. Tıpkı kuşların salâtından bahseden şu âyette buyrulduğu gibi: “Sen (ey insan)! Göklerde ve yerde bulunan her bir varlığın -kanat çırpan kuş katarlarına varana dek- Allah’ın yüce kudretini dillendirdiğini fark etmez misin? Doğrusu onların hepsi de, O’na salâtı bilmektedir. Allah onların hareketlerini de bilmektedir” (Nûr 24/41).

Yukarıdaki âyette salât olarak geçen şey, şu âyette tesbih olarak karşımıza çıkar: “Yedi gök ve yer ve onlarda yaşayan her bilinçli varlık O’nu tesbih ederler” (İsra 17/44).

 Ehli Sünnete göre, Allah, namazı farz kılmıştır. Bu nedenle, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere günde beş vakit namaz kılınması gerekir. Oysa Kuran hem beş vakit hem bu vakitlerde kılınan namazın sadece kıyam ruku ve secde olarak şekli vardır. Gerisinde ne okunacak ne kadar kılınacak bilinmemektedir.

Kuran' a Göre Namaz Vakitleri Hangileridir ?

Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak
gösterilmiş ve adları verilmiştir:
1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),
2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),
3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz)
(Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)

 Taha suresi 130. ayeti, “Güneşin doğuşundan önce (sabah namazı), gecenin bazı saatleri (yatsı namazı) ve gündüzün iki ucunda tespih et (namaz kıl)”

Oysa kuranda durum çok açıktır “ Onlar ki, ayakta iken, otururken, yatarken Allah’ı anarlar; Göklerin ve yerin yaratılmasını düşünürler de derler» (Âli İmran Suresi, ayet 191)”

Aleviler, Topluca ibadetlerini Ayn-i Cem ’lerde yaparlar. Burada birbirlerine sırtını dönerek değil, halka şeklinde, cemal cemale (yüz yüze) gelmek suretiyle otururlar. Buna, halk arasında halka namazı da denilir. Bu oturuş şekli, insana ve Hakk’a duyulan saygı ve sevgiyi ifade eder. Aleviler Kabeyi, Hak evi olan insanın gönlünde ararlar, başka yerlerde değil.

 Hacı Bektaş Veli, gerçek Kabenin insan olduğunu; insanın insana ve insanlığa yönelmesi gerektiğini, şu dizeleriyle ifade etmektedir:
– Ellerin Kabesi var,
-Benim Kabem insandır.

Alevi-Bektaşi ozanlarından Edip Harabi (1853-1915), bu konuyu şöyle dile getiriyor:

Du­va­ra kar­şı secd et­mek bi­ze ne ha­cet
Bi­zim na­ma­zı­mız­da Al­lah ima­m›­mız­dır.

 İbadette gösteriş ve şekilciliğe kaçanlara, H.Bektaş Veli şöyle diyor :
Her ne ararsan kendinde ara/
Mekke’de, Kudüs’te, Hac’da değildir./
Dinine dizlerin­le de­ğil, gön­lün­le bağ­lan.

Allah’a, her tarzda ibadet edilebileceğini, Kur’an-ı Kerim’in bu ayeti açıkça gösteriyor.Bu nedenle Aleviler, sadece belli zamanlarda, belli şekillerde cennete gitmek için değil, her yerde, her zaman Allah’ı anarlar.“HAK-MUHAMMED-ALİ” üçlüsü her zaman, her yerde dillerinde ve gönüllerindedir.

Bu ise bize namazın yani gerçekte saladın her yerde her an ve daima olması gereğini çıkarır ki ; Alevi Bektaşilerde salad-ı daim vardır.Her an Hakkın huzurunda olma halidir. Cami'ye gelince burada da caminin aslı mesciddir. Mescid sadece ibadet edilen yer değil toplum olaylarının görüşüldüğü birlikte lokma yendiği muhabbet meclislerinin kurulduğu ve evsiz suffa ehlinin kaldığı yerdir. Kısaca Peygamberin mescidi ile bugün ki cami de birbirine uymaz.

 Peki Aleviler neden camiye gitmezler;

Camiye aslında mescide gidilmez, namaz  kılınmaz /yani salad edilmez diye bir yasaklama yoktur. Gidenleri de, gitmeyenleri de kınamazlar.Herkes dilediği yerde, dilediği şekilde, özgürce ibadetini yapabilir, başkasını da rahatsız etmemek suretiyle. Tarihsel olarak, Alevilerin camiye gitmeyişlerinin başlıca nedeni, Hz.Ali’nin mescitte  ya da  mescide giderken şehit edilmesi ve daha sonrasında ise  Emevi halifeleri döneminde, Muaviye’den Ömer bin Abdül’Aziz’in zamanına dek, camilerde Ehl-i Beyt’e, yani Ali evladına küfredilmesinden ve kötülükler yapılmasından kaynaklanır.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 447
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 986
Kayıt tarihi
: 20.09.13
 
 

06 Mayıs 1974 Çorum Sungurlu'da doğdu. Yaşamının büyükçe bir bölümünü Mamak’ın gecekondu mahallel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster