Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
988
 

Allahın evinde misafir olmak (3)

Allahın evinde misafir olmak (3)
 

Yolculuk için uçağa binmeden önce kutsal topraklara ihramlı girmeyi düşünsel olarak gerçekleştirmiştim simdi bu düşünceyi sembolize eden iki parça havludan oluşan ihrama fiziksel olarak da giriyorum. Uçak kalkmadan once ihramlarımızı giydik. Her yer bembeyaz oldu uçağın içine baktığımda bütün erkekler bembeyaz örtülerine bürünmüşlerdi. Kimsenin kimseden hiçbir farkı yoktu artık Allahın huzurunda. Zenginliğin, fakirliğin, mevki sahibi olmanın hiçbir önemi yoktu herkes aynı düzeyde ve aynı giysiler içindeydi. Tek fark giysilerin içindeki kalblerin Allaha olan iman derecelerindeydi. Zaten bu yolculuğa çıkanlar da imanlarını yükseltmeye Allahın bir bolümünü daha yerinde bilmeye, farketmeye yada emin olmaya gidiyorlardı.

Yolculuk çok kolay geçti 3, 5 saat sanki bir an gibi geldi. Uçaklardan oldum olası korkmam. Ama bu sefer çok daha rahattım. Hiç aklıma uçak düşer mi? Türbulansa gireremiyiz? Düşünceleri bile gelmedi. Biliyordum ki Allah tarafından seviliyor ve korunuyordum. Evet evet bundan çok emindim. Allahın evine misafirliğe gidiyordum ve bunun farkındaydım. Uçakta yolculuk boyunca lebbeyk okudum.

Uçağımız Cidde’ye doğru alçaldıkça pencereden aşağıya bakıyorum heryer ışık seli gibi. Sanki Yeşilköy havaalanına gece iniyormuşum hissi uyandı. Hani orada da istanbulun caddelerinin, evlerinin ve araç trafiğinin ışık seli gibi akan görüntüsü gelir ya biraz daha alçalınca arabaları farkedersiniz burasıda aynı gibiydi yada bana öyle geldi.. Cidde nüfüsü iki milyon kişi olmasına karşılık çok büyük bir alana yayılmış ve hertaraf ışıl ışıl. Biraz daha yaklaşınca geniş yolarını ve altı şeritli gidiş, geliş olarak hissettiğim yoldaki araç trafiğini görüyorum gecenin dörtdü ama araçlar akıyorlar trafıkte. Acaba gündüzleri çok sıcakta geceleri mi dolaşıyorlar diye düşündüm bir an.

Cidde havaalanına kolay bir şekilde indik. İnsan merak ediyor nasıl insanlarla ve nasıl bir yer ile karşılaşacağını. Bu havaalanı kapladığı alan olarak dünyanın en büyük havaalanlarından biri olduğu ve hac mevsiminde üç dakikada bir uçağın indiği söylendi. Geniş ferah bir havaalanı ile karşılaşıyoruz. Görevliler beyaz elbise değil kahverengi pantolon gömlekten oluşan bir resmi elbise giyiyorlar. Bazıları biraz şişmanca idi ama çogu da çok hafif esmer erkeklerden oluşuyordu. Dikkatimi çeken çoğunun ağzında misvak denilen oraya özgü bir bitkinin ince dalı vardı. Bu dalda dişleri koruyan dokuz etken maddenin var olduğu bilimsel olarak saptanmış. Havaalanında bir sakinlik var öylesine bir büyük yoğunluk yok. Birde uçaktan iner inmez bir çöl sıcağı ile karşılaşmadık. Herçey çok normaldi. Bizim uçağın yolcuları büyük bir sakinlikle indiler ve bavullarını teslim almak üzere pasaport kontrol noktalarından geçmeye başladılar. Görevliler son derece nazik davranıyorlar. Güvenlik nedeniyle herkesin parmak izi alınıyor ve fotoğrafları çekiliyor. Sistemi iyi oturmuşlar. Tabi parmak izi derken bizdeki gibi mürekkebli stampaya el bastırtmıyorlar. Biraz daha teknolojik çalışıyorlar. Türkiyede en kızdığım şeydi insanların parmaklarını mürekkebe bulamaları ve sonrada öylece ortada bırakmaları.

Her taraf sanki papatya tarlası gibi bembeyaz giysiler içindeki insanlar dolaşıyorlar. Bayanlarda beyaz olayına uymuş gibiler onlarında giysileri genelde beyaz ve beyaza yakın tonlardan oluşuyor. Bavullarımızı da hiçbir karışıklığa uğramadan teslim aldık.

Havaalanında bekleyen otobuslere binerek 1.5 saatlik 90 km’lik bir yolculuktan sonra mekke şehrine vardık. Gecenin beşinde etraf sessiz ve merakla etrafımıza bakıyoruz. Yollar çok güzel ve asfalt her yer. Çölün kumları falan yok. Geçtiğimiz yerlerde yoğun bir yeşillik var insan şaşırıyor bu ne alaka çölde suyu olmayan bir yerde yeşillik diye. Yolda giderken hareket halindeki arabalara bakıyorum hepsi son model jeepler, amerikan arabaları ve birde toyata markanın cenneti gibi yollar. Türkiyede 35.000 dolara aldığınız bir arabayı orada yarı fiyatına 17.000.-, - dolara çok rahat alabiliyorsunuz. Çünkü Suudi Arabistanda gümrük vergisi, eksoz vergisi, özel tüketim vergisi gibi hiçbir vergi yok. Dikkatimi çeken diğer bir hususta servis aracı olarak kullanılan otobüslerin modellerinin çok eski olması seksenli yıllardan kalmış gibi duruyorlardı. Klimaları iyi durumdaydı.

Yol boyunca hep birlikte hocaların da eşliğinde lebbeyk duasını okuduk. Anlamı şuydu; “Allahım Emret, her buyruğunu yerine getirmeye hazırım! Eşi ortağı, benzeri olmayan Rabbim! Çağrına koşup geldim. Buyur işte emrindeyim! Can da, malda sana feda olsun! Sen bütün övgülere ve iyiliklere layıksın! Yaratmada, yargı ve yönetiminde ortağın eşin, bir benzerin yoktur! Kulluk edilecek bir tek sen varsın ve ben, işte senin emirlerine amadeyim! Emret buyruğunu yapmaya hazırım Allahım!”

Mekkeden içeri girdik otelimize doğru yol alıyoruz. Kafamda beş yıldızlı otellerde kalmayacağımız için biraz eski bir yer bekliyorum. Çölün ortasında çok muhteşem bir yapı bekleyemiyorum. Otelimizin önüne geldiğimde ne kadar farklı düşündüğümü anlıyorum. Seçtiğimiz ekonomik otel fakat Türkiye’de hani içinde yüzme havuzu ve tenis kortu, saunası olsa beş yıldız sayılabilecek bir yerde otobüsümüz durdu. Ben binaya bakıyorum muhteşem bir bina daha bir sene önce yapılmış fayans, seramik yerine renkli mermer kullanmışlar, dış cephede camın olmadığı yerler mermer kaplanmış. Odalarımıza çıkıyoruz. Ferah bir oda dört kişilik ama biz iki kişilik istediğimiz için iki kişi kalıyoruz. Odada televizyon, buzdolabı, gar, şifreli çelik kasa, tuvalet masası, büyük bir sepha ve sandalyeler abajurlar var tuvalet öyle alaturka değil bildiğimiz klozet ve küvet, hilton banyo var. En önemlisi de su var. Yerler mermer. İlk şaşkınlığımızı attıktan sonra duşumuzu abdestimizi alıp yine o bembayaz ihramlarımız üzerimizde, Kabe’ye gitmek için lobiye iniyoruz.

Kabe’ye çok yakınız artık, birazdan o muhteşemliği göreceğiz, enerjisini hissetmeye başlıyorum. Bir gece öncesinden akşam 20.00 den itiberen yolda olduğumuz halde hiç yorgunluk hissetmiyorum. Bir an once Kabe’ye gitmek istiyorum. İçimde hiç açlık da yok heyacanım dalga dalga yayılıyor.

Devamı bir sonraki yazımda, görüşünceye kadar sevgi ile kalın

Alahattin Öztekin

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hacca iki defa rehber olarak gittim.Hacılarımız çoğunlukla yaşlı oldukları için onlarla meşgul olmaktan oralardaki ibadetin zevkini tam olarak hissedemedim(tabii yaşlılara hizmet de ibadettir). Emekli olduğumda Umreye gider telafi ederim diyordum ama daha kısmet olmadı. Bizim için de dua edin de kısmet olsun İnşallah. Selamlar.

Mehmet Oyan 
 04.06.2008 14:24
Cevap :
Teşekkür ederim cümlemizinkini de kabul etsin. Dediginiz çok doğru ibadetin zevkini tam olarak hissedebilmeniz için tüm dikkatinizi vermeniz gerekiyor. İnsallah bir daha gitmek nasip olur gitmek isteyenlere de nasip olması için duamı baştan ettim. Çünkü buraya gidişler hep Allahın daveti ile oluyor. Oralara gidecek olanlar içinde yaptığım duaları bir sonraki yazımda yazacağım. Umarım bir faydam olur sizlerede kısmet olsun selamlar  04.06.2008 15:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 101
Toplam yorum
: 157
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 5030
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster