Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '06

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
934
 

Allah ne verdiyse o

Allah ne verdiyse o
 

Bir kaç hafta önce Ayvalık'ta yaşanan orman yangınını hatırlamayanımız yoktur. Türkiye'de bazı insanlar bu orman yangını ile Ayvalık'ı ve Şeytan Sofrası'nı duydular. Bazılarının ise bu orman yangını ile Ayvalık akıllarına geldi. Çünkü çok ciddi bir tatil kirliliği aldı başını gidiyor. Bodrum, Çeşme ve Antalya üçgenine sıkışmış olan tatil alışkanlığı tatilden ziyade eğlence alışkanlığına dönmüş. Büyük bir çoğunluk ise sadece Paparazzi programlarında gördükleri yerlerde bulunmak için bu üçgenin dışına çıkmıyor. Beachlerde, clublerde, barlarda diskolarda eğlenenler arasında uçurumlar var. Ve bu kirlilikten en çok nasiplenenlerde işletme sahipleri. Doğal olarak da onlar bu tür tatillerin körüklenmesinden yana.

Ekincik, Dalyan, Sığacık vs. cennetler dururken bu üçgende kilitlenen kesimde doğal olarak bu üçgen dışında yaşanan doğal afetlere karşı duyarsız. Daha doğrusu bu yörelerin ismini sadece ve sadece doğal afetlerle anımsar olmuşlar.

Oysa tatil adı üstünde dinlenmek için işe ya da okula verilen ara. Denizin alabildiğine keyfini çıkarmak, çam ağaçlarının ya da çınar ağaçlarının arasına kurulmuş hamaklara uzanıp derinden gelen hafif bir müzik eşliğinde uyumak. Akşam üstü batan güneşi seyrederken bir kadeh şarap, ya da bir şişe soğuk bira yudumlamak, yükselen ayla birlikte belki mangalda kızarmış balık ya da kırmızı etleri yemek, ve üstüne de gündüzden kalma dalgaların üstüste binerek oluşturdukları ölü dalgaların kıyıyı döverken fısıldadığı ezgileri dinlemek, kayan yıldızlara dilekler dilemek. Ve bu saydıklarımın hepsi hemen hemen herkese aynı tarife. Daha yukarı standartta birine doğa güzelliklerini daha iyi bir sunumla sergilemiyor. Herkese eşit.

Burada en önemli sorun tatilden ne anladığımız. Doğanın bize sunduğu nimetlere karşı gerekli sorumluluğu duyarak onu yalın halindeyken mi yaşamak yoksa, süslü püslü betonların arasından yükselen neon ya da lazer ışıklarının yaptığı yapay dansı ve doğanın sesini alabildiğine bastıran binlerce Wattlık kabinlerden çıkan gürültüyü mü yaşamak.

Kısaca tatil mi eğlence mi? Maalesef çoğunluğun seçimi eğlence olduğu için yavaş yavaş yok olmaya başlamadı mı zaten doğal güzellikler. Oteller barlar diskolar beachler yerini almadı mı kızılçamların, çınarların??

Türkiyenin çöl olmaması için savaşan bir kuruluş var. TEMA Vakfı. Cumartesi gecesi Okan Bayülgen'in Televizyon Makinesi adlı programında Ayvalık'ta yanan ormanların yerine yenisinin konulabilmesi için düzenlenen kampanyada bu Vakfın ismini hatırlayamadığım bir yetkilisi bir cümle kurdu ki dehşete düştüm. Lütfen dikkatle okuyun. Aynen aktarıyorum.

"Türkiye'nin doğal ormanları %93 iken Avrupa Birliği'ndeki doğal ormanlar %1 imiş"

Hatta Okan Bayülgen olaya garip bir yaklaşımda bulundu ve Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne alsalar doğal ormanların yüzdesi artacak dedi. Evet ilk bakışta gerçekten övünülecek bir şeymiş gibi önümüzde duran bu oranlar aslında ne kadar da "ALLAH NE VERDİYSE"ci olduğumuzun gerçek bir ispatı.

Avrupa Birliği'nde doğal olmayan yani insan çabası ile kazanılmaya çalışan ormanların oranı %99 iken, bizde ise bu oran sadece %7 ve biz bunu TEMA Vakfı yetkilisi ağzından övünülecek bir şeymiş gibi dinliyoruz.

İşte bu yüzden de Avrupa Birliği bu kadar ince eleyip sık dokuyor.

Değerlerimizi korumak çabalarımız yüzünden yeni değerler koyamıyoruz.

Bu yüzden de 35 yaşında olmama rağmen hala çocuk istemiyorum. Gözümü kapatırken, bu doğada yaşarken onun da faydalanması gereken bir sürü nimetin nasıl da heba edildiğini düşünüp de, cennetle cehennem arasındaki o incecik köprüde dengemi kaybetmek istemiyorum.

Umudum mu?..

Bir hafta sonu eğer yukarıda bahsettiğim Bodrum -Çeşme -Antalya üçgeninin herhangi bir köşesinde bir beache, bir gece klubüne ya da bir diskoya giderseniz etrafınıza bir göz atın ve yaşları 16 ile 25 arasında değişen yapay ışıltılı gençlerin halini görün ve benim UMUTLARIMIN nasil da günlerini gün ettiklerine ve nasıl hızlı tükettiklerine bir bakın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Yazar, Değerlerimizi koruma yönünde gösterdiğiniz duyarlılık takdire değer, fakat bu "beach' sözcüğünü yazıya öyle bir oturmuşsunuz ki insanın gözünü ve zihnini tırmalıyor. Üstelik bir de İngilizce olan bu sözcüğe olduğu gibi yazdıktan sonra Türkçe ek koymanız işi bir başka tuhaf yapmış (mesela "beache" gibi). Bunun yerine kumsal, olmadı plaj (çoktan Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş, orijinali 'plage') sözcükleri Türk dili değerlerine çok daha uygun diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz?!

Meteor 
 19.07.2006 23:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 54
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

1971 yılında Ankara'da doğdum. İzmir'de yaşıyorum. En büyük tutkum FutBol. Ve tabi ki Fut-Bol da bil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster