Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '07

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1216
 

Allah adına adaletsizlik üretmek

Allah adına adaletsizlik üretmek
 

Geçen gün, aslında daha öncede bildiğim ama hafızamın derinliklerinde kaybolan bir fıkrayı yeniden anımsadım. Din ve insan ilişkisi üzerine son derece hoş bir örnek sunan bu fıkrayı sizlerle de paylaşmak istedim;

Eski zamanların birisinde (laik devletimizin din adamlarının maaşlarını karşılamadığı dönemlerde) üç farklı köyün imamı bir araya gelirler. Devletten bir gelir edemeyen bu imamlar gelenek olarak, köylülerin camiye bağışladıkları paranın bir kısmını kendi giderleri için harcarlar. Bu uygulamaya kimsenin itirazı olmasa da, camiye yapılan bağışın ne kadarını hocanın alacağı, ne kadarının camiye kalacağı en başta imamlar arasında olmak üzere hep tartışma konusu olur.

Söz konusu üç imamda bir araya gelince, sohbet ister istemez bu konuya gelir ve her birisi kendi geliştirdiği paylaşım yöntemini diğerleri ile paylaşır;

İlk İmam; “Arkadaşlar, ben kendimce bir yöntem geliştirdim. Yere bir çizgi çiziyorum, bende bir ayağım çizginin bir yanında, diğer ayağımda öte yanında olmak üzere, camiye yapılan bağışları elime alıyor ve havaya fırlatıyorum. Sağ yanıma düşen paraları kendime ayırıyorum, sol yanıma düşenleri camiye”, demiş.

İkinci İmam ise; “Bende seninkine yakın bir yöntem geliştirdim aslında. Ancak ben düz bir çizgi çizmiyorum. Bir daire çizip ortasına geçiyorum. Parayı havaya fırlatıyorum. Dairenin içine düşen para benim, dışına düşen para caminin oluyor”, demiş.

Üçüncü ve sonuncu olan İmam ise; “Aslında her ikinizin de yöntemi gerçekten hoş ama yine de içine hile karışma ihtimali var. Parayı sağ yanınıza doğru fırlatmak, ya da daireyi biraz geniş çizmek elinizde. Ben geliştirdiğim yöntemle kalbimin şeytana uymasına tamamen engel oldum ve bu paylaşma işini yalnızca Allah’ın takdirine bıraktım” demiş.

Diğer iki imam sözlerine iyice dikkat kesilip, yöntemini söylemesi konusunda ısrar edince sözlerine devam etmiş;

“Ben yere öyle çizgi filan çizmiyorum, parayı elime alıp doğrudan havaya fırlatıyorum ve ardından da, ‘Allah’ım sen kendi evin için ihtiyaç olanı al gerisini bana bırak, ben hakkıma razıyım’ diyorum ve havaya attıklarımdan yere düşenleri topluyorum” demiş.

Eh, bir nebze Karadeniz zekâsı kokan öneri üzerine, İmamımızın biraz fazla kurnaz olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yaratıcının bu evrene fazlası ile müdahale ettiğine inanıyor ve insanın kendisini yaratıcısına teslim etmesi gerektiğini düşünüyorsanız söyleyeceğiniz fazlaca bir söz olamaz bence. Sevgili İmamın Allah’ın sevgili kulu olduğuna ve her defasında bağışların tamamını ona ayırdığını kabul etmekten başka bir çareniz yok.

İşin mizah yönünü bir kenara bırakacak olursak, ortada insanın dünya üzerinde kendi aklı ile üretmeye çalıştığı sistem ile, yaratıcının neler istediği varsayımı üzerinden hareket ederek, inanca dayalı bir sistem oluşturmaya çalışanlar arasındaki farkı son derece iyi anlatan bir örnek aslında fıkramız. İşin işine Allah’ı katıp, onun iradesi doğrultusunda dağıtım yapmaya girişen imamın, en adaletsiz sistemi kullandığı gayet açık ama büyük olasılıkla içlerinde kendisini en huzurlu hissedende odur. Çünkü kendince takdir hakkını Allah’a bırakmış ve elbette ki o en doğru kararı da vermiştir.

Dünyada düzenlerini bu sistem üzerine kuran ülkeler var. Ancak, Allah’ın emirleri doğrultusunda işlediği iddia edilen bu sistemler, dünya üzerinde gelir seviyesi en düşük, gelir dağılımı en bozuk, demokrasiden en az nasiplenmiş, özgürlükleri en kısıtlı ülkelerde yer edinmiş durumdalar. Anlayacağınız Allah adına adalet üretmeye çalışanlar, beşeri adaletin gerisinde kalmış durumdalar.

Ancak bu noktada suçlunun yaratıcı olmadığı açık. Ortaya çıkan adaletsizlik, insanın aklını devre dışı bırakıp, yaratıcı adına niyet okuma eğilimiyle hareket eden veya kutsal metin ve örnekleri, yine aklı bir şekilde devreye sokan (ama elbette kendi anlayışları yönünde değerlendirdikleri) yorum müessesesi ile dayatan insanların ürünüdür. Ve Allah adına ortaya konan düzenlerin tamamı aslında perde arkasında dar gruplara, ailelere ya da şahıslara dayalı bir çıkar düzenini var etmekten başka bir şey değildir.

Madem bir fıkra ile başladık, öyle bitirelim. Çok ünlü bir Bektaşi fıkrasıdır, çokta bilinir. İnsan kendi zihninde geliştirdiği "Allah’ın Adaleti” kavramına hoş bir göndermedir;

Bektaşi misafirlerine yemek servisi yapmaktadır. Onlara sorar, "Allah’ın adaletine göre mi, insanın adaletine göre mi dağıtayım?", herkes eşitlik kaygısıyla, "Allah’ın adaletine göre olsun" der, Bektaşi kimine az, kimine çok doldurarak yemeği dağıtır. Misafirler şaşırır. Neden böyle dağıttığını sorarlar. O da Allah’ın da kimine az kimine çok verdiğini söyler. Olayı kapatır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir anlatım, keyif aldım anlattıklarınızdan.. Tanrı insanın vicdanındadır. hollanda'da din adı altında faaliyet gösterip insanları soyan çetelere paralarını kaptıran bir işçinin anlattıklarını duysaydınız o zaman eagle arkadaşımıza yaptığınız yorumu belki de biraz daha ılımlı yazardınız. :)) özgürlük ama kimlere iş ama kimlere. Bu ülkede kimseye neden oruç tutuyorsun denmiyor ama oruçsuz diye her ramazan bir kaç kişi öldürül müyor mu? Bu mudur özgürlük getirmeleri? Türban konusunu çözecek fırsat olduğu halde ıstılıp ısıtılıp sürülmek için sürüncemede bırakılıyor. Hukuk sistemi daha bağımlı hale getirlmeye çalışıl mıyor mu? Fıkra ile çok anlamlı şekilde açıklamışsınız. selamlar.

Ezgi Umut 
 24.10.2007 0:29
Cevap :
Sayın Ezgi Umut, yazıma sunduğunuz beğeni için çok teşekkür ederim. Elbette dini kendi çıkar ve amaçlarına kullanan insanlar vardır, çoktur ve büyük olasılıkla hiç bitmeyecektir. Ancak burada suçlu dinden çok kişidedir. Gerçi din doğma yapısı ile buna fazlası ile çanak tutuyor olabilir ama yine de insanların yüreklerinde duydukları inancı bu yolla karalamak ne yazık ki çok da fazla bir anlam üretmiyor. O insanlara yaratıcı ile kurdukları bağa saygı duyduğumuzu ama yaratıcının bu dünya işlerine müdahil olmayıp, bizim ürettiğimiz adalet, eşitlik, barış ve huzur oranında bizi takdir edeceği ve ödüllendireceği, tüm bu ideallere gölge düşrecek herhangi bir inanç biçimi olamayacağına ikna etmemiz gerekiyor. Akılı kullanmanın en büyük ibadet olduğunu da ekleyerek elbette. Ben sevgili eagle ile anlaşamadığım nokta, "bir siyasetçinin inançlı olması onun kötü bir siyasetçi olması için yeterli midir? sorusunun cevabıdır. İnançlılarda demokrat olabilmek konusunda oldukça yol katettiler, saygılarım  24.10.2007 11:50
 

Aşağıdaki güzel yorum ve saptamaların yanında benimkisi sönük kalacak ama, senin yazılarını okumanın büyük bir zevk olduğunu belirtmeden geçemeyecektim Sinan!.. Yetkisini Tanrı'dan alan krallar, hükümranlar, sonrasında onların karşısına çıkan ruhban sınıfı, bizim inancımızda cemaatler! Bu iş böyle sürüp gidiyor ve yalnızca inançlar değil, belirttiğin gibi insandan yana olan düşünceler bile, sol söylem altında çıkarlara alet edilebiliyor. Üç gündür kulaklarımda, son nefesini canhıraş bir hırıltıyla veren, "Allahuekber!.." sesleri arasında kafası gövdesinden ayrılan bir adamın o ölüm sesi var silinmemecesine. İnternette yer alan bir filme denk geldim ve o katillerle benim inandığım İslam'ın kesinlikle aynı olmadığını biliyorum.Adamın neden öldürüldüğünü bilmiyorum ama işte o sapkınlar,o yoldan çıkmış din yorumcuları değil miydi Haçlı seferlerini yapıp önüne geleni kesen, (hatta bir defasında seferi boşverip İstanbul'u yağmalayan) ya da Amerika'yı başa bela eden olaylara neden olanlar?

Kitarobit 
 21.10.2007 21:13
Cevap :
Sevgili Hakan Hocam, iki gündür bu övgü dolu yorumuna ne yazsam diye düşünüp duruyorum. ( Yorumunu iki gün önce görmüş olsamda cevap yazacak kadar blogla uzun temas kuramamakta etken elbette bir miktar:-))) Elden teşekkür etmekten ve ağzıma sağlık demekten başka bir şey gelmiyor ama. Şu "sönük kalacak" olan yoruma gelecek olursak. Yorumunun yazımda boşlukta kalan kısmı fazlası ile doldurduğu kesin. Dinler tarihi birazda, birilerinin Allah adına bu dünyada düzen kurmaya çalışması ancak her çabanın sonunda bir grubun kendi çıkar sistemini örgütlemesine dönüşmesinin tarihi. Ortaçağda vatikan Allah'ın fakirleri sevdiğini söyleyip köylü hristiyanların elindeki malı mülkü alıp onları aç bırakması ama karşılığında Vatikan'ın güçlendikçe güçlenmesi oldukça güzel bir örnek. İran'da Allah adına kadınların aşağılanması ve birçok mollanın kendisine eş olarak 9 yaşındaki kızları alması da başka bir örnek sayılabilir. Katkı için çok teşekkür ederim, saygılarımla  23.10.2007 10:22
 

Allah adına yapıldığı iddia edilen çok şeyin, kişisel tasaruflardan ibaret olduğu kesin. Adalet duygusunun insanlardaki yansıması aynı olmadığı için, ortaya çıkan sonuç ta farklı şekillerde tezahür ediyor. Fakat bu dünyada Allah'ı vicdanında hissedip, en doğru sonuca varmaya çalışan insanlar da vardır. En azından onların gayretine saygı duymalıyız. Yani iyi niyet, iyi sonuçlar doğurabilir. Konu edilen imamların yaptığı ise iyi niyet değildir, dünyevi bir sahtekarlıktır. Saygılar...

Hüseyin Atacan 
 19.10.2007 19:39
Cevap :
Sayın Dedem Korkut, yorumunuzu okuyunca akıma Victor Hugo'nun bir sözü geldi. Birara defterime not düşmüşüm. Hatırlayınca da nedenyazımda kullanmadım diye hayıflandım; "Vicdan, insanın içindeki tanrıdır" demiş sevgili düşünürümüz. Kör inançlılar için insanı tanrılaştıran bir ifade olaral algılanabilir ama aslında tam tersidir. Büyük ihtimalle vicdan dediğimiz şey, tnrının insanoğluna bağışladığı nefesinin bir parçasıdır. İnsanında doğru yola ve adalete bu nefesi hissederek ulaşmasını istemektedir. Yani iş dönüp dolaşıp insana geliyor anlayacağınız. Bu nedenle vicdanında Allah'ı hisseden insanlara diyecek birşeyimiz yok elbette. İlk iki imamımızda bu yönde hareket etmeye çalışmışlar bence. Ancak son imamımız kendinde varolan vicdanı devre dışı bırakıp, tüm kararı Allah'a bıraktığını idia etmektedir ki, bizim problemimiz bu insanlarladır. Yoksulluğu kader olarak, Allah'ın takdiri olarak görenler içinde aynışeyleri söyleyebiliriz. Katkı için çok teşekkür ederim, saygılarımla  20.10.2007 13:25
 

Kusura bakma bibliyofil ama ondan sonra da ben bu adamları son zamanlarda daha demokratik buluyorum der gibi bloglar yazıyorsun. Bende bunu anlamıyorum. yazılarını çok dikkatli takip eden biriyim kendimce. Hem bunların iç yüzünü görüpde acaba farklılar mı veya farklılaştılar mı gibi bir düşünce bence aşırı iyimserce. sevgilerimle...

kartal0634 
 19.10.2007 18:08
Cevap :
Sevgili eagle0634, bahsettiğim örnek aklı devre dışı bırakan ve kör bir inanca saplanan ya da öyle bir görüntü vermek isteyen insanlara dair. İnançlılar arasında bu tarz düşünen ve inançlarını çıkara dönüştürme aracı olarak kullananlar elbette vardır. Ancak atıyorum, solcular arasında da fikirlerini çıkara dönüştüren bol sayıda insana rastlanır. "Halk adına" gasp eden, "devrim için" el koyan, "örgüt namına" banka soyanlarında, boş bir arazide paraları ortaya serip, "halkım ihtiyacın varsa gel paranı al" demiş olma ihtimali var. Gelelimişin diğer yönüne, şu an için Türk siyasetinde inançlı insanların temsil ettiği fikir ve anlayışların, adı sol olan partilerin fikir ve anlayışlarından daha demokratik ve özgürlükçü bulduğumu söylemek zorundayım. Ancak dikkat çekici nokta, adı sol olan partilerden bahsediyorum. Elbetteki gerçek sol fikirlerden bahsetmiyorum. Bizim kaderimize de kötünün iyisini savunmak düşüyor ne yazık ki. Katkı için teşekkürler, saygılarımla,  20.10.2007 14:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1709
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster