Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '11

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
1322
 

Ali Sami Yen'i yıkarlarken...

Ali Sami Yen'i yıkarlarken...
 

Ali Sami Yen stadının yıkım işlemini gösteren fotoğrafı görünce içim bir tuhaf oldu. İnsan yaşlandıkça biraz fazla duygusal oluyor. Yerine koskoca modern Arena stadı yapılmış olsa da, artık bu stad miadını doldurmuş olsa da, hatta insan bir Galatasaray taraftarı olmasa da, elinde olmadan üzülüyor.  

 

Üstünde Ali Sami Yen yazan kapalı tribünün yarı yıkılmış hali, sanki o betona değil de, insanın anılarına indirilmiş bir darbe gibi geliyor ve kurtarılmayı bekleyen ama insanın yardımd etmekte çaresiz kaldığı bir yılkı atını düşündürüyor.  

 

Oysa kabaca baktığınız zaman, insanın yaptığı beton bir yapıyı, yine bir başka beton yapmak üzere yine insan yıkıyor.  

 

Kepçe girmeye görsün bir kere, bir yere. Oradaki anılar, siz yaşadığınız müddetçe vardır sadece. Sizden sonra hatırlayan olmaz, kimse de bilmez, kimse de sormaz..  

 

Erenköy’de, Suadiye’de, Kızıltoprak’taki, Kanlıca’daki, Tarabya’daki yüksek binalardan önceki çiçekli bahçeler içindeki köşklerde de kim bilir kimler ve ne hayatlar yaşanmıştı. Bilen var mı?. Soran var mıdır?.  

 

Ali Sami Yen’e indirilen o kepçe darbelerinin fotoğrafı, insan hayatının da bir gerçeğidir aslında. 1964 deki Bulgaristan milli maçıyla açılışını dün gibi hatırlayan ve artık stadyumlardan uzak bir neslin son temsilcilerinden biri olarak, o kepçe darbelerinin artık o gençlik yıllarına ne kadar uzak olduğumuzu hatırlattığına üzülüyorum.  

 

İster zaman deyin, ister sermaye, ister teknoloji ama insan bu kepçe darbelerinde, yorulduğunu ve yaşlandığını hissediyor,  

Oysa o yıllarda, İstanbul’da Boğaz köprüleri bile yokken bu stada Kadıköy’den ulaşmak ne kadar güç olsa da, nasıl gider, gelirdik yorulmadan? Tarifsiz heyecanlarla...  

 

Çocuk yaşımızın Wembley’i eski Fenerbahçe Stadının tahta tribünlerinin 1966 yılında üstelik o devirde kepçe de olmadığından, kazma ile yıkılışını seyretmek ne kadar hüzün vermişti. Lefter’leri, Can’ları, Birol’ları, Hazım’ları, az mı seyretmiştik üstelik sahanın içinden, kalenin arkasından?.  

Sanki bir daha asla oraya stad yapılmayacak, sanki Fenerbahçe’yi bir daha asla seyredemeyecekmişiz gibi gelmişti. Çocuk aklımızla.  

Şimdi, üstten ısıtmalı o modern Ş.Saracoğlu tribününde, koltuğuna keyifle oturanların içinde, o eski stadı hatırlayan kaç kişi vardır?. Bırakın stadı, Lefter’i seyreden kaldı mı?.  

Kepçe darbeleri insana hayatın da bir sonu olduğunu hatırlatıyor. Geçmişe özlemini artıyor.  

 

Yıkılan, ağzı, dili, hatta canı olmadığını sandığınız bir eski beton bir stad da olsa, feryadını duyuyor, adını futbol tarihine altın harflerle yazdıran Metin Oktay’ın, artık bu dünyada dahi olmadığını hatırlıyorsunuz. Hüzün veriyor.  

Tabiat kuralları hiç değişmiyor. her şeyin eskisi gidiyor, yenisi geliyor. Stadın da, insanın da,  

Hiçbir şey olmamış gibi, hayat devam ediyor. Anılar sizde kalıyor, Siz gidince her şey bitiyor.  

Kimse bilmiyor, kimse sormuyor.  

Kepçeler bana insan hayatını hatırlatıyor. Üzüyor, Hayatın gerçeklerini kabul etmek kolay olmuyor.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsan genşken de duygusal oluyor sayın yazarım, içimden geçeni ben de bloğumda kaleme aldım, bir yandan gözlerimi silerken... Kolay mı ne maçlar yaşadım ben orda ...

Mustafa Tunç 
 14.04.2011 16:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 435
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 941
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster