Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Kasım '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
570
 

Allah nerede?

Allah nerede?
 

Allah bilir.

Allah yardım eder.

Allah görür.

Allah verir.

Allah alır…..

Bu türde cümleleri istediğimiz kadar uzatabiliriz. Onun bütün sıfatlardan münezzeh, hiçbir yerde bulunmaya ihtiyacı olmadığını biliriz de, nedense bir ihtiyacımız olduğunda yanımızda oluvermesini isteriz, hatta öyle olduğuna inanırız. Genelde ihtiyacımız olmadığında aklımıza daha az gelir. Bize uzak dursa da pek önemli değildir. Amma, ihtiyacımız varsa hemen yanımızda olmalıdır.

İnsanların bilerek veya bilmeyerek içinde Allah geçen cümlelerine bakarsak, o bize ne fazla uzakta nede fazla yakındadır. Gerçi “size şah damarınızdan daha yakınım” der ama yinede kurulan cümleler onu ihtiyacımız olduğu yere koyma eğilimindedir. Allah birdir ve ondan başka tanrı yoktur. Ona ev diye camileri kiliseleri havraları ve daha birçok tapınakları yapan insanoğlunun onu hemen lazım olduğunda geliverecek yakınlıkta bir yerde tutmak istediği gibi bir olduğunu düşünmek pek de yanlış olmayacaktır.

Bu konuda ben biraz farklı düşünüyorum. Allah’ı düşünce ve davranışlarımızla içimizde biz tezahür ettiririz. Onun sevgisini düşünce ve davranışlarımıza kattığımızda, onun içimizde olduğuna inanıyorum. Dinlerden, din kitaplarından, tarikatlardan önce onun sımsıcacık sevgisini içimizde hissetmeliyiz diye düşünüyorum. Eğer bu ilahi sevgiyi hissetmiyorsak, dinlerin, kitaplarının, tarikatlarının çok fazla yardımcı olabileceğini düşünmüyorum.

Birçoklarının özellikle ön plana çıkardıkları Allah korkusu bence Allah sevgisini gölgeleyici bir unsurdur. Denilecektir ki “bütün kitaplar Allahın vereceği cezalar ve cehennem anlatıları ile dolu.” Din kitaplarının insanları kısa yoldan kötülükten uzaklaştırmak için böyle bir yol seçtiklerini düşünüyorum. Üstelik dünyanın durumuna baktığımızda ne kadar başarılı olup olmadıkları da meydanda.

Bu nedenle insanların gözlerinin içine bakıp oradan kalplerindeki o meknuz sevgiyi görmemiz lazım. Bunu aynada kendi gözlerimize bakarak da başarabiliriz ama kendimize çok düşkün olduğumuzdan aklımız ve gözümüz başka yerlerimize takılacaktır. Önyargısız, içimizdeki o ilahi sevginin kanalı ile karşımızdakinin kalbine bakmaya çalışmamız gereklidir. Bu önyargısız bakışı karşımızdaki bir çocuksa çok daha rahat gerçekleştiriyoruz. Bundan dolayıdır ki, çocukları sevmeyen pek yoktur. Çocuklara karşı yapılan her kötülük bizi çok daha fazla yaralar. Onların korunmasını çok daha fazla önemseriz. Eğer herkese çocuklara baktığımız önyargısız, Allah sevgisi ışığında bakarsak, yarınlar bu günlerden çok daha mutlu ve umutlu olacak diye düşünüyorum.

İzmir - 2010-11-12

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değişik bir yaklaşım. Üzerinde düşünülmesi gerekir.

Kerim Korkut 
 30.01.2017 22:17
Cevap :
Merhaba, Ben amatör kıyı balıkçısıyım. Oltaları atınca bazen saatle boş otururum. İşte bu anlarda çok detaylı düşünme fırsatım oluyor. İlginç bir şeyler düşündüm ise yazıya döküyorum. Saygı ve selamlar...  31.01.2017 10:30
 

Osman Ağabeyim, Siz o Kur'an bilginleri denilen zatların sözlerine bakmayınız.... Kur'an-ı Kerim'i masal kitabı gibi okuyup, hurafelere mahkum ettiler. Neticede ilim faslını hiçe sayıp, hurafeler faslına adım attılar. Bir milletin altın çağı ile, bitiş çağını yaşaması, ilim adamlarının marifetlerindendir. Eğer ilim adamları üzerlerine farz olan ilim yerine, hurafelerle halkı uyutma pozisyonunu alırlarsa, herkes uyur, çalışan kazanır.... Saygı sevgi ve muhabbetlerimle efendim.

Atila SARUHAN 
 26.11.2010 22:06
Cevap :
Merhaba, Saygı ve sevgi benden...  26.11.2010 22:17
 

Evet birinci kat gök diye bişey varmış deyip, ikincisini arasınlar.... Tabi geçiş koordinatları ve eğimiyle o katı geçebilirlerse.... Başka bir ayette gözünüzü kaldırıp semaya baktığınızda onda en ufak bir delik göremezsiniz diyor.... Demekki katlar arasında delik falan yok.... O halde katın çeperine ışık hızının üzerinde bir hızda çarpmalıki karşıya o çeperden geçilebilinsin... Işınlansınlar yani.... Işığın hızının belli bir miktarından sonrası demekki ışın hızı oluyor. İlimde Hiç bir şeyin nihayeti olmadığına göre ışın hızınında üzerinde bir hız var demektir. Öyleya neredeyse bir günlük gezinin sonunda peygamber yatağına yattığında henüz yatağı daha soğumamıştır. Hemde çöl gecesinde, çöl soğuğunda.... Demekki hız zamanı da durduruyor.... İster ilim almak için ilim adamı gözüyle oku, ister masal kitabı gibi oku, ikisine de hitap ediyor nasıl olsa. Hülasa Osman Ağabeyim sen hiç üzülme.... Bende tekraren okurum ama çok derin dibi yok bu ummanın....

Atila SARUHAN 
 25.11.2010 19:53
Cevap :
Merhaba, Bu anlattıklarınız, istenirse anlatılanlara yapılacak yorumlar olarak saygı uyandırıyor. Ben şahsen karşı değilim. Ancak yorumda detaya girdikçe ezotorik ve teolojik dünyaya giriliyor ki, birçok kuran bilgini(??) şiddetle karşı. Saygı ve selamlar...  26.11.2010 13:37
 

Öyleya.... Kabeden, kudüs'e bir saniyede hangi binek gidebilirki.... Peki hızı ne olabilirki.... Mesafe belli. Kilometreye vurursunuz.... Onu da bölersiniz bir saniyeye.... Işık hızımı çıkar, E=MC kare formülasyonunun tezahürümüdür.... Araştırıp bulun... Bittimi...??? Tabiki hayır.... Devamıda var.... Sonra bu araç dünyadan çıkıyor..... Oksijensiz bir ortamda içinde bir insan ve asgari yaşama koşullarını da sağlıyor üstelik.... Sonra... Birinci katı geçiyorlar. Derken ikinci kat gök, üçüncü kat gök, dördüncü kat, beşinci kat derken altıncı ve son yedinci kat. Sonra ne oluyor peki.... Cebrailin haddinin sonu. Peygamberi bırakıyor orada. Ben bir karınca boyu dahi ilerlesem yanarım diyor. Cebrail kaldı. Peygamber müsaadeli ilerliyor... Bittimi.... Hayır. Oradan da refref adı verilen başka bir araca binip yükseliyor ve ARŞ. Aslında ben şimdiden şu semavatın yedi kat olduğunu söyleyip tescillesem de insanlar birinci katın sınırına gelip geçemedikleri zaman....

Atila SARUHAN 
 25.11.2010 19:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1637
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster