Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

01 Mart '08

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
2139
 

Alp Dağları Avrupa'nın Oyun Alanı

Alp Dağları Avrupa'nın Oyun Alanı
 


Günde ortalama 2000 metre tırmanan bir dağcı için deniz seviyesinden 4000 metre yüksekliğe ulaşan bir dağ ona çok yüksek gelir. Hele bu dağ Himalayalar' daki gibi 8882 metreyi bulursa, en yetenekli ve en becerikli dağcı için bile baş döndürücüdür.

Yer yuvarlağının boyutları yanında bu girinti ve çıkıntılar çok anlamsız kalmaktadır. Bir benzetme yapmak gerekirse, yeryüzündeki dağlar, bir portakal kabuğunun üzerinde, milimetrenin yüzde 3- 6' da biri yüksekliğindeki pütürlere eş değerdedir denilebilir. Oysa aşağıdan, yeryüzünden bakıldığında bu engebelerin boyutları çok büyük sanılır. Demek ki uzaydan bakacak olursak, gezegenimizin yüzeyini bir portakaldan daha düzgün olarak göreceğiz.

Öyleyse bir dağın tepesine kadar tırmandığımız zaman, bu başarımızla pek böbürlenmemeliyiz diye düşünülebilir... Ne var ki bu başarımızdan gurur duymakta bir ölçüde haklı sayılırız bence. Çünkü gökyüzünden bakıldığında bir dağ, küçük bir toprak yığını gibi görünüyorsa, insanlar da ancak bir mikrobun boyutlarına sahip demektir!.. Öyle değil mi?

Yeryüzünde; yüksek tepeleri, yalçın kayalarıyla gökyüzüne uzanan, buzullarla örtülü bir dağ kütlesinden daha ürkütücü ama aynı zamanda daha coşkunluk verici bir başka manzara var mıdır? Denizlerin ya da çöllerin o engin görüntüsünü ilk bakışta kavrayamayız. En yüce dağlar ise bütün görkemleriyle, kendilerini olduğu gibi ortaya koyup, gözlerimizin önüne tadına doyum olmayan bir manzara serer.

Bir nehirde, okyanusta, ovada yol alırken saatler, günler boyunca bitmek bilmeyen yatay görüntü, kısa sürede bıktırıcı, sıkıcı olmaya başlayabilir (tabii burada uzak ülkelere yapılan geziler söz konusu olmadığı gibi ben ve benim gibi deniz sevdalılarını ayrı tutuyorum). Fakat yüksek bir tepenin fethi, hele de bir parça güçlük yaratıyorsa, heyecan verici beklenmedik olaylarla doludur. Böylesi bir girişim insana tehlikeyi yenmek zevkini tattırır. Kısacası, insanın bu zevki, heyecanı duyması için bir hafta sonunu ayırması yeterlidir.

Yeryüzündeki yükseltilerin başka çekici yanları da vardır. Dünyamız genellikle dış görünüşünü bozan uygarlık yapıtlarıyla baştan başa donanırken dağlar hiç değişmemekte, insanlıktan önce ne ise hemen hemen yine öyle kalmaktadır. Dağa tırmanan bir insan, bir an uzakta, vadinin en dibinde bir yol kıvrıntısını, bir kulübeyi görür; bütün gününü, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana hiç değişmemiş bir ortamda geçirir.

Dağların, toplum yaşantımızda başka bir değeri daha vardır. Uygar toplumların kümelendiği ülkelerde dağlar gelecekte, bir temiz hava deposu görevini yüklenecekler, gençlerin, o çok ihtiyaç duydukları serüven duygusunu tadabilecekleri bir alan olacaklardır. Sanırım bu sebeple, bir İngiliz dağcısı Alp Dağları' na "Avrupa' nın oyun alanı" ismini takmıştı.

Üstümüzdeki hava kütlesi azaldığı zaman vücudumuzu etkisi altında tutan hava basıncının da azalması, bilhassa ciğerlerimiz için başlangıçta rahatsız edici olmaz, lâkin çok yükseklere çıkılınca dayanılmaz hale gelir.

Ancak, yerden yükseldikçe ısının düşmesini anlamakta önceleri güçlük çekeriz. Gerçekten, deniz seviyesinden yükseldikçe, her 200 metre de ısı ortalama 1 derece düşer. Bu durum o kadar bellidir ki sıcak ülkelerde yaşayanlar, hiç değilse denizden 100, 200 metre yükseklerde oturmaya bakarlar. Çünkü deniz kenarındaki kentlerde, özellikle yazın, hava çok sıcak ve boğucudur.

Bir çocuk babasına şu soruyu yöneltmiş: "Niçin yükseklere çıkınca insan üşüyor?.. Halbuki güneşe daha fazla yaklaştığımıza göre havanın daha sıcak olması gerekmez mi?"

Babası bir fizikçi olmadığı için oğluna ne cevap vereceğini şaşırmış. Yoksa şöyle açıklayacaktı: "Yüksek yerlerdeki hava tabakasında nem ve toz miktarı azdır. Güneş ışınlarının ısısını bilhassa bunlar soğurduğundan, sıcaklık henüz temiz olan atmosfer tabakasını hiç alıkonmadan geçebilmektedir."

Son bir bilgi ile bu yazımı tamamlıyorum... Alp Dağları' nın doruk noktalarından biri olan Cervin Tepesi' nin İngiliz dağcı Edward Whymper' le rehber Michel Croz tarafından 1865' teki fethi, modern dağcılığın başlangıcı sayılır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kolay spor değil, cesaret ve kabiliyet de gerekli herhalde. Ama becerebilen için çok zevkli olduğu kesin. Sevgilerr.

Baterist Kızı Melisa 
 01.03.2008 13:50
Cevap :
Tamamen doğru sözler bunlar, aferin sana, aynen katılıyorum tabii ki... Teşekkürler, sevgiler...  02.03.2008 1:14
 

bildiğim kadarıyla Avrupa'da çok yaygın ve eğitimli, planlı bir şekilde yapılıyor. Ne yazıkki her alanda olduğu gibi doğa sporlarında da gerilerdeyiz. Ben Ağrı'da öğrenciyken Ağrı dağına tırmanmak için yabancı sporcular gelir, kaldığımız otelde görüşürdük. Çok heyecanlı ve isteklilişkleri dikkatimi çekmişti. Oysa biz pazara gitmeye eriniyoruz...Selam ve sevgilerimle.

Yalnıztürk 
 01.03.2008 10:25
Cevap :
Doğru söze ne denir ağabey, biz düz yolda yürüyemiyoruz değil mi allaasen kim çıkacak yaa oralara? :-)) Avrupalı her işini programlı yapıyor, yaşamayı biliyor galiba... Onun için onlar aya, biz tabanvay... Teşekkürler Fahrettin ağabey, sevgiler...  01.03.2008 13:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1907
Toplam yorum
: 4304
Toplam mesaj
: 437
Ort. okunma sayısı
: 2906
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster