Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
518
 

Alevi sorununu çözemeyen Kürt sorununu hiç çözemez

Alevi sorununu çözemeyen Kürt sorununu hiç çözemez
 

Yazının başlığı, “Alevi sorunu, Kürt sorununa göre daha kolay çözülür, daha kolayını yapamayan zorunu hiç yapamaz” mantığına dayanıyor. Her ne kadar yazımın başlığını bu şekilde belirlemiş olsam da, bu görüşü bu mantık çerçevesinde paylaşmıyorum. Bana göre AKP için Alevi sorununu çözmek, Kürt sorununu çözmekten daha zor bir konu. Çünkü Kürt sorununun çözümü için, AKP’nin kendi adına bir değişime, zihniyet tazelemesine gitmesine gerek yok. Zaten aynı ümmetten olduğunu düşündüğü bir toplumun haklarını vermek, sorunlarını çözmek, muhafazakar kesimin zihninde kabul gören gerçekler. Ama söz konusu olan Alevi sorunu olduğunda, en başta değişmesi, bir zihniyet değişimi yaşaması gerekenin AKP ve onun tabanı olduğu açık.

Bu nedenle Alevi sorunu elbette Kürt sorununa göre daha kolay bir sorun olmasına karşın, sorunu çözmeye aday özne açısından baktığımızdan durum tam tersi.

Alevi sorununda en başta değişmesi gereken AKP’nin kendisi, çünkü çalıştaylarda da görüldüğü üzere, AKP olaya laik bir devlet gözüyle yaklaşmıyor. Hâkim, etkin ve çoğunluk olan bir inancın temsilcisi gözüyle yaklaşıyor. Ve niyet olarak fazlası ile, lütfedip hak bağışladığı izlenimi bırakıyor.

AKP’nin Alevi olayına laik bir devlet gözü ile değil de, bir inancın gözlüğü ardından ile baktığının en büyük ispatı, Aleviliği kendi istediği gibi tanımlamaya ve tarif etmeye çalışması. AKP ısrarla Diyanetin görüşünün ardına saklanıyor ve Aleviliğin bir mezhep değil, sufi bir gelenek, bir tarikat örgütlenmesi olduğunu iddia ediyor. Bu nedenle Aleviliğe ait ayrı bir ibadethanenin, ayrı bir din adamı sınıfının varlığı kabul etmiyor. Alevilere ibadethane olarak camiyi işaret ediyor.

Oysa laik bir devlet, kendisini farklı bir inanç grubu olarak kabul eden kişi ve grupları sınıflandırmaya, bir dinin, bir mezhebine göre tanımlamaya çalışmaz. İnancın kendi kabullerini sorgulamaz. Ki eğer bu inanç toplumda belirli bir ağırlığa, inanan sayısına, derin bir kültürel ve tarihsel kökene dayanıyorsa, inancın gereklerine dair gerekli yardım ve desteği de sunabilir. Aleviler bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde farklı bir inanç grubu olarak kabul ediliyor ve inançlarının gereklerinin yapılması, inançlarını gelecek nesillere aktarılması adına gerekli desteği söz konusu devletlerden görebiliyorlar. Aynen sünni müslümanların da benzer desteği gördüğü gibi.

Oysa aynı Aleviler kendi yurtlarında bu haklara sahip değiller. Çünkü karşılarında kendisini tüm inançlardan yalıtmış bir devlet değil, kuruluşundan beridir tek bir dinin tek bir mezhebini resmi inanç olarak tanımlayıp, kendi içinde kurumsallaştıran bir devlet var. Üstüne üstlük kurulduğu günden beridir laik olduğunu iddia eden bir devlet. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu andan beri laikliğin "l"sinin dahi yanından geçmedi. Çünkü kendisini dinden yalıtmaya değil, dini sarıp sarmalamaya, kendi istediği doğrultuda yontmaya çalıştı.

Laik bir devlet, din hakkında bir yorum yapmaz, inancın doğrusu ya da yanlışını belirlemeye çalışmaz. yaptığı anda taraf tutmaya başlar. Aynen bugün, AKP hükümetinin, Alevi inançlarının bir kısmının İslami geleneklere uygun olmadığı, cemevinin camiye alternatif bir ibadethane olmadığı şeklinde yorum yaptığı gibi. Modern ve laik bir devlet, sırf Alevilik, Sünnilik, Müslümanlık, Hıristiyanlık ya da Hıristiyanlık içinde gelişen Katoliklik, Protestanlık ve Ortodoksluk için değil, semavi olmayan tüm inançlar için tarafsız duruşu sergilemek zorundadır. Bir devlet, toplum güvenliğine, genel ahlak kurallarına, insan haklarına aykırı olmadığı müddetçe (insan kurban etmek, toplu seks ayinleri yapmak, toplu intihar girişimlerinde bulunmak vs gibi) her inancın mevcudiyetini kabullenir ve varlığının güvencesi olur.

Laik biir devletin gerektirdiği uygulama budur.

Oysa yukarııda da bahsettiğim üzere AKP hükümeti, inanç sorununa bu bakış açısından yaklaşmıyor. O hala Osmanlı döneminde uygulandığı üzere, kendisini egemen bir inanç türünün temsilcisi olarak görüp, farklı inanç türlerine kendi güçlü olduğu müddetçe kısmi haklar verme, gözetimi altında tutma yoluna gidiyor.

AKP’nin bunun için seçtiği yöntem ise, Alevilere bir miktar sus payı vermeye çalışmak. Cemevlerine ibadethane statüsü vermeden, bir nevi tarikat tekkesi ya da kültür merkezi tanımı içine alarak kısmi kolaylıklar tanımak, Alevi Dedelerini din adamı sınıfına almadan, dini önder sıfatı içinde maaş bağlamak bunlardan bazıları. Yani Diyanetin koca kazanında bir kaşık bal lütfetmeye çalışıyor.

Ancak sorunun böyle çözüllmeyeceği açık. Sorun aslen devletin tam laik bir sisteme doğru evrilmesi ile çözülebilir. Yani dinle devlet arasındaki bağların mümkün olduğu düzeyde koparılması, diyanetin devletten bağımsız özerk bir kurum olarak örgütlenmesi , esas işlevinin toplum içindeki farklı inançlar arasıındaki ilişkinin kurulması, devletin toplumun talep ettiği dini hizmetler için ayırdığı bütçeyi adil bir şekilde dağıtımını sağlamak olmalı. Kısaca özetleyecek olursak, din adamının memur olmadığı, inanç sahiplerinin kendi iibadethanelerine sahip olduğu ve devletin/yerel yönetimlerin tüm hizmetleriinde tarafsız davrandığı bir sistemi kurmak gerekiyor.

Ancak AKP, en azından bu noktada, Kemalist rejimin sahip olduğu tek tip vatandaş algısından sıyrılmak konusunda çok istekli değil. Ancak AKP’nin çoğu kez olduğu gibi bu kez de ciddi avantajjları var, çünkü Alevilik konusunda 80 yıllık rejim en ufak bir adım atmış değil. Hatta Alevilik gibi bir inanç türünün varlığı bile resmi olarak kabul edilmemiş durumda. Her zamanki gibi AKP bu konuda da attığı ufak tefek adımlarla, eski rejime göre daha demokratik bir görüntü çizmeyi başarıyor.

Ancak Alevilik konusu, ufak tefek adımlarla göz boyanabilecek bir konu değil. Çünkü sorunun çözümü için, AKP’nin önünde kendi zihniyeti dışında neredeyse hiçbir engel yok. Bu engeli aşamayan AKP’nin de demokrasi ve özgürlükler konusunda kendisini ispatlama şansı yok.

Oysaki Alevi sorunu konusunda çözüme gidebilen ve tüm inançları devletten yalıtarak onlara özgürlüklerini veren adımı atabilen bir AKP, üllkenin diğer sorunlarının çözümü noktasında daha fazla ikna edici olabilir. Bu nedenle Alevi sorununu çözemeyen AKP’nin ülkenin diğer sorunlarını çözme isteği samimi bulmak son derece güç.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Söylediklerinin çoğuna katılmakla birlikte, ben Alevi açılımı konusunda AKP'nin başka hesapları olabileceğini de düşünüyorum. Alevi açılımını seçimlere yakın bir zamanda hayata geçirip bunun meyvesini toplamayı amaçlıyor olabilir. Benimki sadece bir tahmin. Bunun yanı sıra, genel olarak Sünni kesimin özel anlamda da AKP'nin Alevilere mesafeli duruşunun Alevi toplum liderleri için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Onlar da aynı biçimde Sünnilere ve AKP'ye kuşkuyla yaklaşıyorlar. Konuşmaların çoğu temelde dışlayıcı bir dile sahip. Birçok Alevi liderinden "ne olursa olsun biz AKP'ye oy vermeyiz" anlamında sözler duyabiliyoruz. Bu durumda AKP de siyasi hesaplarla "bana faydası olmayacak açılım için, üstelik tarihsel anlamda suçu bana yüklenemeyecek bir durum için niye kendimi yorayım" diye düşünüyor olabilir.

Murakami 
 25.02.2010 12:32
Cevap :
Umarım AKP dediğin gibi başka hesaplar yapıyordur Celal Hocam. Bunu canı gönülden isterim. iyimserliğimi de hala korumaya çalışıyorum ama yazımda bahsettiğim engellerin de ciddi engeller olduğunu biliyorum. Örneğin şu an yaşanan yargı krizinin dahi, eğer AKP Alevi açılımı daha önce yapabilse daha kolay atlatılabileceğini düşünüyorum. Çünkü yaşanan bu krizlerde, at gözlüğü takan küçük bir grup haricindeotoriter resmi ideolojinin yanında olan çok fazla insan olmadığını görüyorum. Ama AKP'nin yeterince güven vermediği bir ortamda, toplumun çok geniş bir kesiminin çatışmada taraf olmama eğiliminde olduğunu ve çatışmada taraf olmama halinin de mevcut kurulu düzenin yararına olduğunu düşünüyorum. Bunda AKP'nin de suçu olduğu kanaatindeyim. Söylediğin birşey de haklısın, bu çatışma ortamında Alevi toplumunun çoğunluğu da sağduyu davranmıyor ve AKP düşmanlığı nedeni ile kurulu düzene meyil ediyor. Ama bu zihinlerinin karışık olmadığı ve kendi içlerinde tartışmadıkları anlamına gelmiyor. Slm  25.02.2010 17:00
 

Değerli bibliyofil, Allah, yarattığını en iyi bilen olduğu için, peygamberine, Kuran'da; çok açık ve çok sık, üstelikte ısrarla; kendisine, sadece uyarı ve tebliğ görevi verildiğini, zorba olmadığı vurgulanır. Yargılama Allah'a aittir. İnanmak , sevmek bilinç ve gönül işidir. Ve İslam'da öncelik; "Kul hakkı"na riayet, insana saygı, yararlı olunması ve ilim ve alimlere değer verilmesindedir. Bu anlayışla; İlk emir; "Oku-düşün"dür. Ve Beşikten mezara kadar ilim tahsili, kadın ve erkeğe farz olmasıdır. "Bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapılabileceği" dahi önerilmektedir. Bunların yanında, ne Taliban anlayışının, ne insana (yaratıcı adına şekil vermeye) kalkışanlara yer yoktur. Neden demokrasi ve dinler erdemli (aydın) insan istemektedir? Sorunun kaynağında, karanlıkta tutulan ve tuhaflaştırılan insanlık vardır. Adı her ne olursa, inanmak, bilinç ve gönül işidir. Karışmak kimsenin haddi, hakkı değildir. Ki; Allah dahi uyarmış, karışmamıştır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 25.02.2010 10:47
Cevap :
Benim ilahiyat konusundaki bilgilerim oldukça azdır sayın Canmehmet. bu nedenle konuları, dinin kendi doğrularından kaynaklanarak değil, insanlığın ulaştığı medeniyet düzeyi, gelişen özgürlükler seviyesinden ve siyasetin gerekleri üzerinden ele almaya çalışıyorum. amam muhakkak ki sizin söylediğinizde doğrudur. Allahın dahi kendi inanca çok fazla müdahil olmadığı kabul edilirse, birilerinin "ben sizin inancını şöyle değerlendiriyorum, böyle olacaksınız" deme hakkı olmaması gerekir. Hele ki bir devletin bunu asla yapmaması gerekir. Bilginiz üzere bu konuda en fazla dili yanan kesimlerden birisi de sünniler olmuştur. Onlara, "sizin ezanı şöyle okunmak zorundadır" diyenlere ne kadar tepki gösterdiklerini hatırlamaları, başkalarının inancına müdahale etmemeleri konusunda katkı sağlayabilir. Değerli katkınız için teşekkür ederim, Saygılar, selamlar  25.02.2010 16:51
 

Asil sorun, sorun var diye her zaman ortaya cikan bu ayrimcilik yapanlardir. Bir avrupa birligi yoluna girmeye kalktik o gun bu gundur butun firsatci kesimler ortaya cikti. O gun bugundur icinde bastirilmis isyankarliklari olanlar ortaya cikti. Laiklik onlarca yildir bize ogretildi hep beraber bunu yasadik gulduk agladik sorun hic olmadi. Taki yine bu asiri duygulari tasiyan kesimler ortaya cikana ve iktidar ve hak koparma kavgasina basliyana kadar. Halkin ozunde hic bir sorun yok ne kurtunde ne turkunde ne sunnisinde ne alevisinde. Sizler sorun cikaranlar yanlizca farkli butun gecmis buyuk toplumlardaki dagilma sebebi olan iktidar ve hak alma savasini guden kisilersiniz. Gercek yanlizca ideolojik ve stratejik sebeblerle buyuk guclerin kara perde arkasi oyunlaridir. Onemli olan herseyden once INSAN olmaktir. Saygi ve sevgiyi icine sindirmektir. Hani bize daha ufacikken ogretilen kucuklere sevgi buyuklere saygiyi yasamaktir. Sonrasinda Turk, Kurt, Sunni, Alevi olsa

Serkan Serkan 
 25.02.2010 8:38
Cevap :
:-) İspanya'da Franco, Portekiz'de Salazar döneimde de sorun yoktu di mi? Çünkü diktatörlük zamanlarında kimsenin çıtı çıkmaz sayın serkan serkan. Herkes süt dökmüş kedi gibi olur ve diktatörlük heveslileri de kendi kendilerine söylenirler; "ne kadar mutlu ve huzurlu bir ülkede yaşıyoruz, bak kimsenin sesi, çıkmıyor, kimse kimseye itiraz etmiyor" Hatta hatta Kenan Evren'de ne güzel yaptı değil mi? Kavga eden toplumu susun dedi, onlarda sustu. Sahi bu demokrasi de ne menem birşey değil mi? Herkes bir kafadan ses çıkarıyor. Üzülüyorum sizin adınıza tabii, dünyada diktatörlerin sayısı giderek azalıyor. Beraberinde huzur ve güven ortamı da kayboluyor. Hele hele o tek parti dönemi, ne kadar huzurluyduk değil mi? Birde O Nazım Hikmet gibi uyumsuzlarla, Sabahattin Ali gibi kronik muhalefler olmasa daha da güzel olacaktı. Zaten onlara da gereken cezalar verildi, yıllarca hapis yattılar. Ama ne yaparsınız işte, dünyada her gelen gün bir öncekini aratıyor, sizinde işiniz zor vallahi,  26.02.2010 10:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster