Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '14

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
643
 

Almanya’daki Türk Çocuklarının Eğitim sorunları

İşgücü istendi, insanlar geldi.

Max Frisch

Bugün, yaklaşık 85 milyonlu nüfusa sahip Almanya’da 3 milyon Türk işçisi vardır.

1857’de Osmanlı Hükümeti, sermaye getirmesi ve çiftçi ya da zanaatkar olması koşuluyla, Almanlar’a dönük özel bir göç yasası kabul eder.

Böylece Almanya ile işgücü ilişkilerimiz, 156 yıl öncesine dayanır.

1903’te Almanya, Osmanlı Devleti’nden Öğrenci Alım Andlaşması yapar.

İlk göç hareketi, 1933’te Darülfünun’dan İstanbul Üniversitesi’ne geçişte, 100 kadar Musevi bilim insanın Türkiye’ye çağrılı olarak gelmesi ile başlar.

1957’de, Alman Cumhurbaşkanı Prof. Theodor Heuss, Türkiye’yi ziyaretinde, Türk gençlerini tersane stajı yapmak üzere ülkesine davet eder.

6 haftalık staj sonunda, 12 genç işçi işverenin memnuniyeti üzerine Almanya’da kalır.

Bu 12 işçi, nitelikli işgöçünün ilk adımını oluşturur. Bu sayı sonra 100, daha sonra 150 stajyere çıkar. Proje mimarı Prof. Fritz Bade de 1933’te Türkiye’ye gelir.

1959’dan itibaren işgücü transferi yapan aracı kurumlar ortaya çıkar.

Nitelikli işgücü konumunda olanlar, stajyer statüsünde Almanya’ya davet edilir.

1960’da Almanya, ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için çeşitli ülkelerden işgücü almaya başlar.

1961’de Almanya ile resmen işgücü andlaşması yapılır. Bu andlaşmada, işçilerin bir yıl sonra gönüllü olarak Almanya’yı terk edecekleri belirtilir.

Türk işçilerinin ailelerini de yanlarında getirmeleri ile yabancıların oranı % 10’a çıkar ve yabancılar arasında ilk sırayı Türkler alır.

1961’de imzalanan andlaşma ile 52 yıl önce Almanya’ya giden işçilerimiz, çeşitli nedenlerle geri dönemezler ve Alman vatandaşlığına geçip, yerleşik hayata geçerler.

1961’de Almanya ile resmen işgöçü andlaşması imzalanmasına rağmen, yurt dışındaki işçilerimiz ile ilgili geleceğe dönük plan ve programlar yapılmaz.

Bunun sonucunda; uyum, kültür, kimlik, dil, eğitim, vb. birçok surun ortaya çıkar.

İşçilerimiz Almanya’da her ne kadar yerleşik hayata geçseler de, anavatan Türkiye’ye bağlıdırlar ve ilişkilerini sürdürmektedirler.

Almanya çok kültürlü olmasına rağmen, bugün çok kültürlü eğitime imkan vermemektedir. Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamaktadır.

Bugün Almanya’daki üçüncü nesil Türk çocukları, kendi dini, milli ve kültürel değerlerimizden habersiz olarak yetişmektedir. Bu durum ise, son derece düşündürücü bir konudur.

Bu nesil, Alman toplumunun değerleri ile de tamamen barışık değildir. İki kültür arasında bocalama geçirmektedir.

Ayrıca, öz yurtları hakkında da kafalarında bir kanaat belirmemiştir.

Bu çocukların sadece Almanca ile eğitilmeleri, onların başarısızlığında en büyük neden olarak gösterilmektedir.

Türk çocuklarının Türkçe’yi yeterince bilmemesi, Almanca’yı da yeterince öğrenememesine neden olmaktadır. Bu durum da çocukları başarısız kılmaktadır.

Bu nedenle Türk çocukları eğitimde, Almanlarla eşit yarışamamaktadır. Sonuçta eğitimde yeterli seviye tutturulamamaktadır.

Bunun yanında milli, kültürel ve manevi değerleri korumada da ciddi bir çaba içerisinde değillerdir.

Alman eğitim sistemi, “erken eleme” sistemine dayalı, “kast yapılı” bir sistemdir ve bu sistem ısrarla korunur.

Diğer bir deyimle, Alman eğitimi “elit” bir özellik taşır ve kişinin “sınıfsal konumu” zekasının önünde yer alır.

Dördüncü sınıfta çocuğun/öğrencinin nerede okuyacağı öğretmenlerce belirlenir.

Buradaki amaç, sınıfsal işbölümünü korumaktır.

Bu bağlamda, eğitim çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, sadece mesleki eğitime imkan tanıyan “genel amaçlı okul”a (Hauptschule) yönlendirilir.

Bu okulda okuyan çocukların 1/3’ü okulu bitirmeden terk eder ve genç işçi yaftası kazanır.  

Türk çocukları Alman okullarında itilir, kakılır ve 1980’e dek Özel Eğitim Kurumlarında eğitim alır.

Bu nedenle, Türk çocuklarının %3’ü okula devam eder.

İkinci derecede ortaokula devam edenlerde başarı oranı % 30’u geçmez. % 70’i işe yaramaz. Pedagojik nedenlerle lise okumalarına izin verilmez. Liseye gidenlerin oranı % 10’dur.

Almanlar Türk çocukları için kızlara, “Okuyup da ne yapacaksınız? Nasıl olsa 18 yaşına gelince evleneceksiniz!”; erkeklere ise, “Niçin okuyorsunuz? Nasıl olsa dönerci olacaksınız!” derler.

Özel Eğitim Okullarında Türkler’in oranı % 30-46 gibi yüksek bir orandır ve Türk çocukları Almanlar’a göre 4-5 kat daha fazla sınıfta kalır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen başarılı olanlara, üst öğrenim okullarının kapısı hep kapalı tutulur.

Liseyi, 1,6 not ortalaması ile bitiren ve Almanya’da Bakanlık yapan Ayşegül Özkan’a bile öğrenciliğinde Türk olduğu için “Bir üst okula gidemez!” raporu verilir.

Alman Uyum Bakanı CDU’lu Armin Laschet bu konuda, “… Göçmenlerimizin yükselmesini ve başarılı olmasını bloke ettik” diyerek günah çıkarır.

Bunun yanında işçilerimizden kaynaklanan önemli bir sorun da, “eğitime ayrılan paranın cepten yemek” olarak algılanmasıdır. Dolaysıyla veliler eğitime gereken ilgiyi göstermemişlerdir.

Bugün Almanya’daki Türkler’den üçüncü nesil ve sonrası, eğitime önem vermektedir.

Yine bugün Almanya’da, 50 bini Üniversite öğrencisi olmak üzere, 900 bin Türk asıllı öğrenci vardır.

T. C. Anayasasının 62. Maddesi; “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk Vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.” ve

Yine Anayasamızın 42. Maddesi, “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. …” demektedir.

Almanya’daki Türk çocuklarının eğitimi için neler yapılabilir?

İşçilerimiz, çocuklarının eğitimleri konusunda, Türkiye’deki imkanlardan habersizdir. Bunun için öncelikle, Türk Eğitim Sistemi hakkında bilgilendirilmelidirler.

Türk çocukları, Milli Eğitim Bakanlığının açtığı Açık Liseye devam ederek, uzaktan eğitim yoluyla, liseyi bitirebilirler. Böylece lisede okuma yolu açılmış olur.

Açık Liseyi bitiren Türk çocukları, Üniversite sınavlarına girerek Türkiye’deki Üniversitelerde okuyabilirler. Böylece Alman Eğitim sisteminin eleyici kast sisteminden kurtulmuş olabilirler.

Daha sonra Alman Üniversitelerine yatay geçiş yaparak veya yapmayarak yüksek öğrenimlerine devam edebilirler.      

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hocam merhabalar, doksanlı yıllarda Almanya'da Türk çocuklarına eğitim vermek amacıyla bulundum. Adımız: Türk Dili ve Kültürü Dersleri öğretmenleriydi. Ne yazık ki; yapılan ikili antlaşmalar, hep Türk öğrencilerin aleyhineydi...Şimdilerde de değişen bir şey yok. Almanca bilmeyen, eğitimden anlamayan Eğitim Ataşeleri sadece alacakları yüksek maaşı düşündüklerinden, suya sabuna dokunmadan yıllarını geçiriyorlardı. Hele bir ataşemiz vardı ki; "siz bana sorun çıkarmazsanız, ben de size sorun çıkarmam diyordu...Yurt dışındaki çocuklarımız için planlanmış, sistemleştirilmiş bir eğitim yapılmadığından, bazı bölgelerde bu ders gönüllülük esasına göre yapıldığından devam zorunluluğu olmadığından istenilen başarı sağlanamıyordu. Çalıştığım yıllara ait anılarımın bir kısmını bu sayfalarda paylaştım. Öncelikle, gelmiş geçmiş tüm iktidarlar yurt dışındaki çocuklarımızın eğitimi konusunda bir düzenli sistem geliştirememişlerdir. Çocuklar iki dilliliği başarabiliyorlar ama bizim bu konuda sistemimiz yok.

Erdoğan Şahin 
 17.05.2014 20:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 424
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2878
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster