Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '15

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
6145
 

Alfabe-Dil savaşları ve SSCB Türk politikası

Alfabe-Dil savaşları ve SSCB Türk politikası
 

Türk dilleri


Alfabe-Dil Savaşları ve SSCB Türk Politikası 1

Sovyetler Birliği kurulurken Lenin ve Stalin için en güç sorun Türklerin bir birlik kurabilme tehlikesiydi. Böyle bir Türk Birliğinin kurulabileceğini de 1917-1923 arasındaki olaylarda gördüler. Bolşevikler 1917 Rus Devriminin daha ilk aylarında Çar taraftarı Beyaz Ruslara karşı savaşırken, Eski Çarlık topraklarındaki Türkleri kendi yanlarına çekebilmek için Kasım 1917'de Lenin ve Stalin'in imzalarıyla bir çağrı yayınlayarak, Müslümanlar ve Türklere kendi kaderlerini kendileri belirlemeleri için kendi devletlerini kurabileceklerini açıkladılar.

Bu çağrıya uyan Türkler de kendi özerk hükümet ve bağımsız devletlerini 1917 Aralık ayından başlayarak 1920'ye kadar arka arkaya ilan ettiler.  1917 Kırım-Tatar Muhtariyeti, 1917 Türkistan Muhtariyeti, 1917 Alaş-Orda Muhtariyeti, 1918 Bütün Rusya Türk-Tatar Muhtariyeti, 1918 bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti, yine bağımsız 1920 Buhara Cumhuriyeti ile 1920 Harezm Cumhuriyeti

Ancak Beyaz Rus birliklerini imha eden Bolşeviklerin liderleri Lenin ve Stalin Türklerin bu özerk hükümet ve bağımsız cumhuriyetlerini artık ortadan kaldırma zamanı geldiğine karar verdiler.  Kızıl Orduyu onların üzerlerine göndererek 1918-1920 yılları arasında Kırım, Tatar özerk hükümetleriyle Azerbaycan Cumhuriyetini ortadan kaldırdılar. Buhara ile Harezm Cumhuriyetini ise 1924'te son verdiler.

Bu dönemde iki inanmış Komünist Türk önderi Tatar Türklerinden Sultan Galiyev ile Kazak Türklerinden Turar Rıskulov ise, Lenin ve Stalin'i çok ürküten projelerle orta çıkmışlardı.  Sultan Galiyev Eski Çarlık topraklarındaki bütün Türkleri bir Komünist Turan Devleti içinde birleştirmek, Turar Rıskulov ise, Türkistan'da bir Türkistan Komünist Partisi ve ve Türkistan Sosyalist Devleti kurmak istiyordu. Bunu çok tehlikeli bulan Lenin ve Stalin bu iki Türk komünist teorisyeni ve önderini önce saf dışı ettiler. Lenin'in ölümünden sonra Stalin her ikisini de öldürttü.

Türk aydınları arasındaki Türklük bilincini yakından bilen Stalin Türklerin bir daha birleşmemeleri için en iyi planın Türkleri boy ve kabilelere ayırarak her birine ayrı ayrı yazı dilleri verme, bunun içinde onların alfabelerini değiştirme olduğuna karar vermişti. Ancak, bu planını aşamalı olarak uygulayacaktı. Önce Türkistan'dan başladı işe… Türkistan'daki etnik olmayan üç devleti (Moskova'ya bağlı Türkistan Sovyet Cumhuriyeti ile Moskova'dan bağımsız Buhara ve Harezm Cumhuriyetlerini) ortadan kaldırdı. 1925 yılında Türkistan'ı 5 etnik Sovyet cumhuriyetine böldü: Özbekistan Sovyet Cumhuriyeti ile Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan Sovyet Özerk Cumhuriyetleri (daha sonra 1929-1936 arasında bu 4 özerk cumhuriyete de tam Sovyet cumhuriyeti statüsü verildi).

Stalin Türklerin alfabesini hemen Arapçadan Rus Kiril alfabesine değiştiremedi. Sovyetler Birliğindeki Türk aydınları geleneksel Arap alfabesinin Türk lehçelerine uygun olmadığını bildiklerinden, onların isteğiyle, önce Geleneksel Arap Alfabesi ıslah edilerek ona Türkçe ı, ö, ü, é (kapalı e) ve e (açık e) seslerini de çeşitli hareke ve harf bileşimleriyle karşılayan yeni Arap harfleri yaratıldı.  SSCB içindeki bütün Müslüman Türkler bu Türk fonetiğine uygun Yeni Arap Alfabesini 1921-1926 yılları arasında kullandılar (Çuvaş, Yakut, Altay, Hakas, Tuva gibi Müslüman olmayan Türkler ise bu yeni Arap harfli alfabeyi kullanmadılar).

Daha önce 1919'da Bakü'de yapılan Müslüman Doğu Halkları Kurultayında Türk aydınları Latin alfabesine ilgi duymuşlardı. SSCB'deki bütün Türkler (Müslüman ve Hıristiyan hepsi) 1926-1938 arasında tek bir Ortak Latin alfabesini kullandılar (Arap alfabesinden rahatsız olan Stalin de bu Latin harfli alfabeyi kendi amaçları için uygun bulmuş ve karşı çıkmamıştı).

Ancak, Türkiye'nin iki yıl sonra 1928'de Latin alfabesini kullanmaya başlamasından Stalin çok rahatsız oldu ve bu Latin alfabesinin dünyadaki bütün Türklerin birleşebilmesine bir araç olabileceğinden kuşkulandı. 1934-1938 arasında binlerce Türk aydını, şairi, yazarı, siyasi önderlerini öldüren veya Sibirya’ya sürgüne gönderen Stalin, çok rahat bir şekilde tek emirle SSCB'de Latin alfabesini kullanan bütün Türklerin alfabelerini birbirinden ayrı harfler taşıyan Rus Kiril alfabeleriyle değiştirdi (1938-1940). Diller ayrışmaya başladılar, imlâlarını kaybettiler, ana dilde kitapları basılamaz oldu. Sözlü edebiyat, saz, türkü, müzikleri ile ancak aralarına Ruslar yerleştirilip ülkenin zengin kaynakları onlara verilinceye kadarki bir süre devam edebildiler.

(Bunu İngilizler de uygularlar. Türkiye Latin harfli alfabeye geçince, İngilizlerin, eski Arap alfabesi sayesinde Kürtler arasında Araplarla irtibatı devam ettirmek ve Kuzey Irak’ı Kürtler için merkez haline getirme planları suya düştü.  İngiliz Sömürgeler Bakanlığı Kürtler için ayrı bir alfabe hazırlattı. Türkiye’ye, “Biz bir alfabe verelim de bakın siz milli birlik sağlayabilir misiniz, sağlayamaz mısınız, görün!” dediler.  İngiliz alfabesinden w, x vb harfli alfabeyi aşiret reislerine dağıttılar. Aşiret reisleri buna önem vermeyince 1960 Darbesi’nden sonra ABD, gönderdiği Barış Gönüllüleri vasıtasıyla bu alfabeyi tek tek her köye taşıdı. Çünkü alfabenin bölücülükte kullanılışında İngilizler tarihi tecrübelere sahiptiler. Ermenileri böyle bölüp kullanmışlardı. Hindistan’ı böyle bölmekteydiler.)

Böylece, Stalin emeline erişmişti. Hem ıslah edilmiş (Türk fonetiğine uygun) Arap alfabesi, hem de Latin alfabesi bütün Türk lehçeleri için ortak olarak Türk aydınları tarafından hazırlanmıştı, birleştirici olabilirdi. Rus Kiril alfabesi ise her bir lehçeye ayrı ayrı uygulanarak ortaklık ve dil birliği bozuldu. Bir tek Doğu Türkistan, bağımsızlık için diplomasi kullanarak hem Rusya, hem de Çin boyunduruğundan uzak durabildi. 1945’e kadar. Ve Arap harfli eski alfabesini kullanmaya devam etti.

Okullara Rus dili ile (yabancı dille) eğitim şartı geldi. Türk dili, lehçeleri ve ağızları yasak yerel diller durumuna düşürüldü. Türk kökenli dillere aynı kavram için Rusçadan ayrı ayrı kelimeler takdim edildi. Dinleri, Arapça, Arap harfleri, hocalar, imamlar, dinî eğitim yasaklandı. Moskova üniversiteleri için bir yarış başlatıldı ve hem Rusçayı ve komünizmi benimseme, hem de kendi milli özelliklerinden soyutlanma gençler arasında geçerli değerler haline getirildi.  Milli özellikler sahne oyunlarına dönüştürülerek seyirlikler haline getirildi. Bu oyunlar aynı zamanda Türk boylarının ilişkilerinin beslenmesi için değil, kıyafet ve adetleriyle ayrıştırılması için işlendiler.

1924'ten sonra Türklerin “Türk” “Türkistan” “Büyük Türkistan” “Batı Türkistan” “Doğu Türkistan” kelimelerini milli kimlik ifadesi olarak kullanmaları yasaklandı. Yöresel kimlikleri ile tanıtılmaya başlandılar. Her bir Türk boyunun ağız ve lehçelerine "sizler ayrı ayrı milletsiniz, sizlerin kendi ana dilleriniz var, bu diller de Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek ve başka adlarladır. Sizler Türk değilsiniz, Türkler yalnız Türkiye’de yaşayanlardır telkinleri yapıldı. Okullarda, fabrikalarda, evlerde Türklerin beyinleri tam anlamıyla yıkanmaya çalışıldı. Türk aydınların çoğu 1934-1940 arasında sindirildi, onlara aşağılanarak Pan-Türkist damgası vuruldu, hapsedildi, sürüldü ve yok edildiler.

En büyük darbe ise Özbek Türklerine vuruldu. Henüz daha bütün Türkler tek bir Ortak Latin alfabesi kullanırken, Özbekçe için 1934'te büyük bir değişiklik yapılarak Özbeklerin yazı dilinden ı, ö, ü gibi 3 önemli ünlü sesi karşılan harfleri kaldırıldı. Gerekçe olarak "Özbeklerin dili Farslaştığı için onlara ı, ö, ü harfleri gerekmez!" denildi ve Özbek dilcilerine "sizler sakın ı, ö, ü seslerini kullanmayın ve halkınıza ve öğrencilere Özbekçede bu sesler yoktur, deyin" denildi. Bu konuda Moskova'ya en büyük hizmeti de ünlü Rus Türkoloğu A. Kononov yaptı, Kononov, Özbek grameri hazırlayarak "Özbeklerin dili artık Farslaşmış, ses uyumunu kaybetmiş ve 3 Türk ünlüsünü yitirmiştir" diyerek Türkoloji’ye de, Türklüğe de en büyük darbeyi vurmuştur! Ben (Timur Kocaoğlu) Türkoloji konferanslarında Kononov ile karşılaştığımda bunu onun yüzüne karşı açıkça söyledim.

SSCB’nin Türklere karşı uyguladığı bu alfabe değişikliği aynı zamanda geniş çerçeveli Sovyet Milletler Politikasının bir parçasıydı. 1930 – 1990 arasında 2,5 nesil geçti, ana dili öğretilmeyen ve yasak. Dilini kullanabilenler sadece öldürülmemiş, arda kalabilmiş yaşlılar; onlar öne çıkarılmazlarsa bu ülkelerde dil ve kültür buhranı kapıda. İngilizler, bir dili silmek için 1,5 yeni nesil (30 / 35 yıl) yeterlidir derler. Bu ülkelerin dil ve kültür bilincini ayakta tutmak için Ankara’da basılan “Türk Kültürü” dergisinden başka araç yoktu. Deve ve katır sırtlarında Asya ıssızlıklarında kaçak dağıtarak yarım asır mücadele verdi Türkiye’den fedakâr bir avuç aydın.

Şimdi Orta Doğu’ya uygulanmak istenen küçük lokmalara bölme politikası Rusya’da çoktan uygulandı. Orta Doğu için bu uygulamanın sonuçları kullanılıyor. Ta Lenin ve Stalin'den başlayarak bütün Sovyet yöneticileri Türklerin Türklük ülküsüyle bilinçlenmemesi için uğraş verdiler. Bugün de eski bölünmüşlükler üzerinden, bunlar sanki gerçekmiş gibi politika yürütülüyor.(İlhan Dülger)

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 1227
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2259
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster