Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '15

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
432
 

Allah’a nasıl yakın olabiliriz? (2)

Allah’a nasıl yakın olabiliriz? (2)
 

Nur


İlk yazımda (http://blog.milliyet.com.tr/allah-a-nasil-yakin-olabiliriz---1-/Blog/?BlogNo=501268) bu konuda insanın kendi kendine soru sorarak bir nevi kendisine KOÇLUK etmesi için biz yazı hazırlamıştım. Bugün ise ışığa olan yolculuğumuzda veya Allah’ın nurunu arayış çabalarımızda ilerleyip ilerlemediğimizin cevabını arayalım...

Şükürler olsun ki, bu konuda da insanlık tarihimiz boyunca insanlar bu soruya da cevaplar aramış ve bazı cevapları üretmiş.

Hazreti Mevlana RIZA makamı ile insanın gelebileceği en üst noktayı belirtiyor. Rıza makamı TEVHİD veya BİRLİK veya TEKLİK yolunda kişide belirgin olması gereken üst erdem olarak tanımlanabilir.

RIZA, kabulden de ileride bir veçhe. Zira olanı olduğu gibi yargılamadan, eleştirmeden, yorumlamadan, etiketlemeden kabul etmek demek RIZA. Sadece iyi ve güzeli değil, kötü ve çirkini de kabul etmek. Zıtlıklar dünyasında artık zıtları bir etmiş insanın hali RIZA. Zıtlıkları KABUL etmek ile başlıyor ve sonra da zıtlıkları kendi zihninde ve kalbinde BİR’leyerek. Bu öyle bir hal ki “vurana elsiz, sövene dilsiz olmak” veyahut “lütfu kahrı bir görmek” hali. Üstadların yazdıkları bu ve Allah bizlere nasip eder inşallah.

Muhyiddin Arabi’nin kurguladığı Nefsin Mertebeleri’nde 5nci mertebe olan Nefsi Raziye makamı insanın gelebileceği en üst makam olarak belirtiliyor. Bu öyle bir mertebe ki, “kul Allah’ına razı olduğu zaman, Allah da ona razı olur” deniliyor.  Yani insanın yapabileceği en ileri şey nefsinden ölmek yani fenafillah makamında ölmeden önce ölmek hali. Bu tırtılın kelebeğe dönüşmesi hali. Dönüşen ise insanın bilinci, farkındalığı, aklının özgürlüğü ve nefsi.

Bu lafları bir kulun Allah’ı ile konuşması olarak algılarsak nefsi razıye makamının gerçek mesajını algılayamayız. O yüzden şimdi ne denmek istediğine bakalım. Ve hatta bunu bizler gibi şehir modern şehir hayatında yaşayan hakikat aşıklarının anlayacağı sadeliğe getirmeye çalışalım...

Her şeye razı olan ve zıtlıkları birleyen insan Polyanna gibi saf ama onun olmadığı gibi bilinçlidir. Peki hangi özellikleri taşır?

SABIR

TEVAZU

KANAAT

HİZMET

ASALET

HOŞGÖRÜ

RIZA ve KABUL

CESARET

ANLAYIŞ

ŞEFKAT

FEDAKARLIK

AFFETMEK

SEVGİ ve AŞK

HAD ve ACZİNİ BİLMEK

Ben buna yüksek erdemler diyorum. Bir nevi Platon’un İdealar Kuramı ile ifade ettiği, Plotinus’un Enneadlar kitabında Tanrı ile ilişkilendirdiği İlahi Erdemlerin beşeri yansımaları da diyebiliriz.

Birçok erdem arasında diğerlerinden bana göre daha ileri seviyede olan erdemler bunlar. Hatta erdem bile değil bir hal durumu bu.

Bu üst erdemlerin giriş kapısı ise KABUL. Yani YARGILAMAMAK, ELEŞTİRMEMEK, SUÇLAMAMAK, KIYASLAMAMAK, ONAY ARAMAMAK, İSPAT İÇİN DİDİNMEMEK. Her şeyi olduğu gibi kabul edebilmek. Akrebi akrep olarak, Ali’yi Ali olarak, ağacı ağaç olarak kabul etmek ve herkesi imkan, koşul, doğasına göre kabul edebilmek.

Yani hayatta olan her şeyi ETİKETLEMEDEN kabul edebilmek. Yani ÖZGÜR bir AKIL.

Evet sevgili dostlar...Bir de bunlara bakalım şimdi. Ne kadar çok bu özellikler bizlerde varsa bence o kadar YOL’da, YOLCULUK’ta yani Seyri Süluk’te ilerledik demek. Eğer bunları arada sıra yapabiliyor ama tutarlı değilsek ve hatta yapsak bile şeklen ve koşullu olarak yapıyorsak henüz yolumuz var demektir.

Peki bunun dereceleri nedir? Bunu farklı versiyonları olan bir hikaye ile anlatayım...

Dervişin biri yürüyen bir başka adamın ensesine tokat atar. Adam döner ve küfrederek dervişi döver...

Yine derviş bir başka adamın ensesine tokadı yapıştırır, adam döner ve elini havaya tokat atmak için kaldırır ancak tövbe eder, durur...

Yine derviş bir başka adamın ensesine şaplatır. Adam dönüp bakar ve tekrar yoluna devam eder.

Derviş yine bir başka adamın ensesine saplatır. Bu adam ise yoluna bakmadan, tepki vermeden devam eder.

Son adamın hali işte bahsetmeye gayret ettiğim nefsi raziye hali. Dönüp bakmıyor bile çünkü yapan da yaptıran da O diyor. Bakmıyor çünkü Mevlana’nın hikayesinde bala düşen arı gibi tam bir teslimiyetle yaşıyor. Bir başka derviş hikayesindeki kabağın sahibine güveniyor yani.

Bu üst erdemleri bu kadar kalben inanarak, sahiplenerek, en kötü durumda bile, hatta kölelik halindeyken bile yapabilen “yaradılmışı yaradılandan ötürü seven” kişidir. Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabı kendisinin Nazi Kamplarında bile bu hale nasıl vardığı gösteriyor.

Herkesin hayattaki amacı farklı ve tüm bunlar sonlu olanın sonsuz ve mutlak olanı anlamak için beşeri teorileri. Ama ışıklı sonsuz yolculuğu çok güzel anlatıyor bana göre. Dilerim ki bu yolda mümkün olduğunda güzellikle öğrenerek ilerleyebilelim. Ancak ne kadar bu üst erdemleri kalben ve koşulsuz yaparsa o kadar ilerideyiz demektir.

Sevgiler,

Kenan

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazdıklarınızdan kişide manen olması gerekenler tamam. Fakat öyle bir durum var ki sürekli şükür edin, kabul edin, herşey Ondandır..İçinde imanı inancı olan Allah ile arasına ortak aramaz beraberdir, birdir. Eskiden bu tür söylemler ne güzell derdim ama şu anla karşılaştırdığımda işte bunlar ile bazılarının cehaleti sorgulanıyor, dayatım yapılıyor, dayattırılıyor . İyilik yapıldığını düşünmüyorum çıkarlar için din kullanılıyor. Ne acıdır ki bu tartışılıyor, şüphelere sebep oluyor.

Tülay EKER 
 13.06.2015 13:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1097
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster