Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
49
 

Almadım Hanımın İstediği Elbiseyi

M.Ferit kotan

             Dinlencede olduğum sürede bilgisayarın başına oturamadım. Günlerimiz dolu dolu geçtiğini de söyleyemeyiz.  Aylaklık her şeye engel. Çokça laf üretip zamanı öldürmek en büyük meziyetimizdi. Bahçede üç dört fide sebze yetiştiriyorsan, sanki büyük illerin sebze hallerine mal sevkiyatı yapacak gibi konuşup duruyoruz ortalıkta.

             Günlük gazeteyi bile kaç kez bırakıp bırakıp alıyordum elime. Sabahları kahve içme sohbetleri, kumsal, deniz, akşam serinliğinde çay faslı, gece okey müsabakaları, kim daha usta tartışmaları ; derken saatler bazen ikiyi gösteriyordu yatağa uzandığımızda.

            Bu yaz çok hareketli geçti sokakta ki yaşantımız. Seçimler nedeni ile siyasi tartışmalar dorukta idi. Hepimiz elektronik  cihazlarla donatılmış bir propaganda aracıydık.  Bahçede , sokakta, kumsalda cep telefonlarımızla adım adım izliyor ve tartışıyorduk siyaset arena sinde olan bitenleri.

            Seçimlerden sonraki tartışmaların boyutu değişmişti. Toplumsal sorunların ağırlığı, dinlencedeki insanların tedirginliklerini artırdığını gözlemliyordum.

           Dikkatimi çeken husus, birkaç yıl önce özellikle cumartesi ve Pazar günleri saat ondan sonra marketlerde bazı gazeteleri bulmak mümkün değilken, 2018 yılında öğleden sonrada gazeteleri alma söz konusu oluyordu. Market yöneticisine sordum gazete sayısını artırdınız mı diye. Yanıtı hayır oldu. Demek okuyan azaldı diye mırıldanınca” maalesef bey efendi her gün iade sayımız artıyor “ dedi.

          Dinlencede hoşlandığım olay, sabahları market (Mahalle bakkalı)  önündeki sohbetler. Bu oluşuma ayaklı kütüphaneler lobisi diyorum. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda yöneticilik yapmış, kariyerli kişiler. Gazetelerimizi alsak bile birbirimizi bekliyorduk üç beş laf edebilmek için.  Dostluğumuz ise, pazarda, çarşıda, caddede karşılaştığımızda merhaba demekten öte olmadığı halde, yaşanmışların oluşturduğu  bilgi yumağından esinlenmenin önemini, keyfi ve zevkini anlatamam.

         Sokağımızdaki komşuların çoğu ile yirmi yıldır birlikte yaşıyoruz diyebilirim. Birlikte acılar ve sevinçler paylaştık. Büyük kentte kaybolan komşuluk ilişkilerini burada yaşamanın tadı, mutluluğumuzu artırıyordu.  Bahçelerde üretilen ürün ve meyvelerin paylaşma kültürü, doruktaydı. Haziran ayından sonra pazardan, sadece karpuz ve kavun satın alındığını söyleyebilirim. Kaysı, erik, şeftali, nar,  ayva, mandalina bahçelerimizden toplanan meyveler olarak sofralarımızı süslüyordu.

        İki yıldır ayaklı kütüphane lobisinden azalmalar başladı. Yaşlı kuşak, her birimizin çeşitli sorunları var diye düşünürken, bazılarıyla çarşıda pazarda karşılaşıyordum. Sohbetlerde biyolojik varlığımızı devam ettirebilmek için nasıl beslenmeye ihtiyaç duyuyor isek ,düşünce yapımızın da gelişebilmesi için sürekli bilgi edinmenin zorunluluğu üzerinde durarak, gazete ve kitap okumak ilk başvurulacak kaynak olduğunu dile getirmeye çalıştığımda başka konular tartışılarak konu kapatılmaya çalışılıyordu. İçin için hayıflanıyordum bu yaklaşıma.

       Geçmiş yıllarda yazlıkçıların en yoğun olduğa 15 temmuz- 15 Ağustos tarihlerinde marketlerde saat ondan sonra bazı gazeteleri bulmak mümkün değildi. Bu yıl gazete alırken yarın tadilat için usta geleceğinden gecikebilirim,  gazetemi ayırabilir misiniz diye rica ettiğimde, market görevlisi hanım  “Beyefendi ,ne zaman gelirseniz gelin gazeteyi bulabilirsiniz. En çok satılan gazetelerden bile iade ediyoruz.” Dedi.  Geçen yıllar böyle değildi dedim. Güldü,” Amcacığım o geçen yıllardı. Gazete okuyanlar azaldığına göre, kitap okuyanlar kalmadı ülkede diyerek gülüştük.

           Bir gün hararetli tartışmanın ortasına balıklamasına atladım . Bir toplumda aydınlanma yok ise her türlü sonuca katlanmak zorundasınız. Gazeteler okunmuyor, kitap okunmuyor, dergi dersen hiç okunmuyor. Baksanıza markette dergi bile satılmıyor diye konuştum.  Kır saçlı bir bey efendi, ”Haklısınız, ben sizi gıyaben tanıyorum. Dört beş yıl önce Dikili Belediyesince düzenlenen bir panelde yapmış olduğunuz kısa konuşma çok hoşuma gitmişti. Sizinle tanışmak istedim, hatta doktor olan kızıma konuşmanızdan söz ettim, oturduğunuz yeri bilse idik çayınızı içmeye gelecektik.

         Güldüm, her zaman gelebilirsiniz dedim. “Yaşadığım ve üzüldüğüm bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum dedi ve başladı anlatmaya. “Hanımım bir gün elbise alacağını söyledi;  al dedim. Size sormadan almak istemedim dedi. Her aldığını bana mı soruyorsun? almana kim karşı geliyor dediğimde, fiyatı beş yüz lira dedi. Birden ağzımdan olmaz sözcüğü çıktı. Gördün mü olmaz dedin. Canım sende git 150-200 liralık bir elbise al. Tamam tamam anlaşıldı diyerek uzaklaştı. Duraksadım, 30 yıla yakın evliyiz davranışlarına anlam veremedim. Biraz sonra, kendi zevkin için harcamayı biliyorsun, ev kağıt yığınına dönüyor. Hanım sen ne diyorsun, neresi kağıt yığını?  Her gün gazete alıyorsun , senede yedi sekiz tane roman alıyorsun, dergi alıyorsun, bunların maliyetini hesapladın mı? Nerede ise yılda 700-800 lira para harcıyorsun. Kaç yıldır elbise almıyorum doğru dürüst. Elbise almaya kalktım olmaz dedin. Hanım bana iki gün küstü. Basit bir hesabını yaptım, hanımın dediklerini.  Söylediği mantık ile olaya baktığımda doğru söylüyordu.  Kağıt yığınlarına verdiğim para, senede 1000 lirayı buluyordu.

             Duraksadık bir süre. Sessizliği ben bozdum. Gelirleri sabit olan bireylerde, özellikle orta sınıfta aydın olabilmenin bedeli ağırlaştı. Bireylerin bilime ve bilgiye ulaşmalarını engelleyen bir Sosyo- ekonomik yapının oluştuğunu söyleyebiliriz.

            Marketten ayrılıp eve doğru yürürken zihnimde çeşitli hesaplamalar yaptım. Günde bir gazete, yılda üç veya dört kitap alanın yıllık gideri 600 lira ediyor. Bu gider 40 liradan et alındığında 15 kilo . (Dolar 7 liraya yükselmeden önce)  Bazı ailelerin altı aylık et masrafı. Üç Çocuğu var  ise, 200 liralık takım elbisesi alabilir. 150 şer liradan dört çift ayakkabı alınabiliniyor diye mırıldanırken, Okuma zevkini aşılamayan bir eğitim sistemimizin yanında, bireylerin alım gücünü zorlayan bir ekonomik yapı. Aydınlanma nasıl olacak? Nokta koydum mırıldanmama. 22.10.2018

               

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 453
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster