Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
483
 

Allah rahmet eylesin!

Allah rahmet eylesin!
 

Dini literatürde, insanın bütün benliğiyle, yaratıcısına yönelerek, ondan bir istek ve dilekte bulunmasına, dua diyoruz. Duanın ana hedefi, insanın halini Allah'a arzetmesi olduğuna göre, dua kul ile Allah arasındaki doğrudan bir diyalogu simgelemektedir.

Üzüntülü, sevinçli, arzulu, küskün, kızgın, bedbin, yorgun her halimizle, her an gözetiminde ve denetiminde olduğumuz Tanrı'ya istek ve dileklerimizi sunabiliriz.

Hayatımızın değişik zamanlarında, kendimiz, geleceğimiz ümit ve arzularımızla ilgili dua ettiğimiz gibi, bu dünyadaki ömrünü doldurup ebedi âleme intikal eden insanların ardından da, dua ederiz. Klasik olarak hepimizin bildiği bu cümle, "Allah rahmet eylesin"dir.

Rahmet, Allah'ın yaratıklarına olan merhameti, acıması ve esirgemesidir. İnsan olarak hepimizin bu dünyada, yapmamız ve yapmamamız gereken kurallarla ilgili mutlaka yanlış ve eksik birtakım davranışlarımız olabileceği için, ölen bir kimsenin ardından, Allah'ın rahmetini ve merhametini ondan esirgememesini niyaz ederiz.

Böyle bir arzunun gerçekleşip gerçekleşmeme yetkisi ve takdiri elbette Allah'ındır. Ama kul olarak bizim görevimiz, dua etmektir, bu dileğimizi Tanrıya ulaştırmaktır.

Bugün eski bakanlardan gazeteci-yazar ve kültür adamı İsmail Cem'i toprağa verdik. Allah rahmet eylesin. İki gün önce ölümlerinin yıldönümlerinde bir kere daha andığımız Uğur Mumcu'ya, Gaffar Okan'a da ve salı günü defnedilen Hrant Dink'e de Allah rahmet eylesin. Sadece ismini saydıklarımıza mı, bugüne kadar hayatını kaybetmiş bütün insanlara, yakınlarımıza, akrabalarımıza, aile büyüklerimize, şehitlerimize, devlet adamlarımıza, Atatürkümüze de Allah rahmet eylesin.

Bütün evreni ve evrendeki canlı cansız bütün varlıkları yaratan Allah'ın hazinesi, matematik hesaplarla ölçülemeyecek kadar kapsamlı, geniş ve zengindir. Bu yüzden kimseden duamızı esirgemeden herkes için Allah'tan rahmet dileyebiliriz.

Son günlerde bilindiği gibi Türkiye'de menfur bir olay yaşandı. Ermeni asıllı bir vatandaşımız, beyni yıkanmış fanatik bir genç tarafından katledildi. Millet olarak, bu olaydan derin bir üzüntü duyduk. Yaratıcının dışında hiç kimsenin başka bir insanın canına kıyma hakkı yoktur. Hele bu insan kendi sahip olduğu aklıyla ulaştığı birtakım fikir ve düşüncelerden dolayı, asla bu şekilde, başka bir insan tarafından cezalandırılamaz.

O aklı, o düşünceyi, o fikri onun beynine ve kalbine yerleştirmiş olan Tanrı, onu bu haliyle yaşatırken, bir kulun ortaya çıkıp onun yaşam hakkını elinden almaya kalkışması, ne dinen, ne aklen onaylanacak bir tavır değildir.

İnsanoğlu, her olaya kendi penceresinden bakarak, onu işine geldiği gibi anlamaya ve yorumlamaya yatkın görünüyor. Zaman zaman bir işe dinin karıştırılmasına kızarken, bazen de hiç gereksiz yerde olayı dini açıdan ele almaya çalışıyoruz.

Dini, sadece manevi bir motivasyon, zihni bir derinlik, olağanüstü ve fizikötesi olaylar gibi algılamanın ötesinde, ilâhî bir kavram olarak ele alırsak, yaratıcı olarak âlemlerin Rabbi olan tek bir Allah vardır ve onun insanlar için düzenlediği tek bir dini sistem bulunmaktadır. Zaman içerisinde gönderilen peygamberler ve kitaplar dolayısıyla, farklı versiyonları varmış gibi görünse de temelde Tanrı da tektir, din de tektir.

Bu şartlarda her din, insana Allah'a götüren yoldur. Her peygamber, insanlara Allah'ın dinini tebliğ eden bir elçidir. Ve her insan, aynı Tanrı'nın kuludur. Bizim dualarımızı yaptığımz Tanrıyla, Hıristiyan, Yahudi ve hatta kendini farklı dinlere mensup addedetse bile her insanın Tanrısı aynıdır.

Bu şartlarda her kul, öldüğünde Allah'ın rahmetine ihtiyacı olduğu için, insan olarak bize, ölenin ardından rahmet okumak düşer. Gerisi zaten Tanrı'nın bileceği bir iştir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ahmet Bey, Yazınızın başında duanın Tanrı ile diyalog olduğu ifadenizin bir dikkatsizlik sonucu mu ortaya çıkmış diye düşünmeden edemedim. Diyalog karşılıklı konuşma demekse ve dua sırasında Tanrı'dan bir yanıt alındığı şimdiye kadar görülmediğine göre buna Tanrı'ya hitaben monolog (tek başına konuşma) demek daha doğru mu olurdu acaba?! Bununla beraber yukarıdaki yazınızı beğeniyle okudum; mantık örgüsü güçlü, sade, akıcı ve anlaşılır. Din konusunda hoş görüyü ve farklı dinlerden ve kültürlerden insanlar arasında yakınlaşmayı ve sevgiyi ön plana çıkarmanız ayrıca övgüye değer.

Meteor 
 27.01.2007 15:33
Cevap :
İlginç bir noktaya temas etmişsiniz Mete bey... Diyalogun mecaîi olarak anlaşma, uyum sağlama veya bu yolda gayret etme gibi bir anlamı da var biliyorsunuz. Dua, inanan insanların bu anlamda Tanrı'yla bir diyalogu olarak kabul edilmektedir. Çünkü karşımızda derdimizi anlatacağımız, dilekte bulunacağımız, her şeyi yaratan bir güç ve bizi kendisine dua etmeye çağıran bir varlık bulunmaktadır. Belki birebir anlayacağımız kelimelerle Tanrı bizimle konuşmaz ama, her dua sonunda bundan bir huzur duyarız. Bir taşa, ağaca, veya cansız bir maddeye karşı konuşmak gibi değildir dua. O yüzden monolog diyemeyiz. Sözgelimi, birbirine dargın karı koca veya iki ortak arasında da, öteki hiç cevap vermediği halde bir diyalog yaşanabilir. Duayı, bir inanç sistemi içinde var olan bir Tanrı'yla kulu arasında iletişim sağlayan bir düzenek olarak düşünüp diyalog olarak adlandırabiliriz. Eğer bunu monolog olarak kabul edersek, Tanrı'nın varlığını reddetmiş oluruz. İnanmayanlara zaten söylenecek bir şey yok.  29.01.2007 18:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster