Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '14

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
902
 

Alıştıysan eğer, yazmadan olmuyor!

Alıştıysan eğer, yazmadan olmuyor!
 

Görsel kayanak. www.hakikatdamlaları.net


Yazmayayım bir süre, son büyük acımı olgun bir suskunlukla yaşayıp geçiştireyim istedim kendi kendime... Fakat olmuyor!
 
Çok özel bir yakının yitimi, bir aşkın bitimi, bir mevsimin hele de baharın ve yazın gidişi gibi hayat da hem soğur hem küçülür ve daralır bazen, ellerimizde ve zihinlerimizde... Onu tekrar ısıtmak, büyütmek ve genişletebilmek için oturur yazarız bazen. 
 
Güle oynaya, ayıla bayıla bilet aldığımız ama içeride sıkılıp bitse de kalkıp gitsem dediğimiz sıkıcı bir filme dönebilir bazı anlarda hayat. Tesadüfen geldik, mecburen yaşıyor, seyrediyoruz dediğimiz bir filme… Sıkıcı bir işe, birlikteliğe ya da oyuna zoraki katlanış gibi... İşte öylesi (zam)anlarda çek(il)ip kurtulmak isteriz hayatın o sıkıcı geleneksel bağlarından, gereksiz tüketim ve gösterişlere dayalı -çoğu sahte- oyun alan(lar)ından... Kaçıp kurtulmak için oturup yazmak isteriz...
 
Kendi yüksek tepelerimize çıkıp orada bir süre sakince durup düşünmek isteriz! (Gerçi, çekip getirirler yine bizi sahne ortasına dostlar, akrabalar ve yakın çevre. Tıpkı sıkıcı düğünlerde oyuna kalkmak istemeyenlere yaptıkları gibi. Bildiğin ama çok da haz almadığın bir oyuna... Bazen ite-kaka, tuta-sürükleye). Walter Benjamin’e bir göndermeyle; "başkalarının oluşturucu temelleri üzerine kurulmuş bir hayatın ve bu hayatı sürekli kılan bir yaşama biçiminin” içine girmeden, “yaşamın estetize edilmesine” göz yummak yerine, yaşamı değiştirmek gerektiğini düşünürüz hep ve bu değişikliği en azından ak kağıtlar üzerinde yapmak için oturur yazarız.
 
Yaşam mücadelesinde çoğunu hak etmediğimizi düşündüğümüz oklar saplanır sırtımıza. Çok özel yakınların ani ve beklenmedik yitimi ise onların en acıtanlarındandır. İşte o okları saplandıkları yerden alır, bir yayla uzağa fırlatmak için de yazarız. O oklar hedefe ulaştılar mı, ulaşmadılar mı diye gözetmeksizin... Amaç acımızdan kurtulmaktır. Ama birkaçından kurtulurken çoğu kez yenilerini saplar hayat sırtımıza...
 
İşte bu hayat
 
Uzun ve büyük, onunla ve bize sunduklarıyla bağlarımız ise eski ve derindir. Anılar, özlemler ve kader derken kalış süremiz de uzadıkça uzar... Şans, duygular ve aklın o rastlantıları çok seven düşeşleri de yengi ve yenilgiler(imiz)de birden fazla kez denk düşebilir bazen hayatın bu uzun, derin ve eski tavla masasında... Ama bu tavla seanslarından kalkıp aklın o soğuk, katmanlı ve kuru satranç tahtasına geçiş evresi ise hep sancılı olur! İşte öylesi anlarda -yaşın başın ne olursa olsun- hayat, acemi bir öğrenci gibi sınıfta çakıp her seferinde bütünlemeye kalınan bir ders halini alabilir. Acemi, bütünlemeye kalmış bir öğrenci sınıfını geçmek için nasıl hırsla çalışırsa oturur öyle yazarız bazen...
 
Bazen de kibrinden feragat etmiş bir sevgiyi, tenin gizemli mucizelerini, sevinçleri ve neşeyi gizlice birleştirip sürekli bir barış ve huzur hali olarak önce zihnimizde, sonrasında da gözümüzde canlandırıp umut adına insanlarla paylaşmak için oturur yazarız.
 
Bu engebeli rastlantı ve zorunluluklar patikasında, zaman içinde hayata birkaç kez yenik düşebilir insan! Sabırlı, onurlu, yılmayan ve tekil bir yalnızlıkla dayanma süreci ve direnci artsın diye de yazabilir insan bazen...
 
Yaşanan yazma süreci nadiren de olsa, nitelikli ve özgür çoğulluklarla ölümlü yaşamın doğasından gelen büyük acı ve tezatlarla el ele, duygu ve aklın imbiğinden geçip damla, damla akıp iyice damıtılana kadar sürüp uzayabilir...
 
Gün gelir bazen,
 
"Anı yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır" diyen bir Andre Gide sözüne takılır, yaşamını kayıt altına almak için de yazabilirsin. Tümüyle olmasa da ak sayfalara ondan, öz yaşamından tutam tutam baharatlar dökerek... Çoğu acı baharatlar...
 
Bu yüzden,
 
Uzun bir hayatın, ona göre her seferinde kısa kalan yoğun yaşanmışlıkları, tez-antitez sarmalında sentezlene sentezlene nihai noktasına taşınana dek yazılar yazılır çoğu kez!  Zamanın görünmez değirmeni bu şekilde  -tüm bu yaşanmışlıkları öğüterek-  hiç durmaksızın döner durur...
 
Yorulan bedenlerin yardımına anılarla yüklü zihin ve yürek birlikte yetişebilir. O ikili, gün gelir, yaşanan her deneyimi kendi içinde ayıklayıp arıtabilir. Hüzünlü, acı yanlarını atar, seni geliştiren, neşeli ve güzel yanlarını ise saklar. Bazen zihinde kalan kekremsi bir burukluk da bir iz değeri gibi o saklananlara eşlik edebilir. İşte o "iz değerleri" de yazılıp kayda geçirilebilir.
 
Gün(ü) gelir, sağlığın ve şansın da yaver giderse, yaşam binasının bin bir güçlükle ulaşılan o güzel teras katında, anılarla örülü mazi manzarasına karşı bol köpüklü keyif kahveleri de içilebilir. İşte o an, hayatta insanın tüm yenilgileri birer galibiyet, ulaştığı her yeni paylaşım ve sevgi eşiği de önceki basamaklara teşekkürü borç bilen birer kardeş olabilir.  
.
İ. Ersin KABAOĞLU,
 
13 Nisan 2014, Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendi tembelliğim ve beceriksizliğimden dolayı zaman zaman uzak kalıyorum buralardan. Sözcükleriniz arasından sızan acıyının nedenini yazınızın yorumlarına bakınca anladım ki anneciğiniz göçmüş bu dünyadan. Mekanı cennet olsun, hep güzellikleriyle anmak kısmet olsun sizlere de. Sevgiler Ersin Bey.

Nuray Ors 
 25.04.2014 15:33
Cevap :
Teşekkürler değerli yazarım. Sevgideğer, canım annemle o sağken hep güzellikler, zarif paylaşımlar içerisinde beraberdik. Onu, sonsuzluğa intikali ile yüreğimizde ve zihnimizde yaşatacağımız anılar da (önerinize uygun olarak) hiç kuşkusuz ki aynı güzellikte olacaktır. Size, yakınlarınız ve sevdiklerinizle birlikte uzun, mutlu ve huzurlu ömürler dileğimle...  26.04.2014 2:58
 

Yazınca hafifler... Mizaha vurunca daha da hafifler... Fakat ölümün mizahı yapılmaz, yapıla-bilemez hatta. Bu yüzden hayatın diğer alanlarından gülünesi kareler çıkarırım ben. Başka türlü yaşayamam, yaşa-bilmem. "Yazmazsam deliririm" diyordu ya düşünenlerden biri, o hesap ben yazmayınca hayatı bitiresim geliyor... Yazmak lazım... Mecburen seyrettiğimiz şu hayat filminin /tiyatrosunun son perdesindeyiz. Az kaldı, bitecek... Kaleminiz daim olsun ey yüreği ile yazan güzel dost. (Baş sağlığı dilemekten nefret ederim, zira benim kaybımda baş sağlığı dilemenin ne denli büyük bir hakaret olduğunu anlamıştım.) Gidenleriniz ışıklar içinde uyusun...

Emine Supçin 
 21.04.2014 12:41
Cevap :
Sağ olasın, var olasın değerli eski dost. Hepimiz, en sevdiklerimizi o sonsuz yolculuklarına uğurlarken -değerli yorumunla değindiğin- çaresizlik içeren o insani duyguları hissediyoruz. Onlar benim de içimde günlerdir akıp birikti... Kişisel tarihime not düşmek istediğim bu yazılı değinmeyle de ak sayfalara düştü, sizlerle paylaştım. Evet, yazmak bir ölçüde rahatlatıyor ve o Sait Faik deyişiyle "yazmasam çıldırırdım". İçten teşekkürler, sevgiler ve dost selamlarımla...  22.04.2014 10:08
 

...Amaç acımızı azaltmak...Hayatın mola vermeden sırtımıza sapladığı oklar...Daha onlarca sözcükleriniz tıpkı yaşamın fırlattığı oklar misali hem allak bullak etti hem de yüreği sıkıştırdı çaresiz bıraktı.Tüm kayıplar ardından eksiliyor aynı zamanda çoğalıyoruz sanki...Ne mutlu size ki yitirdiğiniz anneniz ile uzunca bir süre birlikte olabilme şansı size bahşedilmiş; biz annemizin ne yaşlandığını ne de hastalandığını görebildik otuz yaşında bir anne bize yeni bir kardeş verebilmek için hastaneye gitti ve bir daha da dönmedi. Tabii ki bu size bir teselli olamaz lâkin ebeveyn yokluğunun bıraktığı boşluğun ne kadar derin olduğunun farkındayım demek istedim. Başınız sağ olsun; mekanları cennet olsun. Yüce sistem: Eksik eksik yaşamayı öğretiyor. Selamlar

Alev Meisel 
 15.04.2014 11:58
Cevap :
Acımı, derin üzüntümü paylasan insancıl duyarlılığınız için içten teşekkürler değerli Alev hanım. Doğada "sınır etkisi" diye bir durum var: Zıt alanların kesiştiği yerlerde; örn. ormanın bitip çayırların, karanın bitip denizin, bozkırın bitip ormanların vb. başladığı kenar/kıyı noktalar(ın)da bitki ve canlı dokusu da son derece zenginleşip verimli hale gelir. "Ölüm anı" da yaşamın bitip sonsuzluğun başladığı bir sınır-kenar metaforu yaratması açısından yazıyı derinlikli ve özgün kılmış olabilir. Sözcükler(im)in (özgün ifadelerinizle) "...hem allak bullak edip hem de yüreği sıkıştırarak çaresiz bırakması.." bundan ötürü olsa gerek. Annenizi çok genç yaşta yitirmeniz büyük bir talihsizlik olmuş. Işıklar içinde yatsın. Annemi size göre 47 yıl daha fazla görmem kısa vadede bir şans gibi görünse de hayatın uzun vadeli ilahi adaleti tüm göreli şansları bir yerde sıfırlıyor. Tavsiyenize uyarak "eksik eksik yaşamayı" öğrenirken yine de çoğalmaya çalışacağız. İçten teşekkür ve selamlarımla...  15.04.2014 21:58
 

Değerli Yazarım; ne yazık kelimelerin zirveye ve dibe vurduğu anlar yaşamızdaki en derin acıların ve mutlulukların karşılığı olması...Dilerim ne durumda olursak olalım yaşamımızda gönül teraslarımızdaki kahvelerimiz her daim olsun...Sevgilerimle...

ecemece 
 14.04.2014 20:49
Cevap :
Evet, bu anlamda durum tam da belirttiğiniz gibi ince duyarlılıkların narin ve usta yazarı 'Ecem'. Umarım ve dileğim o dur ki; sabırla, umutla, sağlık ve şansın da yardımıyla hak eden herkes bir gün o kendi teras katına ulaşabilsin! Sevgi ve selamlarımla...  15.04.2014 9:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3313
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2351
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster