Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
1252
 

Alkole bir de burdan bakalım

Alkole bir de burdan bakalım
 

İçenler


Sn. Bibliyofil fikrine değer verdiğim bir insandır. Hayata oldukça geniş bir perspektiften bakan, kendisi gibi düşünmeyeni ötekileştirmeyen bir anlayışa sahiptir. Bunu yazılarından anlamaktayım. 

"İçelim, içelim hukukun ötesine geçelim" başlıklı blog'umda alkolden bahsetmem ve Ankara Barosu (Başkanı sn. Feyzioğlu) nun yeni yönetmeliği dava etmesini eleştirmem üzerine bir yazı yazmış. Okuduğumda, yorum yerine blog yazmamın daha iyi olacağını düşündüm ve öyle yaptım... 

En başta Feyzioğlu'nun, sıkı bir Ak Parti karşıtı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Eğer bunu bilirsek, alkollü içkilerle ilgili yönetmeliği, yalnızca içinde varolduğu düşünülen engellemeler sebebiyle dava etmediğini de anlamış oluruz. 

Kanaatimce kültür, hayatımız boyunca ailemizden, çevremizden, okulumuzdan ve okuyup gözlediklerimizden edindiğimiz malûmatın bütününü ifade eder. Zamanla yaygın ve örgün eğitim araçlarıyla öğrendiklerimiz de buna dahil olur. Yoksa okumuşlara, "kültürlü insan, " okullara konulmuş din dersinin adına da "Din Kültürü ve Ahlâk Dersi" denmezdi. 

Kültürün içinde, Sn. Bibliyofil'in de ifade etiği gibi destur vardır, adap vardır, edep vardır. Meselâ kapıyı çalmadan içeri giren birine, "destursuz" denir. Sofranın bir adabı vardır. İnsanın edeplisi, edepsizi vardır. 

Kültürü, bir konudaki edinimin bütünü olarak aldığımızda kontrollü içmeye, "alkol alma kültürü" yerine, "alkol alma adabı" demek daha doğru olacaktır. Bence, "alkol alma kültürü" ifadesi Sn. Feyzuoğlu'nun maksadına uygun düşmüyor. 

Halbuki, "Alkol alma kültürü" dendiğinde muhtemelen, (Sn. Bibliyofil'in de bahsetiği) hangi içkinin hangi mezelerle alınacağına, hangi yemekle, hangi şarabın içileceğine dair detaylı malumat anlaşılır. Batı ülkelerinde alkol kültürünün festival, kutlama vs. şeklinde çok daha geniş bir alanı vardır. 

Buna rağmen Feyzioğlu'nun, "alkol alma kültürü" ifadesini isteyen istediği gibi yorumlayabilir. Çünkü kelimeler, rakamlara benzemez; katı değildir. Onları arzu ettiğimiz biçimde evirip çevirebiliriz. Feyzioğlu öyle dese de, kontrollü içme (belki bir adabtır ama) kültür değildir. Yani, sözü edilen "alkol kültürü" içinde bir cüzdür. 

Burada aklıma gelmişken söyleyeyim. Otelcilikle ilgili okul ve kurslarda alkol sunumuna, tanıtımına dair dersler verilmektedir. Ne var ki, verilen bilgilerin arasında kontrollü tüketim yoktur. Kısacası, aşırı içmeyi önlemeye yönelik tedbirleri alma görevi devlete düşmektedir. 

Ben içkili mekanlarla ve içki içilen çevrelerle yakın ilişkisi olan birisi değilim. Bu yüzden anlattıklarım, sokakta ve haberlerde gördüklerimle sınırlıdır. 

İtiraf etmem gerekirse, içkili araba kullanan birinin trafik polisine yakalandığı andaki görüntüsü oldukça hoş oluyor. Adam, benim hayal bile edemeyeceğim kadar şaşırtıcı, komik ve kurnazca cümleler kurabiliyor. 

Fakat bu hoşluk zamanla katlanılmaz hale gelebiliyor. İçen kişi alkol kontrolü yaptırmamakta, arabadan inmemekte direniyor veya lâf anlamamakta ısrar ediyor. Bu noktadan sonra polis bir yana, izleyenin bile tahammülü tükeniyor. Polise kök söktüren bu tiplerin arasında maalesef beyefendiler de bulunabiliyor. 

Hiç mi düzgün içen birilerini görmedin, diye soruyorsanız söyleyeyim. Gördüm. Amacım kimseyi üzmek, kızdırmak veya tahrik etmek değildir ama gerçek şudur. Az miktarda alkol alan biri bile bir çok yönden, içmeden önceki halinden oldukça farklıdır. Sanırım içmenin amacı da zaten budur?

Hangi argümanlarla desteklersek destekleyelim alkol, asla bir besin maddesi veya içilmesi gerekli olan bir sıvı değildir. Sadece keyif almak için tüketilen bir maddedir. Bu, bize farsçadan geçen, "serhoş=sarhoş= başı hoş" kelimesinden de anlaşılmaktadır. Alkollü içkiler için arapçada, "hamr" sözcüğü kulanılır ki bu, "başı veya aklı örten" demektir. 

Buradan yola çıkarak, insanın alkol kullanmaktaki amacının hayatı bir süreliğine, "tozpembe hale getirmek" olduğunu söyleyebiliriz. Buna, "gerçekten uzaklaşmak veya yumuşak inişe geçmek" te diyebiliriz. Tabi bu arada tekerlek patlatanlar, kuyruk sürtenler, pistten çıkanlar da olmaktadır. 

İçtikten sonra sağa sola sataşanları, huzursuzluk verenleri ve benzeri istisnaları çıkarsak bile geride kalan beyefendiler, alkolun hayat için önemli bir kullanım maddesi olduğunun delili sayılamaz. Bağımlılık yapan diğerleri gibi alkol de yalnızca keyf almak için tüketilir. İçmeye alışan insanın hayatı, alkolün yörüngesinde seyrediyor demektir. 

Evet, alkol hemen tüm dünya ülkelerinde kullanılmaktadır. Bazı islam ülkeleri dışında buna, devlet protokolleri de dahildir. Alkol tüketiminin meşruiyetinin ve yaygınlığının nedenini herhangi bir yararla anlatamayız. Onun devlet büyükleri ve elitler dahil geniş kesimlerce önemsenmesi, insanda meydana getirdiği alışkanlıkla ilgilidir. Çünkü alkol ne ömrü uzatır ne de, zekâyı açar. Sadece keyif verir. 

Alkolikler, alkol alanların arasından çıkar. Zannımca kimse toplumdaki statüsünü, işini, ailesini kaybetmek ve perişan bir hayatın içine düşmek istemez. Fakat meylettiği şeye karşı olan aşırı zaafı, o kişiyi kolik yapar. İçki, kumar ve uyuşturucu madde alışkanlığı, hatta kadın düşkünlüğü kişinin bu zaafının sonucudur. Bazı insanların genlerinden gelen bu vasfı, keskin çizgilerin olmadığı noktalarda, kendini kontrol etmesine mani olur. 

Demem o ki, insanlar aynı değildir. Çoğu insan sınırlarını kendinin çizdiğini sanır. Zannımca bu bir yanılgıdır. Bence kararlılıkta, kişinin karakteristik yapısının büyük rolü vardır. İçen kişinin alkolik olup olmaması da (büyük ihtimalle) genetiğiyle ilgili bir durumdur. Yani alkolik olma veya olmama bilinçli bir seçim değil, muhtemelen yaratılıştan gelen bir şans veya şanssızlıktır. 

Beraber sigaraya başladığım bazı arkadaşları hatırlıyorum. Ben paketi bir günde bitirirken onlar günlerce taşırlardı. Bir hafta görüşmesek sigara içmek akılarına bile gelmezdi. Alkol kullananlardan bazıları da böyledir. Düğüne, toplantılara veya içen arkadaşlarıyla yemeğe gittiklerinde bir iki kadeh alırlar. Başka zaman içmek akıllarına bile gelmez. Doğrusu bunun, kendine hakim olmakla bir alâkası yoktur. Söylediğim gibi belki de bu genetik bir şanstır. 

Eğer böyle bir karakteriniz varsa, içmeyi rutin hale getirseniz bile, zaten bir otokontrole sahipsiniz demektir. Kendinizi sınırlamak için fazladan efor sarfetmeniz gerekmez. Ne var ki, zaafı olanlar için durum böyle değildir. 

Doğrusu insan hayatına hiç bir yararı olmayan alkolün bu kadar savunulmasına ve önemsenmesine bir anlam veremiyorum. Buna karşın iktidarın, alkol kullanımını yasaklayacağından endişe duyanlara da şaşırmıyorum. Çünkü ben, kullandığım dönemde sigarasız bir hayatı hayal etiğimde ürperiyordum. 

Burada şunu söylemeliyim. Eğer kişi alkol almıyorsa, içemeyeceğine dair endişesi de olmayacaktır. Bu nedenle ben, "içen insanlar bile çocuklarının geleceği için alkol kullanımının sınırlanmasından memnuniyet duymalıdır" diye düşünüyorum. Fakat onlar, sanki buna üzülüyor gibiler. Anlaşılıyor ki, böyle kimseler alkolde bir tehlike görmüyorlar. Onu masum bir içecek kabul ediyorlar. Eh bu da bir tercihtir, ne diyelim.

İddia sahiplerinin aksine, içkinin bu kadar kutsanası bir meta olmadığını sadece din söylemiyor. Onun zararlı olduğunu bilim de söylüyor. Hem de devlet kadar güçlü içki ve sigara kartellerine rağmen. 

Sn. Bibliyofil'in alkol konusuna değindiğim ilk yazıma gönderdiği yorumun cevabında, "alkolün insanları katil, saldırgan yapmadığını ve fakat içlerindeki bu özelliği ortaya çıkardığını" anlatmıştım. Bu yüzden, bunun üzerinde durmuyorum. 

Ancak alkol kullanımını savunma sadedinde verdiği Hizbullah örneği üzerinde bir kaç söz etmek istiyorum. Esasen dinle alkolü kıyaslamak yanlıştır. Alkol, adeten ve ilmen kullanılması mutat olmayan bir içecektir. Din ise müstakil bir disiplindir. Din insanı, edindiği olumlu değerlerden soymaz. Aksine ona daha üstün değerler yükleyerek onu yüceltmeyi hedefler. Dolayısı ile din, alkol gibi normal insanları arızalı hale getirmez. Çünkü onun böyle bir vasfı yoktur. 

İslamın birincil amacı barıştır. Ne var ki, gerektiğinde savaşı da reddedetmez. Buna karşın incillerinde, "Birisi sağ yanağınıza vurursa ona sol yanağınızı dönün" buyrulan hristiyan dünyasının yaptıklarına baktığımızda şarabı kutsayanların mı, yoksa ona haram diyenlerin mi daha terörist ve daha zalim olduğunu görebiliriz. 

Bizdeki Hizbullah'ın kaynağı islâm değil, derin devlettir. Bunlar çok yazıldı, çizildi, emekli askerlerce defalarca dile getirildi. Şimdi de aynı itirafı Arif Doğan yapıyor. Artık bazı şeyleri görmemiz gerekiyor. Töre cinayetlerinin ise, dinle zerre kadar ilgisi yoktur. O aşiret geleneğinin bir sonucudur. 

Ben diyorum ki, içenler eğer istiyorlarsa yoluna devam etsin. Fakat alkol, insan için zararlı bir şeyse, (ki öyledir) en azından aklı başındaki aileler çocuklarına bunu anlatsın. Kimse alkol kullanmayı çağdaşlık olarak lanse etmesin. Biliyoruz ki, batılılar çok içtiği için ileri gitmediler, biz de az içtiğimiz için geri kalmadık. Bunun başka nedenleri var. 

Aslında böyle bir tartışmaya girmek istemezdim. Fakat din ve çağdaşlık üzerinden alkole meşruluk kazandırma girişimi beni, ister istemez konunun içine sürükledi. Alkole karşı olan sadece din değil ki! Bilim de öyle... Üstelik bir yığın gerekçesi de var. Bunlar niye yok sayılıyor anlamıyorum. Konuyu iyi bilen, tarafsız ve aklı başında hangi insana sorsanız alkolün matah bir şey olmadığını söyleyecektir. 

Durum böyle iken benden farklı şey beklememelisiniz. 

Resim: negatif.com 

Ahmet YILMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

teşekkürler 2 Telkin etmeniz, uyarmanız, fikir beyan etmeniz, bu fikri yaymaya çalışmanız beni rahatsız etmez. Ancak yasaklamak ve dayatmak bu sınırların dışına çıkan bir şeydir. Beni ve zannedersem yaşam tarzı benimkine benzer insanları tedirgin eden şey bu. Diğer bir sorun ise alkol karşıtlığının tarzı ve dili. Bence, dindar insanlar alkole karşıt bir duruş oluştururken, alkolü ve alkol kullanan insanları ayırması gerekir . Her alkol kullanan insana alkolik, ayyaş, ahlakdışı tanımlanması hem bir iletişim sorundur, hem de toplumsal gerginlikler açısından risklidir. Mesela başbakanın “aksıran, tıksıran kadar içiyorlar” sözü bu sürecin en yaralayıcı dili olmuş ve aklı başında tüm muhafazakarlar (Örneğin Taraf yazarı Hilal Kaplan, HAS Parti Başkanı Numan Kurtulmuş vs.)bu söylemin karşısında durmuştur. İkincisi ise alkol gibi tehlikeye dönüşme riski yüksek bir tüketim malzemesine karşı devletin alacağı önlemlerin, bir yaşam tarzını ortadan kaldıracak düzeye ulaşmamasını gözetmektir.

Hüseyin Atacan 
 23.01.2011 16:13
Cevap :
2- Eğer dünyada din, fikir ve ideoloji varsa, onun misyoneri de olacaktır. Doğru olan, kimsenin kendi fikrini/inancını zor kullanarak dayatmaya kalkmamasıdır. Evet, her içeni, "ayyaş, sarhoş, alkolik" gibi sözlerle anmak doğru değildir. Bir başbakan olarak Erdoğan'ın"tıksırncaya kadar içmek" sözünü söylemesi uygun düşmemiştir. Esasen bu sözün kaynağı Tevfik Fikret'tir. Onun Han-ı Yağma adlı şiirinde bir bölüm şöyledir: "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!" Yanılmıyorsam çok eskilerde Cumhuriyet Gazetesi'nde, bir karikatürle birlikte buna benzer bir dörtlük yayınlanmıştı. Bunları Başbakanı savunmak için söylemiyorum. Mevcut alt yapımız, ağızlardan böyle sözlerin çıkmasını kolaylaştırıyor demek istiyorum.  24.01.2011 16:06
 

Bu arada birşey eklemek istiyorum, yazının içeriği ile ilgili, evet Hizbullah'ın önünü açan derin devletin kendisidir. Ama kendisine Hizbullah adını veren yapılanmanın her bir bireyi kendisini dindar gören, dina adına çalıştığını düşünen insanlardır. yani ortada dindar görünümlü devlet adamları yoktur. Sadece derin devlet Hizbullah'ın önünü açmış, farklı kanallardan onlara cesaret vermiş -kendilerine dokunulmayacağı garantisi verilmiş olabilir- vs olabilir. Ama örgüt üyeleri açık ve bariz bir şekilde inannçlı kişilerdir. Hatta şu an Hizbullah adı ile anılan ama bölgede asıl İlim Grubu olarak bilinen yapı, ciddi bir tabana sahiptir ve önümüzdeki seçimlerde de bağımsız milletvekilliği çalışması yapmayı düşünüyorlar. Çıkardıkları kitaplar, dergiler, kurdukları dernekler, vakıflar ve zaman zaman bölgede yaptıkları "peygambere saygı" mitingleri ile gerçekliğe tekabül eden dini cemaattir. Bu nedenle yaşananları, doğrudan derin devletin üzerinbe atmak, ortadaki gerçekliği ortadan kaldırmaz.

Bibliyofil 
 23.01.2011 16:01
Cevap :
4- Hizbullah konusunu kısaca şöyle özetleyeyim. Bir teşkillatta önemli olan kalabalıklar değildir. O kalabalıkları yöneten kişinin kimliğidir. Derin yapının görevlendirdiği bir kısım zevat camilerde bir çok insanı kendilerine bağlamışlar ve kullanmışlardır. Hala kullanmaya devam etmektedirler. Doğrudur, Hizbullah'ın başındakileri gerçek dindar sanan sıradan vatandaşların oluşturduğu bir çok mensubu vardır. Ama önemli olan baştaki beyindir. Şu anda Hizbullah gibi şiddet kullanmayan fakat derin yapının emrinde bulunan başka tarikatler de vardır. Bunların tv. kanalları bile bulunmakta bir çok saf müslümanı kendilerine bağlamaktadırlar. Olaya buradan bakmak daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum. Nezaketinizden dolayı teşekkür eder iyi günler dilerim.  24.01.2011 16:01
 

Bu dünya üzerinde din hiçbir zaman tek başına egemen olamayacak (bunu dinlerde kabul eder, yoksa mehdiye ne gerek kalırdı), beraberinde dinin olmadığı bir dönemde olmayacak. Bu nedenle devlete egemen olup, kendi doğrularını, kurallarını topluma dayatmaya çalışmak ancak kan ve gözyaşı getirmekten fazla bir şeye yaramayacak. Alkol de, dinin yasak ettiği bir şey olmasına karşın bir çok insanın tercihi olmaya devam edecek. Hatta yasaklansa dahi devam edecek. Alkolün potansiyel risklerini azaltmak, dengeli bir toplum olmanın kaçınılmaz şartı. Bunda muhafazakârlara da belirli bir görev düşüyor. Ama esas görev alkol kullanan insanlara aittir. Alkolün yasaklanması ve kullanımının toplum yaşamının dışına/merdiven altına itilmesi, alkolün doğru kullanımını sağlayan kültüründe yıkılması ve daha kötü sonuçların alınmasına neden olur. Bu konu ile ilgili bir yazı daha düşünüyorum ama bunu sizinle polemik amaçlı değil sadece alkolün sosyal yönüne dair bir şeyler eklemek istediğim yayınlayacağım. Syg

Bibliyofil 
 23.01.2011 15:54
Cevap :
3-Evet bir şeyi kökten yasaklamak hiç bir zaman istenilen sonucu vermemiştir. Uyuşturucu ticareti, kumar yasak olmasına rağmen yasa dışı yollardan sürdürülmektedir. Belki en iyisi sizin de dediğiniz gibi aşırı alkol kullanımına ilişkin caydırıcılığı yasaklamakla değil, uyarılarla ve belli kurallarla sağlamaya çalışmaktır. Eğer demokratik bir düzenden yanaysak, meşruluğu kabul edilmiş konularda birbirimizin hak ve hukukuna saygılı olmak zorundayız. Gayr-i meşru konular zaten bizi değil yargıyı ilgilendirir. Selamlar. Not: Yaptığım bir hata sonucu 2 nolu yorumunuzu tekrar göndermek zorunda kaldım. Bu yüzden altında adım yazıyor. Elimde olmayan bu yanlışlıktan dolayı özür dilerim.  24.01.2011 16:11
 

Sayın Atacan, bana dair değerlendirmelerinizden dolayı teşekkür ederim. Cevabi yazınız son derece düzeyli ve bu ülkede çok rastlanmayan tartışma adabına son derece iyi bir örnek. Ben aslında bu tartışmanın “alkol iyi midir/kötüdür” sınırları içinde yapılmasını doğru bulmuyorum. Tartışmak istediğim ayrı bir şey. Yazınızdaki son cümle bence, yanlış anlaşılan noktanın kendisi. Ben ne sizden, ne herhangi bir dindardan ya da muhafazakâr bir kişilikten alkolü savunmasını, doğru bulmasını, kullanmasını bekleyemem, isteyemem. Hatta sizin, sıradan bir dindarın ve muhafazakârın üstüne düşen vazife alkolün zararlarını anlatmasıdır. Bunu hiç garipsemem. Muhafazakârlığın her toplumda bir sübap, sigorta görevi üstlendiğini düşünürüm. İnsanoğlunun aşırılıklarına, taşkınlıklarına, kontrolsüzlüklerine karşı bir savunma mekanizmasıdır bence. (gerçi salt ve mutlak muhafazakarlığın da insanoğlu için, bir tehlike ve tehdit olduğunu düşünürüm) Bu nedenle sizden daha fazlasını beklemem.

Bibliyofil 
 23.01.2011 15:51
Cevap :
1- Sn. Bibliyofil: Tartışmanın birilerine haddini bildirmek değil, karşılıklı bilgilenmek olduğunu anlamaya ve bunu uygulamaya çalışıyorum. Başka bir ifadeyle, amacım bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir. Prof. Hatemi'nin ateist olan Aziz Nesin'e, "Ben sizi insan olarak seviyorum. Cehenneme gitmenize gönlüm razı olmadığından Allah'a inanmanızı istiyorum." dediğini hatırlıyorum. İnanç, inananlar için böyle bir şeydir. Dürüst bir dindarın (bütün dindarları kastetmiyorum) insanları dine çağırmaktaki esas amacı budur. Yani insanların zarar görmemesi arzusudur. Bu, gerçekten samimi bir çağrıdır. Bundan ötesi davet edilene kalmıştır. Kimse kimseyi zorla dindarlaştırmaya, dini yasaklara riayet etmeye zorlayamaz. Çünkü islamda sorumluluk ferdidir. Bilen anlatır: kabul eden uyar, etmeyen kendisi bilir. Her aşırılık gibi aşırı muhafazakarlığın da handikapları vardır. Bunu da kabul etmek gerekir.  24.01.2011 16:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 699
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster