Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '09

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
503
 

Allah kimi ödüllendiriyor?

Allah kimi ödüllendiriyor?
 

Bilim ibadet olsa, dünya cennet olur.


Görüp şahit olduğumuzu söyleyebilirim. Ölüm sonrası için vaadler, yaşamadığım ahiret hakkında ahkam kesemem. Yaşadığımız gerçek şu ki Allah bilim yolunu seçenleri ödüllendiriyor. Hani Allah doğrunun yardımcısıdır derler ya, öyle bir şey. Doğru yolda gidenlerin kendilerini ödüllendirmesi için, Allah o doğru yola (bilim ve teknoloji yoluna) sayısız nimetler ve ihsanlar koymuşki, bu yolda gidildikce, insanların sağlık ve refahı, hayat standardı yükselsin diye. Bilim yolunda ne kadar çok gidilirse o kadar çok ödüllendirilmekteyiz. Doğru yolu seçen toplumlar ödüllendiriliyor, diğerlerinden daha güçlü oluyor. Bu yol dünyayı cennete dönüştürebilecek bir yoldur.

Her ülkenin amacı, geleceğini tüketmeden, kalıcı gelişimini sağlamak ve refah düzeyini yükseltmekdir. Bu da üretkenliği artırarak iç tasarruflara dayalı sermaye birikimi oluşturmakla ve enerji gibi öncelikli ihtiyaçlar için yatırım yapmakla olur. Üretkenliği artırmanın yolu da popülizm ve polemik de ilerlemek değil, bilim ve teknolojide ilerlemektir. Ancak bilimsel buluşlarla, teknoloji geliştirmekle kalite, verimlilik ve rekabet gücü artırılabilecek, ayrıca ülkemizde de örneğin ilaçlar, araçlar, elektronikler geliştirilebilecek, tıp ve hekimlikte ilerlemeler gibi nice yeni nimetlere ulaşılabilecektir.

İlimde ilerlemeler (bilimsel araştırmalar) toplumların kalkınma ve gelişmesini sağlaması, refahı yükseltmesi yanında, ayrıca yaradılışı, yaratılmışı ve yaratanı kavramak için de evrensel bir yoldur. Bu bilimsel kavrayışlar (telkine dayalı yüzlerce farklı inanç kategorilerine karşın) insanlığın aynı doğrularda buluştuğu bir platformdur. Bilimsel yaklaşımlara, çalışmalara insanlığın gelişimini sağlayarak dünyayı da cennetleştirebilecek bir ibadet, bilime de bir din gibi yaklaşıldığında bakınız neler söyleyebiliriz.

İlimle keşfedilen düzenleyici bilim kanunları, doğadaki akıllı yapılar, düzenekler ve sistemler, toplumlar arası anlayış zıtlaşmalarına, inanç çatışmalarına neden olmazlar. Bütün toplumlar tarafından farksızca anlaşılırlar, evrenseldirler. İlim yapmak aslında yaradılışla ilgili ve mevcut evrende devam eden ve edecek süreç ve aktivitelerle ilgili bildirimleri yine doğanın kendisinden okumaktır. Başka bir deyişle doğal (evrensel) ayetleri doğanın kendisinden okumaktır, okumaya çalışmaktır. İnanmaya dayalı değil, sorgulayarak anlamaya dayalıdır. Telkinin yeri yoktur akıl ve kavrama vardır.

Bilim adamlarının doğadan okuyabilmiş oldukları çok sayıdaki bildirimlere bir örnek olarak kütlelerin çekimi kanununu verelim. Var oluşumuzun çok sayıdaki dayanaklarından sadece birisi olan maddelerin çekim gücü yaratılmamış olsa hiç bir canlı olamazdı, şimdiki evren oluşmazdı. Onun gerisinde atomların şaşırtıcı düzendeki yapıları vardır.

İlimde daha ileride olan milletler, yani doğal ayetleri inceleyip anlamakta ve uygulamakta önde giden ülkeler Allahın evrendeki nimetlerinden ve ihsanlarından, diğer ülkelere göre daha erken, etkin ve daha çok yararlanmaktadırlar. Başka deyişle ilim yapmaları (ilim ibadeti) sonucu ödüllenmiş olmaktadırlar.

İlimde bulduğumuz Allahın bu tür bildirimlerinin tebliği için aracılar yine Allahın yarattığı çevremizdeki varlıklar, eşya, yani yaratılmışlar ve yaratanın bize verdiği duyular, düşünme ve anlama kabiliyetimizdir. Kısacası bu ayetler aracısız indirilmişlerdir ve inceleyip anlamamızı beklemişler ve bekliyorlardır. Bunların tebliği için ayrıca spesifik tebligatçı bir peygamber gerekmiyor. Bu tabi ayetler doğrudan Allah tarafından doğadaki bildirimler olarak insanlığa ve alemlerdeki herkese bildirilmiştir. İnsanlar bu bildirimleri kavradıkça yaradılışı, yaratılmışı ve yaratanı daha derinden idrak edebilirler. İdrak inançtan farklıdır, bilinçtir.

İlim telkin ve inanmaya değil aksine sorgulamaya, düşünmeye ve anlamaya dayalı evrensel bir yol göstericidir. Dinlerin maksadı da yol göstericiliktir. Fatiha suresindeki Sırat'el-müstakimdir. İlimin dinsel yönü çok güçlüdür. Çünkü ilimdeki doğruyu bulduran, yol gösteren bildirimler (doğal ayetler) sayıca sınırlı değildir, statik değil dinamiktir. Derinliğine ve genişliğine sürekli artarak yeni kanunlar(doğal ayetler) ekler. İnsanlığın gelişimini, refahını sürekli artırır. İlimde yanılgı olduğu zaman kendi sorgulama özelliği sayesinde o yanılgıdan yine kendi dinamiği ile kurtulur.

Büyük düşünür, Allahın bir mucizesi Yunus Emre “ İlim kendini bilmektir” demiş. Gerçekten kendimizin her zerresi evrendeki tabi ayetleri, kuralları anlatır. Kendi içinde bir evrendir. Maddenin çekimi kanunundan tutunda sayamayacağımız miktarda fizik ve kimya kurallarını, karmaşık etkileşimlerini, süreçleri, genleri ve DNA gibi akıllı düzenekleri anlatır ve bunların varlığı ile var olmuştur. İşte Yunus Emre’nin “ ilim kendini bilmektir” deyişi böyle derin derya bir şeydir. Yanına birde aynı Yunus’un “ bir ben vardır bende benden içeri” deyişi konulduğunda kendi içindeki kainatların farkına vardığını, artık kendini bildiğini görmekteyiz. Yine Allahın bir mucizesi olan Atatürk ne güzel kavramış, veciz bir şekilde söylemiş bütün bunları kısa bir cümlede “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”.
Dr. Hamit BOZKURT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 59
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1172
Kayıt tarihi
: 08.08.08
 
 

1950 yılında doğdum, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1974 mezunuyum. 1986 yılında Gazi Ün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster