Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
73
 

Algı yönetimi ve dolandırılmak

“Bir şeyin gerçek olmasından daha önemli olan,
o şeyin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır.” 
 
Henry Kissenger
 
Önceki gün öğleye doğru ev telefonum çaldı. Bilmediğim bir cep telefonundan aranıyordum. Açtım. Adımla hitap ederek kendisiyle konuşanın ben olduğumdan iyice emin olana kadar birkaç defa sordu karşıdaki kişi. Ben de artık usandığım, akşama kadar arayan reklamcılar, telefon şirketleri, digiturk satıcıları, ya da kaplıca ve tatil pazarlamacılarından hangisi acaba diye düşünürken bir yandan da çabucak kapatmak için hızlı hızlı konuşmaya başladım.
 
Arayan kişi birden bana Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden Operasyon Dairesinden baş komiser bilmem kim olduğunu söyledi. (Emniyette öyle bir daire var mıdır onu bile bilmiyorum). Sonra cep telefonumu teyid etti. Cep telefon numaramın kopyalanarak, telefon bilgim ve kimlik bilgim kullanılarak Doğu'da teröre hizmet ediyor göründüğümü, benim hesabımdan Sur’a para çıkarıldığını, son seçimlerde 3 farklı yerde oy kullandığımı, kimliğimin bir Suriyeliye verildiğini, telefonlarımın 6 aydır dinlendiğini, her türlü görüşmelerimin bilindiğini, Turkcell ve Vodafon olmak üzere bilmem kaç adet telefonun benim adıma kayıtlı olduğunu, çevremde son zamanlarda şüpheli şahısları görüp görmediğimi, hastane, banka gibi yerlere gidip gitmediğimi tek tek tek sordular. Önce terslendim, “madem öyle beni neden alıp emniyete götürmüyorsunuz, niye telefonda böyle sorular soruyorsunuz” dedim. Bana “sizi GBT üzerinden araştırdık, sicili düzgün bir vatandaşsınız, şimdi sorularımızı sizi üzmeden soracağız sonra da zaten buraya getirteceğiz merak etmeyin” dediler. Arkadan telsiz telefon sesleri geliyordu. O arada size güven vermek için 155’ten şimdi sizi arattırıyoruz dediler ev telefonu ile görüşürken cep telefonumdan da arayıp çok uzun bir süre kadar beni tuttular. 155 yazan numara ve benim kendi telefon numaram beni geri aradı. Ardından çok saygılı konuşmamı emredip Cumhuriyet Başsavcısı diye bilmem kime aktardılar.
 
Kendilerinin günlerdir çocuklarını bile görmeden devlet için çalıştıklarını, konuşacağım başsavcının ise bir gün önce yüzbaşı kardeşini şehid verdiğini, şehidlik makamının çok önemli olduğunu, Allah, Peygamber, devlet, şehidlik makamı, terör, teröre yataklık yapmak, devlete ve emniyete destek vermek ve kendileriyle işbirliği yapmak, ayakkabı kutuları, Sur, Cizre, Diyarbakır gibi sıklıkla tekrarladıkları kelimeleri içeren ama cümlelerini takip etmekte zorlandığım, bununla beraber dikkatimin artık olmadığı bir uzun konuşma yaşıyordum. Nüfus Cüzdanımdaki bütün bilgilere sahiptiler. İki telefon da meşgul ediliyor, arada bir terslenmem halinde seslerini yükselterek “siz ne biçim konuşuyorsunuz, siz kiminle konuştuğunuzu sanıyorsunuz” gibi cümleleri işittiğim, sakın ola ki kimseye haber vermeyin bu çok  gizli kimseyi aramayacaksınız gibi tehditlerin olduğu bir konuşma...
 
O anda aklımdan geçenleri tahmin bile edemezsiniz. Bir hafta önce anneme benzer bir şeyi yaptıklarında annem başka bir telefon geldiği için telefonu kapatmış, daha sonra “bir Türk Polisinin” yüzüne nasıl telefon kapatabileceği azarını da işitmişti ve ben ona kızmıştım uyarı mesajları geliyor, bunlar dolandırıcı sen niye bilgi veriyorsun” diye ama anlaşılan o ki ben daha beter düştüm tuzağa. O arada bir arkadaşıma mesaj yazdım ve tam artık beynim uyuşmuşken, onun araması ve mesajı ile dağılmış olan odağım değişmiş olmalı ki, birden kalbimdeki sıkıntıya odaklandım ve “e yeter artık ben bu konuşmadan çok sıkıldım” dedim ki tam o anda beni bankadan arattıracaklarını söylüyorlardı. “Bankadaki paralarınıza devlet olarak koruma koyduracağız ki bu sahtekarlar ve bankadaki müşteri temsilcisi sandığınız köstebekler size zarar vermesinler” diyordu. Hangi banka ile çalıştığımı, ne kadar para olabileceğini ise kendi ağzımla çoktan söylemiştim bile. Çünkü ikna olmuşum. Dikkatim dağıldıktan sonra “Ben kendim bankama giderim sizin arattırmanıza ihtiyacım yok, daha biraz önce benim numaramdan beni aradınız şimdi de aynı şeyi banka için yapmayacağınızı nerden biliyorum” derken telefonu da hızlıca kapattım.  
 
Telefonu kapattıktan sonra saatlerce de kendime gelemedim. Çünkü o kadar uzun süre telefonda kalmıştım ve ses ve söz bombardımanına, kah tehdit, kah duygu damarım, kah korku ile bilmediğim, anlamakta zorlandığım konulara maruz bırakılmıştım ki. Algı yönetiminin, psikolojik baskı yoluyla ve bazı kavramları kullanmak suretiyle çok kolay telkine ve hipnoza açık, bildiğimiz halde avlanabileceğimizi deneyimlemiş oldum.  
 
Konuşmadaki kalabalık cümleleri daha çok aktaramayacağım çünkü ambale olmuştum zaten. Daha sonra farklı tarzlarla ve yaklaşımla farklı  tehdit konularıyla bir sürü kişiyi benzer şekilde aradıklarını öğrendim. Savcı, Avukat ve Adalet Bakanlığından arkadaşlarımı aradım. 155’i aradım ve en yakın polis karakoluna gittim. Ne var ki ne dilekçenin, ne başvurunun işe yaramayacağını, polisin de bir şey yapamadığını duymaktan daha çok üzüldüm.  “Boşuna gitmiş olursun artık bilmediğin telefonları açmayacaksın ve kapatacaksın, yapılacak hiçbir şey yok” dediler. Sadece bir arkadaşım Savcılığa her durumda dilekçe bırakmalısın dedi. Karakoldaki amir ise gülümsedi ve ilk olarak “parayı kaptırdınız mı?”  diye sordu. Hayır ramak kalmıştı dedim. “O zaman kurtulmuşsunuz” dedi. Anladım da ben şimdi bunlardan kurtuldum ya başkaları? ya başka zamanlar?... Önemli değil…
 
Bizim mahallenin karakolundaki güler yüzlü (Allah'tan güzler yüzlüydü çünkü  uğradığım şiddetin tepkisini nerdeyse ona gösterebilirdim)  polisin evini aramışlar geçenlerde, ama kendi tabiriyle yutmamış ve kapatmış. Daha önceki günlerde Eski Milli Savunma Bakanı’nın evini aradıklarını ve Bakan Bey’in bu konuşmayı kendisinin yaptığını duymuştum. Bu  konuda telaşa kapılarak paraları teslim edenlerin, aile bireylerinden birisi ile tehdit edildiği için o anda kalp krizi geçirerek ölenlerin veya psikolojik tedavi görenlerin sayısı da gittikçe artmakta.
 
Üstelik şu bilgileri de karakoldan aldım: Günlük olarak alıp sonra da kırıp attıkları telefon numaraları kullanılıyor, yani erişilemiyor o numaralara daha sonra. Arayan numaralar bilmem hangi dağda bilmem kimin elinde çıkıyor. Bizim TC kimlik numaralarımız ve bilgilerimiz oy sandıkları için asılan listelerde muhtarlıklarda fotoğrafları çekilerek temin ediliyor. Telefondaki kişiler evdeki herhangi birinin sesini kaydedip daha sonra da evin diğer bireylerine bu  sesleri şantaj yapmak için kullanabiliyor. Telefon numaralarımız kullandıkları  bir bilgisayar programı üzerinden kopyalanarak arama yaptırılabiliyor.
 
 Söylendiğine göre adamlar o kadar büyük sistemler ve şebekeler kurmuşlarmış ki yakalanamıyorlar. Herşeyi yapabiliyorlar. Vaay be. Acaba Devletten büyük adamlar mı var bu ülkede yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı, daha daha yoksa artık  bizler hayatta kalmışsak bir şekilde, herşeye “hayırlısı” demeye çok mu  alıştık? Birileri yasal ve meşru olmayan yollardan birilerinin canına, malına, güvenliğine kast etmek pahasına kazanmaya (ben buna kazanç demiyorum ama) iyice alıştı ve sırıtarak yaşamak bir mecburiyet mi oldu o derin kültüre, maneviyata, değerlere sahip güzel ülkemde? Birilerinin başkalarının üstüne basa basa yukarılara tırmanmalarına alışmıştık ama başkalarının can ve malları üstünden yaşamlarını sürdürme konusu bu kadar ayağa düşmemişti. Uluslararası seviyede güvenlik meseleleri tartışılırken bir tek vatandaşın güvenliğinin sağlanamaması bu kadar önemsiz ve gözardı  edilebilir bir konu olmamıştı.
 
Evet  bu adamlar büyük sistemler kurmuş olabilirler ve konu kanıksanmış ya da basite indirgenmiş olabilir ama herkes salınan korkuya, algı yönetimine, psikolojik baskıya karşı dirençli değil bu memlekette. Her anlamda saldırının olduğunu bilsem bile bu sistemlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Emniyet Teşkilatından daha büyük olduklarını düşünmek istemiyorum. Zaten böyle bir yanılgıyı, güvensizliği yaratmak istedikleri, korku salarak, önem atfettiğimiz, duygulu anlam yüklediğimiz konularda bizi kaygıya gark ederek amaçlarına ulaşmak istedikleri belli.. Amaca giden her yol mübah görülüp her türlü eyleme girişebiliyorlar. Yaşlıymış, çocukmuş, hastaymış, kişilerin duygularıymış, emekleriymiş bunların hiçbir önemi yok.
 
Bu konu beni sonrasında derin derin düşündürdü. Acaba günlük hayatımızda da benzer davranışlar, sesler, sözler ya da enerjiler karşısında kendi düşüncelerimizi, tavırlarımızı, hareketlerimizi etkileyen şeylere maruz kalıyor muyuz? Bazen hiç istemediğim halde bazı  cümlelerin ağzımdan çıktığına şahit olduğum olur. Bazı insanların yanında kendimi kendim gibi hissetmediğim olur. Başımın uyuştuğu, kelimelerin uçuştuğu, söyleyeceklerimi dilime getiremediğim, A diyecekken B dediğim, hiç üzmek istemediğim halde kızmaya başladığım ya da böyle davranışlara maruz kaldığım durumlar… Farklı ve iyi niyetli olmayan etkileri aldığım zamanları  bildiğim olur, bilmediğim olur. Ruhsal ya da şifa çalışmaları içinde olanlar olarak bir korunmadan bahsederiz, bunu biliriz ama her an farkında ve bilinçli olmadığımızdan bu oyuna gelebiliriz. Bazen her gün iletişimde olduğumuz belki de hiç kızmadığımız, sesinin yumuşak tonu ile bize güzel telkinlerde bulunan kişiler bizi etkiliyordur. Bazen de zihnimiz oynar bize oyunları. Zihni kolayca kandıran en önemli unsur ise korkudur. Ya kendi zihnimiz ya da karşı taraftakinin zihni korku yaratarak kontrol etmeye çalışır bizi. Sonra da kendimize bu ben değilim ki dediğimiz olur.  Bilinçaltımızda bizi etkileyen konuları, korkuları tespit edebilirsek karşı tarafın tavrına karşı biraz daha uyanık olmak mümkün olabilir o noktada. Değilse “salak/aptal” olarak adlandırılmak her an içten bile değildir. Elbette salak oluşumuzla ilgili değildir bu ama telefonun öbür ucundaki kişiye öyle görünebilirsiniz.  
 
Bunları kendi içimde alıp verirken algı yönetimi üzerinde durmak gerektiğini düşündüm. Bazı filmlerde, bazı satış taktiklerinde ve en çok da siyasette karşılaştığımız ve yabancı kişilerin tarafsız düşünmesini engelleme taktiği olarak bilinen Algı Yönetiminin en genel tanımına bakacak olursak, “Kitlelerin duygu, düşünce, amaç, mantık, istihbarat sistemleri ve liderlerini etkileyerek, seçili bilgilerin yayılması veya durdurulması; bunun sonucunda hedef davranış ve düşüncelerinin hedefleyenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi” ya da “Hedef kitleyi istenilen bir fikir ve amel üzerinde rıza gösterecekleri bir inanma ve ikna olma sürecine sokmaktır.”
 
Algı yönetimi Amerikan ordusu tarafından ortaya konmuş bir tanımdır. Algı yönetimi gibi subliminal telkinler (bilinçaltı  telkinleri)in, ses ve 25. Kare gibi farkına varılmadan araya sıkıştırılan görsel eklentilerin yer aldığı filmler, müzikler, vs bütün araçların kullanıldığı  bir toplumda bunlardan kaçınmak, sakınmak veya engellemek için yapılabilecek  en önemli şey  uyanmak ve bilgili olmaktır diye düşünüyorum. TV kanalları, çocuklarımızın izlediği çizgi filmler, sosyal medya araçları, okuduğumuz kitaplar hatta ders kitapları, alışveriş yaptığımız dükkanlarda çalınan müzikler bu konudaki etki araçlarındandır.
 
Sonuç olarak her an heryerden bir olumsuz etkilere maruz kalabiliriz. Hergünkü gazete ve tv haberlerinden kendimi uzak tutmaya çalışsam da bu tuzaktan son dakikaya kadar ben de kurtulamadım. Ve buradan yazarak her an sizlerin de başına gelme olasılığının çok fazla olduğunu bildirmek istedim. Bu arada şu bilgileri de aktarmam gerekir ki sizi bu  şekilde arayan hiçbir kimse Emniyet Teşkilatı, Adalet Bakanlığı, Türk Telekom, PTT mensubu asla olamaz. Asla telefon üzerinden size özel bilgilerinizi soramaz. Karakol kayıt almasa da siz yine de 155’e arayan numaraları bildirin ve Adliye’de Suçlar dairesine bir dilekçe bırakın.
 
Öte yandan çocuklarınızı bu tür etkilerden bilhassa koruyun. Dinlediğiniz müziklere, özellikle alışveriş yaptığınız yerlerdeki müziklere, film ve görsel medyadaki iletilere, hatta ruhsal veya bilimlik içerikli ve çok derin bilgilermiş gibi görünen iletilere karşı uyanık olun.  Ve siz de çevrenizi uyarın.
 
devrimce bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ayşe hanım, ben de arandım telefonla eğer doğruysa ki ihtimal vermiyorum ilimize bağlı bir ilçe emniyet müdürlüğünden. Adımı soyadımı soruyorlar, kimsiniz siz diyorlar ben de sizin aradığınız kişiyim diyorum, bu ev telefonu sizin adınıza mı kayıtlı dediler evet dedim hangi isimle diyorlar, illaki isim soy isim peşindeler. Öfkeli ve sert bir sesle "bakın hanımefendi, bilgileriniz terör" derken ben kesiyorum ve anladım, bilgilerim terör örgütünün eline geçmiş değil mi? diyorum, nerden biliyorsunuz siz dediler. Ben de " ooooo, bey efendi biz bunları her güz kaç kere okuduk, okumaya devam ediyoruz" deyince bana öyle bir küfür etti ki buraya yazamıyacağım şekilde ve telefonu ben kapattım. Sonra telefon ekranında görünen o numarayı cepten aradım, "eksik çevirdiniz, bu numara kullanılmıyor" gibi biyonik ses cevap verdi. Yani o numara ile iletişim yoktu. Size de geçmiş olsun bana da, selam ile...

Yurdagül Alkan 
 27.02.2016 17:32
Cevap :
teşekkür ederim. Artık bu yollarla bizler birbirimizi bilgilernidriyoruz. Selamlar  02.04.2018 22:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 126
Kayıt tarihi
: 07.01.14
 
 

Hacettepe Ü. İİBF Yüksek Lisans Ankara Ü. Din Psikolojisi Doktora Araştırmacı- Yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster