Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
4266
 

Alıç Ağacı ile sohbetler

Alıç Ağacı ile sohbetler
 

“-Karalardaki hayat serüveni, karaların korkunç macerasını izler. Çok uzun bir hikayedir bu.

-Ne ziyanı var! Biz de uzun uzunkonuşuruz. Sularda hayat geliştiği zaman karalarda durum nasıldı?

-Sularda hayat serpilip geliştiğizaman karalar bugünkü gibi değil, birkaç adadan ibaretti… Dünyamızın her yanınıdenizler kaplamıştı. Denizlerde o büyük yosunların, balıkların ve ötekihayvanların türedikleri zamanlar dünyamızda, ikisi kuzey yarısında biri güneyyarısında üç büyük ada, üç kıta vardı. Sularda gelişen canlılar karalarındabüyüme ve oluşmasına yardım ediyorlardı.

-Nasıl olur bu? Çok garip, balıklar mı geliştirecek karaları?

-Sana tuhaf gelecek ama, evet balıklar, hem yalnız balıklar da değil, geçen sohbetimizde anlattığım o gözle görünmeyen küçük güzel yaratıkların bile payı çoktu bu olayda. Bak nasıl, anlatayım sana: Sularda türemiş olan o küçük yaratıklar öldükçe, kireçten silisten zarları, daha büyükçe olan hayvanların kemikleri kabukları denizlerin derinlerine çöküyor; çimento gibi balçıktan bir harçla birbirine yapışıyor ve bu çökelmeler milyonlarca yıl sürdüğü için kalın, ağır kütleler teşkil ediyorlardı. Bu kütleler çok ağır olduklarından, o zamanlar denizin dibinde çok ince olan yer kabuğunu çökertiyor; sonra yandan gelen basınçlarla o kütleler kıvrılarak yükseliyor, denizlerden dışarı çıkarak dünyamızın bir ucundan öteki ucuna kadarsıra dağları meydana getiriyorlardı. Böylece karalar büyüyor ve sıra dağlar arasındaki enginlerde irili ufaklı göller ve iç denizler hasıl oluyordu.

- Ama karalarda hayattan eser yoktu hala değil mi?

-Evet o zamanlar karalar ıssızdı, cansızdı. Çünkü karalar hiç bir canlının barınmasına imkan vermeyen kayalarla örtülüydüler. İkide bir delinen yer kabuğundan volkanların püskürdüğü lavlar dageçtikleri aktıkları, kayaları bile kasıp kavuruyordu. Sık sık bir biriniizleyen depremler de karalarda çıkıntılara, çöküntülere kıvrılma ve kırılmalara yol açıyor, karaları allak bullak ediyorlardı.” (sayfa 16)


“-Bitkilerin toplumsal yaşayış düzenlerine örnek olarak gösterdiğiniz, orman, çayır, fundalık, kamışlık gibigörünüşlerinde de ayrıcalık olan toplulukların büyük birlikler oluşturduklarını söylemiştiniz. Gerçekten bir bakışta bile bir kamışlıkla bir bozkırın ne kadar değişik oldukları hemen göze çarpıyor ve bunların ayrı ayrı birer birlik olduğuanlaşılıyor. Bunlar içinde herhalde küçük birlikler de olacak değil mi?

-Büyük birlikler, üyelerinin biçimleri çok değişik olursa, dış görünüşleri ile bile ayırt edilebilir tabii. Bir ağaçla bir bozkır otu, gerek görünüş gerekse yapıları ne kadar farklı iseler ağaçların kuracağı birlikle bozkır otlarının kuracağı birlikler arasında manzara farkı tabii o kadar göze batıcıdır. Lakin bitki birliklerini tanımlayan dış görünüş değildir.Bitki birliği, bir arada yaşayan belli türlerin floristik topluluğudur.” (sayfa151)


Kitabın yazarı

Prof. Dr. Hikmet Brand (1904-1972)

(Halkalı ZiraatFakültesi, Almanya doktora)

Ülkemizinbitki örtüsü üzerine çeşitli kitaplar, makaleler yazmış, ülkemizde bitki sosyolojisinin kurucusudur.

Ağaç resimleri ile bezeli ve kuşe kağıda baskılı, 339 sayfa, liste fiyatı 7.5 YTL.

Yazar engin bilgisini, Ankara Dikmen’deki endemik bir tür olan Ardıç ağacı ile söyleşibiçiminde, akıcı ve duru bir Türkçe ile aktarıyor. Kitap ilk kez 1968 yılında yayınlanmış. Elimdeki kitap Tübitak 2001 baskısı. Popüler bilimde bir başyapıt sayılabilecek bu kitap, iki tarih arasındaki 33 senede 15.000 adet baskı yapabilmiş. Yani sadece 15.000 kişi tarafından alınmış!

Kİtabın önsözü şöyle bitiyor.

"Anadolu’ya özgü renklerin, özelliklerin yapıcı olan otların, çimenlerin, ağaçların, ormanların tüm bitkilerin yaşayış düzenini, o düzenin bize ettiği iyilikleri anlasınlar, ona karşı davranışlarına saygılı bir çeki düzen versinler ve Anadolu’da şimdi birçokları gibi çırılçıplak olan Çal Dağı'nın tepesinde de bir zamanlar bir alıçağacının yaşadığını hatırlasınlar diye yazdım."


Acaba Ankara Dikmen’de hala Alıç Ağacı var mıdır dersiniz?

Bitki sosyolojisi kavramı ile ilk kez bu kitap sayesinde tanışmıştım. Ot diye geçtiğimiz bu yeşil canlıların da bir topluluk oluşturduğunu ve birbirlerinden etkilenebileceklerini o zamana kadar hiç düşünmemiştim. Bu kitap sayesinde bitkilerin dünyamızın şekillenmesine katkılarını ve yaşamın başlangıcını oluşturduklarını öğrendim.

Geçen sene de MB da http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=66426tanıtımı yapılmış olmasına rağmen, bitkilerin dünyamızdaki ilk başlangıcından bugüne gelen faydalarını ve çeşitliliğini anlatan bu özel kitabı tekrar hatırlatmakta yarar gördüm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Siyah önlüğümün içinde saf çocukluğum,boynumda ki yaka kadar ak. Baba'mın verdiği okul harçlığını,köşebaşındaki bakkal amcaya,keçiboynuzu ve bir alıç kolye için yatırmanın heycanı,yemeye kıyamadığım,altını ile değişemiyeceğim,alıç kolyem.Yıllar sonra okuduğum bilgilerde,kâlbin dostu,olduğunu öğrenipte sevindiğim,iyikide ,çocukluğumda çok yediğim,simdilerde de haplarının yapıldğı,sanallaşan dünyamızda,kolyeden,tabletlere indirgenen Alıç meyvesi beni aldı,taa nerelere götürdü sevgili Yusuf Bey,sağolun,varolun,Alıç Ağacı ile sohbet kitabını hemen edinip okuyacağım.Saygılarımla

Şerife Mutlu 
 09.10.2008 18:52
Cevap :
Sahi bir de siyah önlüklerimiz vardı o zamanlar... Hala kolye gibi ipe dizilmiş Alıç görebilirsiniz bazı yerlerde. Kitap doğanın oluşumunu çok akıcı bir şekilde anlatıyor. Katılımınıza teşekkür ediyorum. Selamlar.  09.10.2008 21:09
 

Önemli faydalı katkılar. Almıştım o kitabı ama okumaya fırsatım olamadan birilerine vermiş olmalıyım. Hikmet Biran'ın ağaçlarla ilgili bir başka kitabını geçen yıl keyifle okuduğumu anımsıyorum. hatta 500 ve 1000 yıllık ağaçlar olduğunu öğrenince ağaçlara kıyan ellere ve anlayışa daha fazla öfke duymaya başladım. saygılar.

Ezgi Umut 
 25.09.2008 2:05
Cevap :
Doğanın kıymetini bilmemiz ve onu koruyabilmemiz için önce ne kadar kıymetli olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Katılımınıza teşekkür ederim. Selamlar.  25.09.2008 10:26
 

"Alıç ağıcı ile sohpetler"i 1996 da almışım. Kitap, Ekim'96 da 2nci baskı yapmış. 2500'er den 5000 adet basıvermişler. Demekki ilk baskı talep görmüş. O tarihte 400.000 TL imiş. Şimdi bir ayıbımı itiraf ediyorum: O kitabı okumamışım! İnanın, rafta görünce tanıdık bir kitap. Neydi konusu? Diye içimden geçirdim. Ama okumamışım. Raftan indirip masamın üzerine koydum. (Bu: Okuma yolunda iyi bir adım attım." Demek.) Bir de Enis Aktan'ın belirttiği başka bir kitap (Anadolu Manzaraları) var. Bu da, Hikmet Birand'ın Bunun da 2nci baskısını almışım. (Şans işte) 1nci baskı Eylül'99 da çıkmış. 2ncisi Ekim'99 da. Bu kitap da 2500'er baskı yapmış. O zamanki fiyatı ise 600.000 TL. Arka kapağında kitap için şöyle bir yazı var: "... İlk kez 1957 yılında yayınlanan ve her geçen gün değeri bir kat daha artan .... " Tüm kitap kurtlarına bol kitaplar diliyorum. Sevgilerimle.

Murat SEVGİ 
 04.09.2008 15:33
Cevap :
Hatırlamanıza vesile olmuşsa ne mutlu. Eh artık arada bir göz atarsınız. Uslup ta akıcı, kolay okunuyor. Katkılarınıza teşekkürler ve selamlar.  04.09.2008 19:14
 

Çok değil bir kaç gün önce, okul önünde yediğimiz alıçtan bahsetmiştik bir arkadaşımla, ve buralarda bulunmayışından, hayret o ki biz de sorduk kendimize acaba hala alıç satılıyormudur? diye... Hatırlatmanız için teşekkür ederim, kitabı edinmek üzere yola çıkayım:)

Dingil Kalem 
 28.07.2008 10:43
Cevap :
Teknolojik toplumun ulaşamadığı yerlerde hala yetişiyor ve zaman zaman da meyvesinin satıldığını görüyorum. Kitabın bestseller olması lazımdı ama burası Türkiye. :)  28.07.2008 14:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1312
Kayıt tarihi
: 03.07.08
 
 

Tarih öncesi yaşamdan, uzaydaki yaşama kadar merak ettiklerim pek çok. Bir süredir okuyucusu olduğum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster