Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '07

 
Kategori
Mağazacılık
Okunma Sayısı
1667
 

Alışveriş çılgınlığı

İlkokula giderken “YERLİ MALI HAFTASI”nın gelmesini iple çekerdik. O hafta geldiğinde annemiz evden yerli ürünlerden bir meyve, incir gibi kuru meyve ve ülkemizde üretilen çeşitli yiyecekleri alır okula koşardık.

Babalarımız eldeki imkânları ile aile bütçesini nasıl denk getirmeye çalıştığında habersiz, tüketimimizi “yeterince” yapmaya gayret ederdik. Yani, Türkçe deyişle “Tutumlu” olmaya gayret ederdik. Ayrıca “YERLİ MALI HAFTASI”nın bir başka özelliği de “TUTUMLU” olmayı öğretmekti.

Bildiğim o günlerden bu yana neredeyse yarım asır geçti.

Türkiye’de ithal edilip döviz ödenerek yurtdışından gelen ürün sayısı neredeyse yok gibiydi. İthal edilen ürünler genellikle sanayi ürünleri ve makine aksamı gelirdi.

Dahası, insanların ceplerinde bu gün olduğu gibi döviz cinsinden para da bulunmazdı…

Günler böyle giderken, bir gün iktidar değişikliği oldu ve ülkede “Serbest ekonomi” denilen uygulama başladı. İnsanların cebinde artık Türk Lirası gibi döviz cinsinden para bulunur oldu. Satış yerlerinde etiketler döviz cinsinden yazılır oldu. Ülke dışından aklınıza gelebilecek her şey ithal edilir oldu. Anamur muzunu bir kenara bıraktık “Çıkita muz” yer olduk. Ülkemizin neresinde ne gibi yerli üretim varsa, eşdeğer ama kalitesi ithal gibi olmayan ürünlerin de ithalatı yapılır oldu.

En küçük emitasyon takılardan tutun da otomobile kadar her şey… Kısacası, aklınıza ne gelirse ithal ediliyordu.

Yani, insanlar bir anlamda “Tüketmeye” başladılar.

Gelir?...

Ondan bir haber yok. Çünkü gelirine göre değil de insanlar ceplerindeki “Plastik para” ile de harcamaya başlamışlardı.

Bu durum bir başka anlatımla insanları “Alışveriş çılgını” haline getirdi.

Dahası da “Mahalle bakkalı”nı unuttuk, büyük büyük “Alışveriş Merkezleri” ile tanışarak daha da fazla tüketmeye başladık…

Bu da yetmedi…

Alışveriş merkezleri, satışı artırmak için akıl almaz uygulamalar başlattılar. Eskiden senede iki kere yapılan “İndirim” uygulaması, insanların alışveriş zafiyetini körükleyecek şekilde, her an, ne zaman uygun görürlerse, o zamana yayıldı.

Bu gün, ev ihtiyacı için gittiğimiz alışveriş merkezindeki bir uygulama, bana bu yazıyı yazdırdı…

Alışveriş ediyorsunuz, aldığınız ürünlere ve “Nakit değerine” göre size bir fiş veriyorlar. O fişi götürüp bir makineye okutuyorsunuz, piyango çekilişi gibi, ‘size de çıkarsa’ belli miktarda bedava “Nakit çeki” alıyorsunuz…

Diyeceksiniz ki bunda ne var?

Hayır, bir şey yok. Olan şu; insanlar aldıkları bu fişleri piyango makinesinden geçirmek için metrelerce kuyruk oluşturmaları.

Yani…

Çılgınca alışveriş ederken, nereden ne geleceğini hesap ederek, zamanlarının büyük bir bölümünü de bu işe ayırmaları gibi “ŞAŞILACAK” bir davranış biçimi sergiliyor olmaları…

O zaman diyorum ki, bu bir toplumsal psikolojik bir mesele haline gelmiştir. İnsanlar, üretmeden, kazanmadan harcarken, yine emek harcamadan da bir şeyler elde edebileceklerini düşünmeye başladırlar.

Harcadıkları, sadece hiçbir zaman geri kazanamayacakları “ZAMAN”ın farkına varmadan…

Acaba kazanmaya çalışırken neler kaybettiğimizin farkında mıyız?

04 MART 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 906
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster