Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mustafa Orhan Ertuğruloğlu

http://blog.milliyet.com.tr/oertugruloglu

16 Mayıs '15

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
128
 

Alfred Hitchcock ile ilgili İngilizce iki kitap

Alfred Hitchcock ile ilgili İngilizce iki kitap
 

Korku filmleri yönetmeni Alfred Hitchcock


16 Mayıs 2015
İnsanı en iyi bilen adam
Bir meslekdaşı Hitchcock’u “insanı en iyi tanıyan it oğlu it” diye tarif etmiş. Hitchcock , gökyüzünden bize saldıran kuşlar, ayaklarımızın altından dipsiz bir boşluğa sallanan köhne bir merdiven, yatmadan önce içilen zehirli bir bardak süt, insanın en savunmasız olduğu duşta cinayete kurban gitmesi gibi korkularımızı filimlerinde ala bildiğine istismar etti.
Tüm bu ipe sapa gelmez korkulara insan neden engel olamaz? Neden “Kuşlar”,“Şüphenin Gölgesi” ,”Şüphe” , “Sapık “, “Yükseklik Korkusu “ gibi filmleri kendimize eziyet etmekten zevk alırcasına izleriz?
 
Son zamanlarda piyasaya çıkan İngilizce 2 kitap bu sorulara cevaplar arıyor.
Kitaplardan biri Peter Ackroyd ’un yazdığı “Alfred Hitchcock” adını taşıyor. İkinci kitabın yazarı Michael Woods. “Alfred Hitchcock: The Man Who Knew Too Much “.
Peter Ackroyd yukarıdaki soruları “Freudcu” bir vaka olarak görüyor ve nedeni bilinmeyen korkuların evrensel olduğunu kabul ediyor. Hitchcock’u, çay fincanlarını yıkayıp kuruladıktan sonra atıp kıran adama benzetiyor. Rejösör, dünyamızın ne kadar kırılgan olduğunu göstermek için böyle yapıyor. Katolik bir aileden geldiği göz önünde tutulduğunda filimlerde seyicilerde bazen dini bir rahatsızlığa neden olan korkuları rejisörün nasıl istismar edebildiğine şaşıyor. Ackroyd, bu bağlamda kitabında Hitchcock’un filmlerinde görülen tüyler ürpertici mistik bilinmezliğe veya gizeme dikkat çekiyor. Başdönmesi, mezardaki bir rahibeyle bitiyor veya “Kelepçeli Aşık” ta Hitchcock’un Grace Kelly’nin dekolte elbisesinden gözünü alamaması , Ackroyd’a ,yönetmenin yıldızı eski Yunan’daki Madonna gibi göstermeye çalıştığı izlenimini veriyor. Çünkü Hitchcock kuşkusuz gerçek yaşamda Grace’in Meryem Ana gibi değil, Mağdalalı Meryem gibi serbest bir hayat sürdüğünü biliyordu.
 
Michael Wood ise kitabında filmlerin dini değil psikolojik bir rahatsızlık yaydığını düşünüyor. 
Wood, Hitchcock’un, seyircinin zihni algılarını istismar etmesinin, tesadüfen mutlu sonlanan filmleri bile bozduğunu söylüyor. O dönemde Amerika’da uygulanan sansür icanı “Rebecca “ filminde her ikisi de beraat eden sanıklar ve “Şüphe “ Filminin kahramanları, ya filme uyarlanan kitaptaki gibi gerçek katilse? “Kuşlar” filminde son saldırıdan sonra savuşan karakterler ya gerçekten kaçmadıysa?
 
Hitchcock’un verdiği aldatıcı ipuçları, doğruluğu kendinden menkul bilginin şekillendirdiği muhteşem bir dünya yaratıyor. Aynı zamanda bizi de yalancı çıkartıyor. Çünkü seyirci bazen içinden “ daha beter olsun inşallah” diye geçirebiliyor. Bu bağlamda Wood, “Yükseklik Korkusu” filminde kilise kulesinden düşerek öldüğünü gördüğü sevgilisine benzeyen kadına cinsel arzu duyan James Stewart ile seyircinin özdeşleşmesini ele almış. Yazar, James Stewart’ın rüya, hayal ve hatıralar yoluyla görüntüsünü çoğalttığı, yeniden ürettiği arzulara dikkat çekmiş, filmin müziğini duyar duymaz seyircinin de tahrik olduğunu iddia ederek , seyircinin, Stewart’dan daha sapık olduğunu söylemiş.
 
Biyografide Ackroyd ve Wood ister istemez aynı anekdotları kullanmış.Ama farklı şeyler üzerinde odaklaşmışlar. Wood, Hitchcock’un Doğu Londra’da doğduğunu söylemekle yetinmiş. Ackroyd ise, Leytonstone’daki çocukluk dönemini daha ayrıntılı incelemiş. Babasının manav dükkanının bulunduğu o dönemde küf ve pislik saçan High Street’i bize koklatıyor. Yazar, Amerikalılaşmış Hichcock’un “Cockney” mirasının izini sürerek , 1955-1962 yılları arasında Amerikan Televizyonu’nda gösterilen “Alfred Hitchcock Sunuyor” tv programında rejisörün takdim ettiği bölümlere gönderme yapıyor. Hitchcock’un Amerika’da hafta sonlarını geçirdiği Kalifornia’daki çiftlik evi, Ackroyd’un değindiği gibi mimari bakımdan dışı tipik Amerikan, içi ise tipik bir İngiliz Köy evine (Cottage) benziyor. Kariyerinin büyük bir kısmını Amerika’da geçiren İngiliz Akademisyen Wood ise, sıla hasreti olgusu üzerinde pek fazla durmamış. Hitchcock’un İkinci Dünya Savaşı öncesi yaptığı filimlerini, denizlerle Avrupa’dan ayrılmış bir ada devleti olan İngiltere’nin Avrupa’da olan bitenlere ilgisiz politikasının topluma yansıttığı rahatlığa ve bunun yol açtığı rehavete bir saldırı olarak değerlendirmiş. Öte yandan Ackroyd, Hitchcock’a, Amerikalılaşmış sürgündeki bir İngiliz olarak bakmış. Wood ise Hitchcock’un Amerika’ya yerleşmesini, gözünü dışarıya kapamış, aptallaşmış İngiliz toplumundan, kendinden emin, yenilikten hoşlanan, ve biraz da tehlikeli bir topluma kaçış olarak almış.
 
Her iki yazar da rejisörü anlatmak için sanatçının farklı sözlerini öne çıkartmış. Ackroyd , Hitchcock bir sözünde çocukluğunun geçtiği Covent Garden Pazarı’nı “ Burada günah meyvaları ve korku sebzeleri satılır” diye tanımlamiş diyor. Aslında “fruits of evil” derken rejisör İncil’e gönderme yapıyor. Günah meyveleri tabiri İncil’de çok geçer. “Yalancı Peygamberler koyun postuna bürünüp gelirler. Onları meyvalarından tanıyacaksınız. İnsanlar dikenden üzüm, deve dikeninden incir roplar mı? İyi ağaç iyi meyva verir, kötü ağaç kötü meyva verir. İyi ağaç kötü meyva vermez, çürük ağaç da iyi meyva vermez. Öyle ise onları meyvalarından tanıyacaksınız”gibi. Rejisör İncil’e gönderme yapıyor. Wood ise sanatçının başka bir sözünü öne çıkartmış. Hitchcock kendisini, doğu Londra’da manav dükkanı olan babasına benzetiyor. Cinayetlerle dolu filmlerinin rejisörü babası gibi “ çabuk bozulan şeylerin vurguncusu “ yaptığını söylüyor.
 
Kitaplardan hagisini okumalı??
 
TV’de çalışmadan önce BBC’den gelen bir ekibin 3 aylık kursundan geçmiştik. Leonard Chase isimli bir prodüktör bize kursta sinemanın temel ilkelerini öğretirken daha çok Hitchcock’un ve biraz da Fransız Trufo’nun (400 darbe gibi) filmleri üzerinde durmuştu.
Chase’in verdiği örnekler beni bir ömür etkiledi. Özellikle Hitchcock’un filmlerinin çoğunu defalarca seyrettim. Her iki kitaptan öğrenilecek çok şeyler var.
Bana soracak olursanız hastası olduğumdan, imkan varsa her iki kitabı da okuyun derim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 99
Kayıt tarihi
: 19.05.14
 
 

1964 Yılında Ankara ODTU ve 1971 yılında Birmingham Universitesi'nden mezun oldum..4 yıl TRT'de r..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster