Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '18

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
42
 

Alkışlarla Yaşıyorum, Likelarla Coşuyorum

Alkışlarla Yaşıyorum, Likelarla Coşuyorum
 

Canım telefonum!
Sosyal medyanın hızla büyüdüğü bir çağda biz de büyüyor, hatta biraz da yaş alıp olgunlaşıyoruz. Yeni yüzyılın bize armağanı olan elimizdeki küçücük telefonla, gerçi teknoloji ile o da büyüyor ama, kocaman ve adı sanal olan bir dünyaya dalıyoruz.

Bu hayatın içinde daha önce hiç görmediğimiz, hiç bilmediğimiz insanlarla, şehirlerle, ülkelerle ve başka dünyalarla tanışıyoruz, onlara uzaktan temas dahi ediyoruz. Bu sanal dünyanın, son dönemlerin ifadesiyle, popüler olan kişiliklerinin hayatları, yirmi dört saatlerini canlı olarak bizimle paylaşmaları, insan beyninin sürekli yapılan şeyleri alışkanlık haline getirdiğinden yola çıkarak aynı saatlerde hep benzer paylaşım yapmalarıyla bir anda kitleler halinde onları takip etmeye başlıyoruz.

Bu durum zamanla sadece takip edende değil takip edilende de bir bağımlılığa dönüşüyor. Her fotoğraf beğeni ve yorum almalı, her video olay yaratmalı ve her paylaşım çok çok çok çok ama çok çok çok like almalı yani Türkçe ifade edecek olursa beğenilmeli.

Depresyondayız!
Türkiye’de bu hal artık politik dünyanın çıkmazları, ekonomik anlamda yaşanan ağır travmalar neticesinde bir nevi toplum üzerinde depresyon etkisi yaratmış durumda diyebiliriz. Eline telefonu alan, bir nebze de olsa, onu içinde bulunduğu durumdan alsın götürsün istiyor. Bunu, bir nevi gerçeklikten uzaklaşma ve başkasının bize çok renkli gelen hayatının sanki bir köşesindeymişiz gibi ruh haline bürünme olarak da izah edebiliriz.

Oysa yanlış bilgi alkışı hak etmez!
Oysa başkalarının hayatlarını uzaktan seyre dalarsak bize neler oluyor: Öncelikle önümüze her sunulanı bir gerçeklik ve gereklilik gibi kabul ediyoruz. Mesela ben birinci sıraya "bilginin" kendisini koyuyorum ve bir bakıyorum ki herkes otorite ve herkes her konuda fikir sahibi olmadan bilgi veriyor.

Bu yazıyı yazabilmek için son on beş gündür çok popüler olan bazı hesapları inceleme altına aldım. Kendi mesleğim gereği dünyayı gezenleri, tarihçilik yapmaya çalışanları ya da televizyoncuları, sağlıkla ilgili paylaşım yapanları vs dikkatle izledim. Mesela oldukça popüler olan bir kişilik dünyanın en önemli ve ünlü, romanlara dahi konu olmuş Ortaçağ dönemi mimarisi olan gotik kiliselerden birinin önünde yaptığı canlı yayını esnasında “Evet bu görmüş olduğunuz kilise barok dönemi mimarisinin oldukça önemli bir kilisesidir” diye konuşma yapıyordu. Cümle kurulumunda yaptığı hatayı geçtim, sanat tarihi anlatıp sanat tarihinden zerre bir şey anlamadığını bir cümlesiyle görmüş oldum. Takipçileri onu harikasın, şahanesin diye övgülere boğduğu an orada daha fazla kalıp zehirlenme yaşamamak adına telefonu kapatmayı tercih ettim.

Gazete aldık, kupon biriktirdik, ansiklopedimiz oldu bizim!
Peki bu böyle tek örnek mi? Elbette değil, ne yazık ki değil. Bilgi çağında yaşıyoruz, dediğimiz bir dönemdeyiz, ama bilginin kendisi üzerinde bu kadar şaibenin olduğu başka bir dönem de yaşamadık.

Eskiden ödev hazırlarken dört elle sarıldığımız ansiklopedilerimiz vardı. Türkiye’de bir nesil gazete kuponu biriktirip ansiklopedi sahibi olmuştu. Bizim evde onlar ne çok okunurdu. Ama anladığım kadarıyla bir çok kişi bu ansiklopedileri vitrinine süs diye biriktirmişti. Yoksa en azından elinin altında güncel teknolojiden önce sahip olduğu gerçek bilgileri tasdikli bir şekilde barındıran bu ansiklopedileri, sadece bir şeyi merak ettiğinde bile karıştırmayı adet edinseydi, şimdi bilgi verdiğini sananları bu kadar alkışlamazdı öyle değil mi?

Umudumuzu kaybetmeyelim!
Aslında çok faydalı ve eğitici sayfalarla da sürekli karşılaşıyorum. Diğerleri kadar tanınır değiller belki, ama benim sanal dünyamda kocaman yerleri var ve onlarla her seferinde yeni bir denize yelken açıyor gibi oluyorum.

Demek istediğim şu ki ben bu anlamda gördüğüm şeyi bir süzgeçten geçirebilme yetisine sahibim, dolayısıyla gördüğüm şeyin değerli olup olmadığını tartabiliyorum, ama ne yazık ki popüler sayfaların boş içeriklerinin bu kadar çok talep görmesi aslında herkesin gördüklerine karşı aynı duyarlılıkla yaklaşmadıklarını gösteriyor.

Peki biz ne yapacağız? Benim gibi düşünenlerin bu saçmalığı değiştirme yöntemi onlara savaş açmak değil, kendi bilgi dünyalarını başkalarına açmak olmalı!

Peki bundan sonra ne olacak?
Hepimiz tercihlerimizle yaşıyoruz. Mesela ben teknolojiyi hızlı ve güncel bilgi almak için iyi kullanıyorum, çünkü doğru bilgi kanalları nedir, bunun hakkında kendimi eğittim. Ancak doğrudan bilgi aldığım kaynak elbette kütüphanemdeki kitaplar oluyor.

Eşim Davide bir Sanat Tarihi profesörü. Onun beslendiği tek kaynak kütüphanesi, eğer güncel bir bilgiye ihtiyaç duyuyorsa, ben daha hızlıyım diye bana soruyor, internetten onun için bakabilir miyim diye ya da uzun uzun araştırma yapıyor o konu üzerine açılmış resmi web sayfalarında. Instagram, Facebook, Twitter vs hiçbir şey kullanmıyor ve yemek yerken hala telefonunu kapatıyor. Üstelik VHS’den film izleyip kasetten müzik dinleme alışkanlığını da hiç bırakmadı. Hala 1920’lerden 80’lere kadar olan filmleri izliyor. Klasiklerden hiç vazgeçmiyor. Teknoloji anlamında tek takip ettiği haberi olmadan dahil edildiği Watsup gurupları oluyor. Halinden memnun, mutlu ve bilgi kirliliğine karşı “MARUZ KALMIYORUM”! diye bir ifade kullanıyor.

Maruz kalıyoruz!
Biz maruz kaldığımız için bunun önüne geçen tedbirler almamız gerekiyor. Üzerinde emek harcayarak edindiğimiz bilgiler, yazdığımız uzun makaleler, tezlerimiz, bilgi birikimimiz üç satırlık ve değersiz Instagram ve Twitter paylaşımlarıyla heba olmamalı!

Bizim de nitelikli bir okuyucu kitlemiz var. Sadece doğru frekansta buluşmayı bilmek gerekiyor. Bu nedenle ben kendi sayfalarımda, üzerine emek harcayıp da edindiğim bilgilerimi paylaşıyorum. Bir ara uzun uzun bloğumda yazılar yazardım. Sonra doktora tez çalışmalarım beni çok zorlayınca o alışkanlığımız biraz yitirdim. Şimdi herşey sütliman ve kendi platformumda daha çok varlık gösterebilirim. Yazılarımı keyifle okuduklarını söyleyen, mesajlarıyla beni destekleyen ve şimdiki motivasyonumu tekrar kazanmamı sağlayan okuyucularıma çok teşekkür ederim. Sizler sayesinde yeniden buradayım.

Beni çok kişinin bilmesi gerekmez. Akademik anlamda Dr. Serap Mumcu’yu Academia sayfasından, sadece İtalya, genel olarak Veneto bölgesi ve Venedik şehri, İtalyan mutfağının bana neler kattığı ve son olarak Venedik bienali hakkında bilgi almak isteyenler beni Instagram sayfalarımdan takip edebilirler. Hem tanışmış oluruz. Yolunuz düşerse buralara, bir kahve içeriz arkadaş da oluruz.


Doğru kanallarda, doğru insanlarla, doğru bilgiyle karşılaşmanız dileğiyle!

https://unipd.academia.edu/SerapMumcu
https://www.facebook.com/profile.php?id=652044267
https://www.instagram.com/serapmumcugeronazzo/
https://www.instagram.com/italyansofrasi/
https://www.instagram.com/italyavenedikrehberi/
https://www.instagram.com/venedikbienali/

 

Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 43
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 3966
Kayıt tarihi
: 25.10.11
 
 

Dr. Serap Mumcu Geronazzo, Padova Üniversitesi Tarih bölümünde doktoramı tamamladım. Tarih, Sanat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster