Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

02 Aralık '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
68
 

Ali Paşa

Ali Paşa
 

Gül Şehrinde Halı Dokudu, Devlete Paşa Oldu.


Çocukluğumdan gençliğe geçiş çağımızın olduğu dönemde ilimizin Emre Mahallesinde, Emre Cami'nin tam karşısında, geniş bahçe içinde iki katlı ahşap evin üst katında kiracı olarak oturduk. Gazikemal Mahallesindeki dede yadigarı evimiz istimlâk nedeniyle satıldığından, rahmetli babam “ Benim yedi ceddim şehrin göbeğindeki bu evde varlıklarını sürdürdüler ve ben de hep bu ihtişamlı evde yaşadım. Merkezden yeni bir büyük ev bulup alıncaya kadar kirada oturacağız” demişti. Ne yazık ki dediğiyle kaldı, bir daha ev falan alamadı. Kiracı olarak hayatını tamamladı.
 
Emre Mahallesindeki ev, kendi evimiz kadar güzel olmasa da Rumlardan kalma, tavanları oyma işlemeli tarihi bir evdi. Ev sahibimizin adı Hayrullah'dı. Yunanistan göçmeni olan Hayrullah Amca, çoğu Emre mahalleli erkeklerin olduğu gibi, iyi bir inşaat ustasıydı. Karısı Safiye Hanım ile birlikte, dört oğlan, bir kız beş çocuk yetiştirmişlerdi. Nasıl derseniz, Hayrullah Amca gün boyu elinden hiç düşürmediği çekülü, malasıyla ve evinde halı dokunmasıyla...
 
Çocuklarının adları sırasıyla şöyleydi. Tayyip, Ali, Sami, Hayriye ve Turan... 
Biz kiracı olarak evlerine yerleştiğimizde, çocuklarının hepsi de evliydi Hayrullah ustanın. 
Bizim oturduğumuz ahşap evin arkasındaki o koskocaman bahçenin içine, çocukları için kendi elleriyle sırasıyla birer ev yapmıştı Hayrullah Amca, lakin çocuklarını bazısı o evlerde oturmuyorlardı. Büyük oğlu Tayyip Almanya'ya öğretmen olarak gitmişti. Bahçe içindeki evi dayalı döşeli, ama kapalı durmaktaydı.
 
Hayrullah usta bizim gördüğümüz zamanlarda bir hayli yaşlanmıştı ve artık inşaat işlerine gitmiyordu. Ama hiç boş durduğu da görülmüyordu. Eşin dostun yardımlarına koşturmanın yanı sıra, bağ bahçe işleriyle uğraşıp dinçliğini korumaya çalışıyordu.
Karısı Safiye teyze, genelde gelinleriyle ve torunlarıyla vakit geçirirken, evinin işlerini de bizzat kendisi yaparak, çalışkanlıkta kocasından geri kalmayacak yapıda olduğunu vurgulamak ister gibiydi. Tabi bu hal eski toprak denilen Emrelilerin çoğunda dikkat çekici olmasına karşın, Hayrullah Amca'nın ailesi gözümüzün önünde yaşam sürdürdüklerinden, biz kiracıları için her halleri daha bir örnek teşkil ediciydi.
 
Hayrullah ve Safiye çifti daha önceleri, bizim kiracı olarak oturduğumuz evde oturuyorlarmış. Beş çocuğu bu ahşap evde büyütmüşler. Çocuklarının erkek olanlarını okutmuş, iyi bir meslek sahibi yapmışlar. “Bu mahallede herkes  inşaat ustası, onlar da inşaatçı olsunlar" dememişler. 
“Biz gücümüz yettiğince çalışalım. Çocukları okutalım. Macurların çocuklarınında okuyup büyük adam olduklarını görsün Ispartalılar” diye düşünmüşler. Zira o günlerde Ispartalılar, Emre Mahallelileri “muhacir” diyerek, kendilerinden farklı bir yaratıklarmış gibi, küçük görücü bir soğuklukla bakarlarmış. Emre Mahallesini Cumhuriyet’in ilanından sonra devlet, Ispartalının tepkisini almamak için, koloni gibi şehrin dışına bir yer bularak oluşturmuş, Ispartalılardan uzakta tutmaya çalışmış. Gerçekten de Ispartalılar bu mahalleyi şimdiki değimle, adeta  ‘uzaydan gelmeler’ muamelesi yaparak, tepkilerini o bölgeye hiç gitmemekle ve orada yaşayan insanlarla hiç görüşmemekle belirtiyorlarmış.
 
Ne zaman ki Isparta modern yapılaşmaya geçmiş, işte o vakit “Bu macurların ev yapmakta üstlerinde kimse yok” demişler, mahalleye gelip sakinleriyle görüşmüşler. İyi birer usta keşfetmiş olarak, yeni evlerinin yapımında çalışmaları için, bu mahallenin ustalarını ikna etmek uğruna gece gündüz mahalleden çıkmaz olmuşlar. Ve bu süreçte muhacirlerin insanlık yönlerinin üstünlüğünü öğrendikçe, aralarında dostluk köprüleri kurulur olmuş.
 
Bizim ailenin muhacirlerle dostluğu daha bir öncesine dayanır. Rahmetli babam benim doğum yerim de olan Yalvaç ilçesinde, Özel İdare dairesinde memurluk yaparken, mesai arkadaşları arasında Hayrettin isminde bir muhacirle, ‘sırdaş’ denilecek kadar çok sıkı dostluk içersine girmiş. Araya ölüm ayrılığı girene kadar tam 48 yıl süren bu dostlukta, her iki ailenin de samimiyeti hiç eksilmedi. Gecemiz gündüzümüz birlikte geçerdi.
 
Hayrettin Bey Amca ve karısı Keriman Hanım teyzenin çocukları, biz Aytaç ailesinin çocuklarıyla birlikte, bir gün onlarda, ertesi gün onlar biz de olarak, uzun sayılacak bir yaşam sürdürmüşlerdir. Ve bu iki ailede çocuklarının büyümelerinde söz sahibi olarak, her bir sorunlarıyla yakından ilgilenerek gelişmelerini izlemişlerdir. Onların çocukları bize, biz çocuklarda onlara asla saygısızlık yapmamış, yüksek sesle cevap vermişliklerimiz olmamıştır.
Bu kadar samimi olmamıza rağmen, evlerimiz ayrı olsa da, içli dışlı bir büyük aile olmamıza karşın bir kez olsun düz hitap şeklimiz olmamıştır. Kendilerine her sesleneceğimiz zaman, “Hayrettin Bey Amca, Keriman Hanım teyze” diye seslenirdik. Onların çocukları da benim anne babama "Saim Bey Amca, Habibe Hanım Teyze" diye  hitap ederlerdi. 
 
O samimiyette bu kadar saygılı oluşumuz, şüphesiz her iki ailenin köklerinin iyi emek verilerek toprakta filizlendirilmiş olmasındandı. Yani Emre Mahalleli olmak, cahil muhacir ustalarının, işleri dışında barındıkları bir kamp alanı değildi. Her biri efendi insanlardı. Ama yine de onları yakından tanımayanlar için geçmiş zamanda kendilerine hor gözle bakılıyordu.
 
Bizim Emre Mahallesine kiracı olarak gelmemize de bu dostlarımız vesile olmuşlardı. O yıllarda babam memuriyetten ayrılmış, Hayrettin Amca da Isparta merkezinde memuriyetine devam ediyordu. Isparta'nın yerlisi olmamıza rağmen babam kendisi kiralık ev bulmakta zorlaşmıştı. İlk kez böyle bir durumda kalmıştı ve her evi beğenmiyordu. Eski namına yaraşır görkemli bir ev istiyordu, bulamıyordu. Belediyece istimlak edilen evimizden de yıkım ekibi kapıya dayanmadan bir an önce çıkmamız gerekiyordu.
 
Ev sorunumuzu Emre mahallesinden ev bularak Hayrettin Bey Amca halletmişti. Her şeyimize kefil olarak bize Muhacirlerden Hayrullah ustanın evini bularak sorunumuzu gidermişti. Çünkü yaşlı macur ev sahibimiz de,  “şehrin yerlisi” oluşumuz sebebiyle bize evini kiralamak istememiş önce, sonra kendilerinden biri olan Hayrettin Bey amcanın kefaletine güvenerek, evinin anahtarını bize teslim etmişti.
 
Biz eve kiracı olarak yerleştikten sonra beni ve kardeşlerimi gören ev sahibimiz, bu defa “bahçedeki, kiraz ve vişne ağaçlarını bu yerli çocuklar talan ederlerse, keşke hatır saymayıp evi yerlilere kiralamasaydık” fikrine kapılmış, pişmanlık yaşamışlar. Ancak bu telaşlarını kefilimize hissettirmemişler. Emre Mahalleliler birbirlerine son derece bağlı, birbirlerine çok güvenen insanlar olduklarından, aralarında itimatsızlık yaşamazlar. Birbirleri kırmaktan, incitmekten, rencide etmekten gocunurlar. Bu bakımdan Hayrullah Amca bize olan tavrını kimseye sezdirmemiş olsa da, evlerinde bizleri ilk başta güvensizlik duyarak oturtuyor. Karı koca Bir süre gizliden girişimizi çıkışımızı gözetim altında tutuyorlar. Bakıyorlar ki, biz hiç çevreye zarar vermediğimiz gibi, onların yokluğunda bahçeyi koruyan, evlerini kollayan konumdayız, bize sonsuz güven ve sevgi duyarak bağlanıyorlar. 
 
Bu şekilde on yıla yakın kiracı- ev sahibi ilişkilerini aşıp, dostluk çerçevesi içinde samimiyet dolu günler geçirmiştik. Hatta bu rahatlık bizimkilerin o kadar hoşuna gitmiş olmalıydı ki; babam, birazda şehir merkezinden satın alacağı eski evinin kalitesinde aradığı evi bulamadığını bahane ederek, hep kiracı kalmayı tercih eder olmuştu. 
Ev alacağımız parayı da oldukça iştahlı ve bol kepçe yeyip içerek, sekiz yıl gibi bir sürede tüketivermiştik. Hazıra dağın bile dayanmayacağını böylece yakından öğrenmiş olduk. Ondan sonrasında da hep kiracı olarak kaldık.
 
Emre Mahallesindeki kira evimizin sahipleri Hayrullah ve Safiye çiftinin çocuklarını nasıl büyütüp okuttuklarını işte bu sayede yakından öğrenen olduk. Büyük oğulları Tayyip, yaz aylarında babasının yanında inşaatlara ameleliğe giderek, güneşin altında çalışıp, kazanıp biriktirdiği parayla kış mevsiminde okulunda, her dakikası boş kalmayacak kadar ders çalışarak eğitimlerini tamamlamış, liseye Almanca öğretmeni olduktan sonra Almanya'daki Türk çocuklarını eğitmek için yurt dışına tercihli olarak gitmişti. İkinci oğulları Ali,  inşaat işlerini zayıf bünyesinden dolayı pek beceremediğinden babasıyla dışarıya işe gitmezmiş, ama “babam nasıl olsa eve ekmek getiriyor” dememiş, tüm yaz mevsiminde ve sömestr tatillerinde, anasıyla birlikte evde tezgâh başında oturup kız çocukları gibi halı dokumuş.
 
Bu şekilde geçen birkaç yıl sonrasında Ali oğul, Kuleli Askeri Okulunu birincilikle bitirip subay olmuş, lakin “Ben artık devletten yüksek maaş alıyorum” dememiş. Yine yıllık tatillerinde baba evine izine geldiğinde, anasıyla halı dokunmaktan kaçınmamış. Kışlada tabur tabur askere komutanlık yaparken, anasının yanında kadrolu işçi gibi verimli halı üreticiliği yapmış.
 
Biz onların evlerinde kiracı olarak otururken subay Ali evlenmiş, iki erkek çocuğu sahibi olarak, yine yaz tatillerinde anasının evine ziyarete geliyordu. O günlerde askerlik rütbesi binbaşıydı ve artık anasının yanında halı dokuyan biri değildi. Bu kendisinin “Ben bir rütbeli subayım, şimdiden sonra halı dokumam” demesinden dolayı değildi. Anacığı Safiye teyzenin yaşlanmış olmasından dolayı, halı ilmeklerini göremeyecek kadar gözlerinin ferinin sönmesinden olamıyordu. Evlerinde halı tezgahı yoktu artık. Ayrıca da Isparta halıcılığı, hastalanmasının başlangıç safhasındaydı. Getirisi, götürüsünün yanında giderek yok olmaktaydı. Bu yok oluş da Ispartalıları halı dokumacılıktan hızla uzaklaştırıyordu. 
 
Ali oğulla çocukluğumda birkaç kez annesinin evinde yakından konuşmuşluğum olmuştu. Kendisini iyi dinlemişliğim de, çok zor şartlarda ancak yokluktan hiç yılmadan okuduğunu öğrendim. 
Hele ki: “Askeri okulda zengin arkadaşlarıma mahcup olmamak için, Isparta’ya her gelişimde ellerim şişinceye kadar, gece gündüz halı dokudum. 15 günde bir çift kelle tabiri denilen halıyı çıkartmış ve satıp parasını cebime koyup okuluma döndüğüm çok olmuştur. Şu an evimizde tezgâh olsa yine başına oturup halı dokurum. Halıdan kazanılan paranın bereketi hiçbir meslekte yoktur” deyişi, beni haddinden fazla hislendirmişti. Hayata bakış açısı öyle güzel, öyle mütevazıydı ki, bu insana gıpta etmemek, örnek almamak mümkün değildi.
 
Yıllar sonra, gazeteci olarak bir Afyon iline gitmişliğim de, Ispartalı bizim eski ev sahibimizin oğlu Ali subayı Afyon ilinin paşası olarak görmüştüm. İşleri yoğundu ayak üstü görüşebildik. Bir kaç gün sonrası evine gelmemi istemişti. 
O bir kaç gün sonra paşa konağına ziyaret etmeye gittiğimde kapısında nöbet tutan asker “Paşamız şu an Isparta’da, annesi biraz rahatsızmış ziyaretine gittiler” dedi.
 
Ali Paşamıza bir kez daha hayranlık duydum ve kapısındaki askerlere paşanın hemşehrisi olduğumu gururla söyledim. Bu sözüm üzerine onların bana gösterdikleri ilgiyle duygusal anlar yaşadım. Ama Ali paşayı yakından tanımış biri olarak, asla kasıntıya girmedim. Zira meslekte büyümenin insanlığa bir ayrıcalık katmadığını daha küçük yaşlarımda Ali paşadan yakinen görerek öğrenmiş olan kişiydim ben. 
 
Afyon Paşası Ali paşa yıllar içinde emekliye ayrıldı.Sonrasında hangi ili, ne sebeple beğenip yerleşmişti bilemiyorum. Bir daha kendisiyle görüşemedim. Hayatta mı, değil mi öğrenmek istemedim. O değerli insan hafızamdaki haliyle kalsın istedim. Fakat kesin bildiğim bir şey var ki, o da Ali Paşanın emekliliği süresinde de yaşadığı yerlerde tanıdığı herkese, halı dokumacılığı yaparak okuduğu günlerin kıymetini keyiflenerek anlattığıydı. 
 
Isparta halıcılığının ekonomimize ve Ispartalıların yetişmesinde pek çok katkısı olduğundan o vakitlerdeki herkes gibi, Ali paşa da herkeslere Ispartalı oluşundan iftiharla söz ediyordu. 
O günlerin Ispartalıları, Isparta halıcılığının kendilerine kazandırdıklarını, anlatımlarıyla daha nice nesillere taşıyan olacaklardır. 
 
Ne yazık ki, günümüzde Isparta halıcılığı diye bir şey hiç yok. Ali Paşa ve benim gibi Isparta severlerce hatıralara konu olan Isparta el dokuması halıcılık tarihin tozlu sayfalarına gömüldü. Ve benim gibi değer bilenleri çok üzdü.
 
Ayfer AYTAÇ - ayferaytaç.com
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 415
Toplam yorum
: 192
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 152
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster