Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
665
 

Allah rızası için...

Allah rızası için...
 

http://2.bp.blogspot.com_Dilenci+Kedi.jpg


Bazen kendi yolunuzda dümdüz giderken, bir söz sizi zınk diye durdurur. Üstelik kafanızda sizinle birlikte seyahat etmekte olan bir sürü plan, proje, esin, düşün ne varsa hepsine yazık ederek.Çünkü durgun bir suyun etrafında, sessiz ve güvenle su içmeye dalmışken; aniden suya düşen bir taşla ürküp kaçışan kuşlar gibi dağılıverir bellektekiler.

Söz; “Allah rızası için…” diyordur.

İşini iyi yapan herkes takdire şayandır muhakkak. Ama bu sözü yolda dalmış yürüken, biri aniden karşınıza çıkıp söylüyorsa, durup, bakakalırsınız.

Dilenciler… İnsanların duygularını sömürerek hayatlarını kazanan insanlar. “Kazanmak” sözcüğü ne kadar sırıtıyor öyle değil mi? Hani alın teri ile kazanmak öğretildi ya bize, o yüzden olsa gerek.

Neyse…

Bir sürü komik dilenci hikayem var benim. İşte bir kaçı.

...

Seneler evvel… Ta, Ana Bel Lee zamanları… Ben diyeyim yetmiş yıl önce, siz deyin seksen. İşte o kadar eski(!)

Bir sevgilim var. İşlerimiz gereği çok nadir görüşebiliyoruz. Çok özlüyoruz elbette. Yine buluştuk bir gün şehrin merkezinde. Postanenin önündeyiz, telefon edeceğiz memlekettekilere. O esnada bir dilenci yaklaştı bize. (Bakar mısınız doğrudan şiire bağladı benim kalem. Duydu ya romantizmi, süzmelik zor zanaat canım.)

Dilencilerin ortak cümlesi ile başladı:

- Allah rızası için şu fakire bir yardım.

İlgilenmedik. Yüzümüzü döndük, bir şey soruyormuş gibi yaptık birbirimize. Ama dilenci vazgeçecek cinsten değildi elbet. Şöyle bize bakıp;

- Allah sizi ayırmasın. Allah sizi bahtiyar etsin, der demez; ikimizin de çantalarımızdan o günün parasıyla iyi miktarlarda bir para çıkarışımız vardı ki, o biçim!

Dilenci muzip bir gülümsemeyle yanımızdan ayrılırken; biz hala en saf gülümsemelerle bakıyorduk birbirimize.

Biz gençtik, o ise akıllı…

Yine bir iki yıl önce, Ramazan ayındayız. Malum, bu ayda davulcular kadar dilenciler de azar. Davulcuları da dilencileri de biz tutar; sonra da şikâyet ederiz. Tuhaf mıyız ne(!)

Çarşıdayım. Karşıma bir dilenci çıktı yine. Genç daha, otuzlarında filan olsa gerek. Hem genç hem de sağlıklı gözüküyor. Güleç yüzlü bir de. Bildik cümle ve elini açtı.

- Abla Allah rızası için, şu hayırlı mübarek günde…

Devam edecekti. Ben sözünü kestim:

- Hem genç hem de sağlıklı görünüyorsun ama sanırım bu yöntem daha kolayına geliyor. Tamam, vereceğim para, deyip; çantamı açmaya başladım. Bir yandan da sözüme devam ettim:

- Ama bana öyle bir dua et ki; ben de şu cüzdandan ona göre para çıkarayım, dedim.

Yüzü güldü bizimkinin. Hemen bir soru sordu:

- Abla evli misin bekar mı?

“Hönk!”

- Niyeti bozdun, para yerine beni mi isteyeceksin?

- Hayır abla ona göre dua edeceğim, diyor ama ikimiz de gülüyoruz. Gırgır sofrası açılmıştı önüme. Eğlenmek lazımdı.

- Bekarım, dedim.

- Allah sana ay yüzlü yakışıklı mı yakışıklı bir koca nasip etsin, dedi.

- Geç yakışıklılığı. Ekmeğe banıp yenmez o dediğin, başka şeyler dile, dedim.

- E, o zaman Allah sana hem zengin bir adam…

- Yahu zenginlik değil benim derdim, onu da geç!

- Eh bunu da beğendiremedik, o zaman Allah sana gönlünden geçeni nasip etsin, dedi.

- Buna kolaycılık denir. Yemezler, ama benim de fazla zamanım yok, al sen şu parayı, bu zekanı da bir işte değerlendir, dedim ve ayrıldım.

- Allah razı olsun ablaaa, diye sesleniyordu arkamdan. Döndüm,

- Bak hala yanlış dua ediyorsun, deyip işaret parmağımla kalbimi ve beynimi gösterdim.

- Ha tamam, gönlüne göre versin, gönlüne göre, dedi gülerek.

Neydi o, bir söz vardı. Birinin duası kabul olsa bir şey oluyordu…Yahu neydi o söz? Cık cık cık…

...

Gelelim en yenisine:

Geçen hafta. Günlerden pazar. Temizlik yapıyorum evde. Kapım çaldı, açtım. Karşımda gencecik bir kız. Taş çatlasın on sekiz, on dokuz yaşlarında. Üzerinde uzun basma bir etek, basmadan bir bluz, öylesine iliştirilmiş bir başörtü. İncecik fidan gibi, esmer güzeli bir kız.

- Buyurun, dedim.

- Allah rızası için bir ekmek parası, dedi, sağ avucunu açarak.

“Git, çalış, kazan!” diye çemkirmek yerine daha oluruna bir şey teklif edeyim diye düşündüm. Aklımca çalışmanın erdemini öğreteceğim(!)

- Bak güzel kız, şimdi sen ekmek parası deyince ben sana elli kuruş veririm. Gel bu parayı daha yüksek rakama çıkaralım. Yani ben sana elli kuruş değil şöyle otuz - kırk lira gibi güzel bir para vereyim, dedim.

Öylece baktı yüzüme. Anlamadı biliyorum. Ya da yanlış anladı. Geri çekildi biraz. Ezberlediği cümleyi tekrar etti:

- Allah rızası için ekmek parası.

- Geç şimdi başkalarının rızasını. Sen beni razı et, bedelini ödeyeyim, dedim. Öylece bakmaya devam ediyordu.

“Çattık belaya” diye düşünmüş müdür bilmiyorum. Ben devam ettim:

- Bak ben temizlik yapıyorum, çok da yoruldum, dedim. Bunları söylerken bilindik acınası yüz ifadelerini de katıyorum mimiklerime ki sahici olabileyim. O öylece bakınıyor. Gözler kocaman. Ne gidebiliyor, ne de cevap verebiliyor. Ben devam ediyorum:

- Demem o ki; gel bana şu temizlik işinde iki saat yardım et, ben sana yirmi lira vereyim. Üç saat yardım et otuz lira, dört saat kırk lira, ne dersin? Olur mu?

Geri çekildi bizimki. Merdivenlere doğru, yüzü bana dönük geri geri yürüyor. Anlıyorum ki teklifim işine gelmiyor. Ben ısrar ediyorum.

- Bak gerçekten çok yoruldum. Dizlerimin bağı çözüldü, evde benden başka kimse yok, korkma, yardım et, para kazan, ne dersin?

Anlayamıyor, öylece bakınıyor. Böyle bir teklife hiç hazır değildi belki de...

Uzaklaşması gerektiğini düşünüyor olsa gerek, geri geri gidişinden belli. Eh artık işi matrağa bağlayıp; rolleri değişmek lazım deyip; devam ediyorum;

- Allah seni kazalardan belalardan korusun, Allah ne muradın varsa versin, Allah tuttuğunu altın etsin, Allah sevdiğine bağışlasın, ne olur yardım et de şu işi bitirelim, valla çok para veririm, sen ne istersen o kadar veririm…

Rölantiye alınmış motor gibi devam ediyor benim cümleler. Ama yalvarmanın ve dilenmenin bini bir para.

Kapı önündeki terlikleri geçirdim ayağıma, o geriledikçe ben ona doğru yürüyorum. Kızın gözleri olabildiğince büyüyor, korku ve gerilim başlıyor. Yüzü bana dönük geri geri merdivenlere yetişen kız, basamakları üçer beşer atlayarak kayboldu. "Korkuttum galiba" deyip; güldüm.

Eminim sizlerin de bir sürü dilenci anınız vardır.

Değil mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir tanesi de bu oldu yahu :)) Kızcaaz çok korkmuş belli. İyi taktik. DEnk gelirse ben de deneyebilirim de o yaştaki kızı eve alırsam sakata geliriz :))

Murat HACIOĞLU 
 05.04.2010 18:32
Cevap :
Aman ha! Sakın! :) Kesinlikle sakata gelirsiniz :) İki dakika sonra yanında iki polisle çıkagelir, sonra ayıkla pirincin taşını :) Yalnız kızcağız harbiden fena korktu he :) Halbuki ben gerçekten ciddiydim teklifimde. :) Bu güzel yoruma, üstelik nostaljik rüzgarlarla gelişine çok sevindim, çok teşekkür ederim. Var olasınzı e mi?  06.04.2010 0:50
 

Çok doğal, sıcak bir yazı.Çok hoşuma gitti, ellerinize sağlık...

Cüneyt ŞENGÜN 
 25.11.2009 1:07
Cevap :
Sizin de yorum yazan ellerinize ve beyninize sağlık. Çok teşekkür ederim beğeninize. Var olasınız.  25.11.2009 10:22
 

En önemli cümlemi unutmuşum. İzninle yazmadan geçemedim... Kesinlikle dilenci kız sizi manyak ilan etmiştir Emine Hanımcığım. Mümkünü yok deli diye kaçmadığına kalıbımı basarım. :)))... Selamlar sevgiler...

Zeynep Gülay 
 15.11.2009 11:50
Cevap :
Varsın "manyak" sansın:) Zaten biraz da manyaklıktı benim yaptığım. Dilenmeyi meslek seçmiş veya seçmek üzere olan birine çalışmanın erdemi mi öğretilir :) Mümkün mü bu? Çalışma ahlakı ile yetişmiş insan el açabilir mi? Bilmediğimden değil inanın, maksat biraz da gırgırdı. :) Güzel oldu. :) Teşekkürler yorumunuza. Sevgim ve saygımla, içten...  15.11.2009 13:31
 

İstemediğin kadar. Lakin ben dilencinin birinin özel yaşamını aktarmak istiyorum. Kapı komşumuzdu. İnan ki oturduğu ev o zamanın en güzel apartmanlarından biriydi. Biz müstakil bir evde yaşarken o apartman dairesinde oturuyordu. Biz evimizde soba yakarken onların evi kaloriferli idi. Neyse ben bekarım. Dilenci amcamız kapı komşu. Üç oğlu var. Beyoğlu istiklal caddesini mesken tutmuşlar. Tezgahlarda, saat, anahtarlık, pahalı parfümler satıyorlar. İşleri tıkırında. Kapılarında kocaman bir minübüsleri ayrıca binek araçlar. Bir de karısı var. Ev hanımı. Eh üç oğula bakmak bir de koca kolay değil. Derken ben evlendim. Bakırköy tren istasyonunda inip eve kadar geze geze giderim düşüncesinde iken aaaaa o da ne bizim komşu. Dileniyor, oturmuş istasyona Allah ne muradınız varsa diyor. Üç oğlunun altında araba. Karısı bir giydiğini bir daha giymez. Ama bizim amcamız dilenmekle servet yapıyor. O bize dua ediyor. Ama duaların getirisi ona ulaşıyor. Ne adaletsiz dünya değil mi? Selamlar sevgiler

Zeynep Gülay 
 15.11.2009 11:47
Cevap :
Haydi ya! Şu hale bakınız... Aynen dediğiniz gibi; "O bize dua ediyor. Ama duaların getirisi ona ulaşıyor. Ne adaletsiz dünya değil mi? " durumu... O bize dua ediyor ama soyulan biz oluyoruz. Dua yine kendine yarıyor... Son noktayı koyuşunuza hayran olmamak elde değil Zeynep Hanım. Teşekkürlerimle size.  15.11.2009 13:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3103
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster