Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '16

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
106
 

Alışveriş, soru işareti ve ben

Alışveriş, soru işareti ve ben
 

Yaklaşık 1 senedir evli, mutlu ve hayatının aşkını bulmuş bir bayanım. Perşembe günü evli olduğumuz günden beri ortak yapmadığımız hiç bir alışkanlığımız olmadığını tekrar hatırlamak durumunda kaldım keyifle... Bu duruma; spor, alışveriş, oyun, hobiler ve hatta hayatımızın belli bir bölümünü aynı iş yerinde geçirmemiz dahil. Durum hal böyle olunca; eşim ile tanışma, evlenme ve yaşadığımız hayatımızı düşündüğümde kendimize ''Buldumcuk Ailesi'' dediğim doğrudur.
 
Hafta sonu çok sevdiğimiz dostlarımızın düğünlerine nedime ve sadıç olarak katılacaktık. Perşembe günü eşim Damat Bey'in yanına, ben de düğün hazırlıklarını tamamlamak üzere alışverişe gittim.
 
Hayat alışkanlıklarım gereği çok uzun süredir kendi kendime alışveriş bile yapmadığımı fark edip bütün mağazalara girip çıkarak, beğendiklerimi uzun uzun deneyerek kendi kendime bol vaktimi harcadım. Bu arada, o kadar mağazaya girip çıkmamdaki temel kural; kaliteli ve uygun fiyata eksiklerimi tamamlamaktı. Bir de aksi gibi ertesi gün bayramdı ve tüm mağazalar kapalı olacaktı. Ne yapıp edip günü iyi değerlendirmeli ve tüm eksiklerimi almalıydım. Önce severek ve kıyafetime uygun bir ayakkabı, ardından ayakkabıya uygun çanta ve son olarak bir bütünde kıyafet, ayakkabı ve çantaya uygun takılar ile kombinimi tamamlamanın gururunu yaşıyordum.
 
 
Ev ekonomisi gereği ne kadar harcadığımı hesaplarken bir fincan yorgunluk kahvesini kendime hak gördüm. Her ne olduysa hesaplama yaparken, elimde kalan naktimin ve çok sevdiğim kombin için harcadığım para ile aynı oranda olmadığını fark ettim. O kadar uygun fiyata aldığımı sandıklarımın birden daha pahalı olduklarını fark edip, bu dengesizliğin nereden kaynaklandığını hızlıca düşünmeye başladım. Günü hızlı bir şekilde gözümün önünden geçirdiğimde takıları alırken hatırı sayılır bir meblayı takı dükkanından almadığım gözümün önüne geldi. Evime gitmek üzere yola koyulduğum anda geri dönmek her ne kadar beni üzse de, emek harcadığım o, ev ekonomisi meblasını orada bırakacak değildim. Haklı olarak konu ile alakalı takıcıda anlaşamadık, kendisinden kasasını saymasını rica ederek nezaketimi koruyordum. ''Kasanız yok mu, bir baksanız?'' dediğimde  ''Yok hanfendi, biz al gülüm ver gülüm çalışıyoruz'' dedikten sonra onun hesabına güvenmem imkansız hale gelmiş, yarım günümü harcayarak aile ekonomisi yaptığım hatırı sayılır paramı orada bıraktığımdan emin olmuştum. İçimden; ''Hanfendi değil, 'Hanımefendi' denir'' demek geliyordu.  Artık her ''Hanfendi bak'' dediğinde ağzının ortasına bir tane patlatmak isteyip, içimdeki o isteği bastırıyorum. Adaletli düşünce kapsamında o, parayı vermediyse; ben de almamıştım. Yani ortak olarak haksızdık. Israrlı bir şekilde bekledikten sonra kendisinin de değer yargılarından olsa gerek ''Ben parayı saydım, ben de fazla yok ama buyrun'' diyerek parayı uzattı. Al gülüm ver gülüm çalıştığından ben hala kendime güveniyordum. Kendisine anlayışı için teşekkür ederek oradan ayrıldım fakat bir yandan da kasasında fazlalık olmaması beni rahatsız etmişti. Kafamın içinde düşünceler ve sorular birbirini kovalarken parayı başka bir yere koyma ihtimalime istinaden bir kahve daha içmek için oturdum. Elimde yarım günümü harcadığım, aile ekonomisi yapmak için kaç dükkan gezdiğim, bir aşağı bir yukarı yürüyerek edindiğim yeni eşyalarımı harıl harıl kurcalamaya başladım.
 
Her baktığım poşeti, poşet içine koyarak karışmamaları için yere koydum. Tekrar, tekrar, tekrar baktım ama yoktu. Hafızamı son kez kontrol ederek parayı takıcıdan almadığıma emin olarak evime gitmek üzere yola koyuldum. Evime yaklaşmak üzereydim ki; elimde bir şeylerin eksik olduğunu fark ederek sağıma, soluma, çantama bakmaya başladım. Kontrol ettiğim ve tüm gün emek harcadığım her şey, o kahve içtiğim yerde kalmıştı. Koşar adımlarla geri dönüp poşetlerimi almak üzere yola koyuldum. Bir yandan yürüyor, bir yandan da; ''Adamın hakkı bana geçti, acaba adam mı haklıydı, kesin adamın hakkı geçti, hesapla; şu, bu, o, bu kadar, o kadar; ulan tam adamdan yaptığım alış veriş ve harcadığım kadar paraya mal olur poşetleri bulamamam kesin adamın hakkı geçti, mübarek günde alamın ahını mı aldım, acaba poşetler orada mı hala, ya yoklarsa, aldıklarımın devamı yoktu, nereden bulacağım devamını ,hem de her yer kapandı onu bırakta adamın hakkı mı?'' diyerek kendimi sorguluyordum. Vardığımda nefes nefese kalmış kafamdan geçenleri susturmaya çalışırken poşetlerin bıraktığım yerde olmayışıyla tüm düşüncelerimin haklılığı ile zavallı gözler ile garsona poşetleri sorabildim. Anlık bir korku yaşadıktan sonra poşetler garsonun elinde gelince rahat bir nefes alım. Kimsenin hakkı kimseye geçmedi sanırım...
 
Tekrar ve son kez evime dönüş yoluna girmiş, kendi kendime günün sorgusunu yapıyordum. Eşimle paylaşımlarımız o kadar çok artmış ki; eskiden kendi kendime yaptığım alışkanlıklarımı bile tek başıma yapmaz hale gelmiştim. Paramın üstünü almayı unuttum, aldıklarımı unuttum, yetmezmiş gibi tüm süreçte tüm hayatımın felsefesini yapıp; ''Adamın hakkı bana geçti mi, geçmedi mi? Geçtiyse bu kadar mı çabuk mu çıkar? Zaten bana benim olmayan yaramaz!'' yavaş adımlar ile evime yürürken; son yorgunluk kahvesinin kokusu evimin mutfağında oluşmuş, sevgili kızım Düşes Hanım'ın mırıltıları ile sakinleşmeye başlamıştım bile...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 18.06.15
 
 

Güzel ülkemin, güzel şehri; İzmir'de 1988 yılında doğdu. Çocukluk döneminin belli bir bölümünü İz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster