Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
294
 

Almanlar’a 22 Yıl Matematik Öğreten Türk

Almanlar’a 22 Yıl Matematik Öğreten Türk
 

Siirt’in Baykan ilçesinin Minar (Dilektepe) köyünde doğmuştu; Necmettin Çivilibal. Anadili Kürtçe idi. Yedi yaşında okula başlayıncaya kadar tek sözcük Türkçe bilmiyordu. 

12 yaşında ilkokulu bitirince, 1950’li, 1960’lı yıllardaki tüm köylü çocukları gibi, Necmettin’in de gidebileceği tek bir okul vardı: 1940’larda Milli Eğitim Bakanı Hasan-Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguçun açtıkları Köy Enstitülerinin devamı olan 6 yıllık öğretmen okulları. 

Vardı, o yörede böyle bir okul. Dicle Köy Enstitüsü’nün devamı olan, Ergani’deki Dicle Öğretmen Okulu… Ancak bunun için yazılı ve sözlü iki sınav kazanmak gerekiyordu.

Zeki ve yetenekli bir çocuktu Necmettin. Öğretmeni Kasım Aytekin’in de teşvikiyle girdiği her iki sınavı da kazanıp Dicle Öğretmen Okulunda yatılı okuma hakkını elde eder. (1958)

Böylece, binlerce Güneydoğulu köy çocuğunun kaderini değiştiren Dicle, Necmettin’in de kaderini değiştirecekti. Ve değiştirir de...

Dicle’de öğrencileriyle bir kardeş, bir arkadaş gibi ilgilenen öğretmenler de vardır; asık yüzlü, eli sopalılar da...

Güler yüzlü, anlayışlı, dersini sevdiren, sözgelişi Matematik Öğretmeni Rıza Vural gibi bir öğretmen olmayı hayal eder hep.

Unutamadığı bir sınıf arkadaşı vardır; Müslüm Kurt... 12 yaşına kadar köyünden dışarı çıkmamış, Dicle’ye gelinceye kadar da davul ve teften başka müzik aleti görememiş bir arkadaşı.

Fakat Müslüm, müthiş bir müzik yeteneğine sahiptir. İki-üç yıl içinde, okulda ilk kez gördüğü tüm müzik aletlerini çalmaya başlar. Notu çok kıt olan Müzik Öğretmeni Raif Gülcandan bile yıldızlı 10 alır hep. 

Öyle bir yetenektir ki Müslüm, duyduğu her sesi, kapı gıcırtısını bile notaya çevirebilmektedir. 

            “— Pekiyi, ne yaptı bu arkadaşınız? Gazi Eğitim Enstitüsü’nün müzik bölümüne gitmedi mi?” diye sordum.

“— Maalesef hocam, maalesef!”

“— Niçin?”

“— Bildiğiniz gibi, önce yazılı sınavı kazanması gerekiyordu; gidebilmesi için...”

“— Kazanamadı mı?”

“— Müzikte ne kadar ileriyse, sözelde ve fende o kadar geriydi. Sizler, O’nun bu yeteneğine duyduğunuz saygıdan dolayı geçer not veriyordunuz.”

“— Desene, uyguladığımız eğitim sistemi ile müthiş bir yeteneğin katili olduk?” 

“— Evet, hocam; aynen, aynen... Sözcüğün tam anlamıyla yetenek katili bu sistem… Şu örneği vereyim size. 1958’de 60 öğrenci girmiştik biz Dicle’ye. Altı yıl sonra 1964’te, 60 arkadaşımdan yalnızca 18’i diploma alabildi. Geri kalan 42 öğrenci ne mi oldu? Bir kısmı, “okuyamaz” belgesiyle okuldan kovuldu. Bu felakete uğramayanların çoğu da bir-iki dersten başarısız diye sınıfta bırakıldı. Yani yaklaşık % 70’imiz elenmiş oldu ki, bu çok yüksek bir oran değil mi?”

Gerçekten de çok yüksek bir oran bu. Yazık değil mi, halkımızın dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerle yapılan onca masrafa? Ülkemizde uygulanan bu eğitim sistemini beğenmiyorsa, haksız mı Necmettin Çivilibal?

Dicle’yi bitirince Konya’nın Kulu ilçesinin bir köyüne atanır; çiçeği burnunda genç öğretmenimiz. Henüz üç-beş gün geçmiştir ki köye geleli, bir gece yarısı, alacaklısı gelmiş gibi vurulur; evinin kapısı.

Merakla koşup açar kapıyı. Karşısındaki köylü, merhaba bile demeden:

“­- İneğim doğum yapamıyor; ölmek üzere. Hoca yetiş! Hoca ne olur, yetiş!” diye yalvarır.

Denize düşen yılana sarılır; derler. Ne yapsın köylü? Daha önce görüp tanıdıkları İvriz Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler bu işlerden anladıklarına göre, yeni mezun bir öğretmen çok daha iyi anlar; diye koşup gelmiş.

“Git kardeşim işine! Ben inekten, doğumdan ne anlarım! Veteriner değil, doktor değil, ebe değil, öğretmenim ben.” diyemez. Ne yapacağını, nasıl yapacağını düşüne düşüne, bir kurtarıcı edasıyla, aceleyle kalkıp gider.

İnek inleyip durmakta ama doğuramamaktadır. Sıvar kolları Necmettin Öğretmen. Sanki 40 yıldır bu işi yapıyormuş gibi ineğin rahmine kadar uzatır elini. Tuttuğu gibi buzağının kafasından, zorla da olsa çıkarır dışarı.

Eh, siz bu köylünün yerinde olun da sevmeyin bakalım bu öğretmeni! 

“Güzel, güzel de, bu arkadaşın Almanya macerası nasıl oldu?” diye merak edersiniz; öyle mi? Anlatayım:

Henüz birkaç yıllık bir öğretmen iken, başarıları, aldığı takdirler dikkate alınıp Şirvan İlköğretim Müdürü olarak atanır. Bu görevi zevkle yaparken, öte yandan da Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nün matematik bölümünü bitirir. Derken, Milli Eğitim Bakanlığı yurtdışına öğretmen göndermek üzere bir sınav açmasın mı? (1970)

Eşiyle bu konuyu enine boyuna görüşüp onun da onayını aldıktan sonra gerekli başvuruyu yapar. Siirt’ten 2 öğretmen seçilir. Biri Necmettin Çivilibal’dır. Tüm illerden seçilen 350 öğretmen, Ankara’da iki aylık sıkı bir Almanca kursuna alınır. Kurs sonunda yapılan sınavda 150’si elenir. Kalan 200 öğretmene, “Görev yerlerinize dönün. Biz sizi çağıracağız.”denir.

Böyle söylenir ama iki yıl geçer, hiçbir haber gelmez. “Bu iş yattı; bu iş unutuldu” denildiği bir gün, Ankara’ya çağrılmasın mı? (1972)

Ve Çivilibal, iki yıllığına Almanya’nın başkenti Berlin’e gönderilir. Daha sonra iki yıl daha uzatılır. Dört yıl sonunda, “Tamam artık, yurda dönün!” denir

Almanya’da dört yıl kaldıktan sonra, kolay mı geri dönmek? Oturup ailece değerlendirirler konuyu. Doluya koyarlar almaz, başa koyarlar dolmaz. Sonunda, “yurda dönmeme” şıkkı ağır basar.

İyi de, “oturma izni” bitiyor; o nasıl hallolacak?

Bakın; nasıl çözülür bu sorun: 

Çivilibal’ın eşi, evde oturmak yerine bir işe girmiş meğer. Çalışan bir yabancının oturma izni olmaz mı? Eşinin Almanya’da oturma izni olduğuna göre, eş durumundan, o da yararlanır bu haktan.

Bu iyi de, Çivilibal boş mu dursun? O da bakkalda, lokantada çalışmaya başlar. Aklı fikri öğretmenlikte ama…

Güzel de, Almanya’da öğretmen olabilmek için ille de bir üniversite mezunu olmak gerekir. Başka çare olmadığına göre Dicleli öğretmenimiz de gündüz çalışıp geceleri Goethe Üniversitesi’ne devam eder. Alınca diplomasını, bakanlığa başvurup görev ister. Hiç gecikmeden Berlin’deki Heinrich Böll Oberschuleye matematik öğretmeni olarak atanır. 

1940’lı yıllarda Dicle Köy Enstitüsü olarak kurulan Dicle Öğretmen Okulu mezunu Siirtli bir köylü çocuğu olan Necmettin Çivilibal, Berlin’de Alman çocuklarına 22 yıl matematik öğretir. Emekli olduktan sonra da yurda döner.

Dönmesine döner de, O, bir müzik dehası olarak tanıyıp sevdiği arkadaşı Müslüm Kurt ve “okuyamaz” diye bir belge verilerek okulla ilişiği kesilen arkadaşları için üzülüp durur hâlâ.

 Hüseyin Erkan

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 267
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster