Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '19

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
79
 

Altın, Kel Tepeler

Ben basında şeylerin yıllar sonra doğrulanacağını ya da yanlışlanacağını bundan yıllar, yıllar önce Osman Durmuş ile Enis Öksüz’ün nasıl kamuoyunda gazetelerde linç edildiğini görüp sonuçlarını yıllar sonra bazılarının anlamasına rağmen, o zamanlar Osman Durmuş’u biçenlerin nasıl yerin dibine batırdıklarını gün, gün gazetelerden, televizyondan takip ettiğimden yıllar sonra söz konusu doktorun aslında hastalığının aslında Türkiye’ye numara çekmek amacıyla kurulan bir tezgâh, o zamanlar Yahudilere söven Harun Yahya ve ekibinin elemanı, aslında yabancı istihbarat sistemleri tarafından kurulan bir tezgâh olduğunu tam, tamına yirmi yıl sonra anlayabildik! Adnan Oktar ve ekibinin elemanı olduğu basında defalarca işlenen söz konusu haberler ve tutuklamaların ardından ortaya çıkan ilişkiler yumağından anlayabiliyoruz.

Binlerce kişinin kan vermek için organize edildiği Ne demişti Osman Durmuş; “Bu şekilde kanların toplanıp, Amerika’ya gönderilmesini tasvip etmiyorum, bu durum ulusal çıkarlarımıza aykırı olmakla birlikte, Türk halkının en değerli bilgileri genetik kodları bir şekilde yabancı ülkenin bu ülke müttefikimiz de olsa eline geçmesi demek” tarzı bir açıklama yaptığında o zamanın basını adamı yerden yere vurmuş, kendisini aydın olarak nitelendirenler bakanı yerden yere vurmuşlardı. Bence yirmi yıl sonra zaman Osman Durmuş’u haklı çıkardı. Aynı şekilde deprem sırasında yardımları reddetti diye de yerden yere vurulan bakan, organ mafyasınca birçok çocuğun kaçırıldığını ve bunda yabancı istihbarat görevlilerinin eli olduğu daha sonra bir kısım medyada da yer alsa da pek diğeri kadar gündem olmadı, giden gitti çünkü.

Birçok açıdan bakıldığında bir olay tam olarak anlaşılabilir, sığ bilgilerle tüm gerçeğin hele de televizyonun gösterdiği şekliyle anlaşılması mümkün değildir. Ne Türkiye’de ne de dünyanın en, en ülkesinde…

Altın tarihin baların başlangıcından beri insanlığın en kritik madeni olmuştur. Tarih var oldu olalı, altını olan bölgeler her zaman diğer bölgelere üstün olduğu gibi, sihri ile insanlığın adeta bir nevi tanrısı olmuştur.

Bu yazıya dini bütün bazı insanlar elbette itiraz edeceklerdir ancak inanan inanmayan hemen herkes ne yazık ki onun büyüsünden cazibesinden kurtulamamıştır.

Altın sadece bir metal, süs eşyası değildir. Soy metal olması birçok elektronik sanayiinin vazgeçilmezi olmuş olmaya devam etmektedir.

Sümerler, Eski Mısır Anadolu’da kurulan tüm uygarlıklar, Amerika ve Asya uygarlıklarının vaz geçilmezi bir şekilde altın olmuştur.

Altınla ilgili dengeler 17. Asırdan sonra bir şekilde ticaretin de gelişmesi, bankacılık siteminin ortaya çıkması ki bunda söylentilere göre yine Yahudiler başat olmuş, sadece bir aile ta o zamanlardan beri kurduğu imparatorluğu günümüze kadar taşımıştır.

 İddialara göre dünya altının yüzde altmışından fazlası sadece bu ailenin yönetimine geçmiş ve 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşında devletlere borç veren, devletleri finanse ederek güç elde eden aile söylentilere göre İngiliz ve Amerikan Merkez Bankasını da ele geçirmiş bir aile olarak dünyadaki kayıtlı servetin ciddi bir kısmını, İngiltere, Amerika, Fransa, İtalya, Almanya’da yerleşik olarak kurduğu organizasyon gücünü, dünyayı eline geçirerek devletleri yöneten tepedeki en üst düzey yönetici olduğuna inanılmaktadır.

Söz konusu aile, Abdülhamit döneminde Osmanlı’nın borçları karşılığında İsrail Devleti için toprak talebinde bulunmuş, “vakti geldiğinde şimdi para ile vermediğiniz yerleri bedava vereceksiniz” tarzında bir beyanatlarının olduğu rivayet edilir.

Amaçlarına söylentiler doğruysa ki hiçbir şey ne tam doğrudur, ne de yanlıştır, balıklama her şeye atlayıp inanmak saçmalık olsa da bir şekilde yüz yıldan fazla zaman geçmeden dedikleri her şeyin gerçekleştiği görülebiliyor.

Gelgelelim Türkiye’ye Türkiye’de birçok maden olduğu, ancak söz konusu madenlerin Lozan’a kadar işletilmesinin gizli anlaşmalarla bağlandığı iddiaları ortada dolaşmakta ise de (gizli ama kahvede okey oynayanlar bile biliyor, bu gizli anlaşmaların içinde ne olduğunu) bence soru veya sorunlar yanlış bir şekilde tartışılıyor.

Basit bir Google araması yaptım ve seksen bir vilayette hangi madenlerin olduğunu, görselleri ve yerel medya olmak üzere yaklaşık bir saatte taradım. Söz konusu madenlerin hemen her şehirde aynı şekilde olduğunu yerel halkın haberdar olduklarından şikâyet etiğini ancak birçok tepenin Kazdağları’ndan kat be kat kel ve fodul hale getirildiğini gördüm. Siz de görebilirsiniz.

Genellikle İngiliz, Alman, Amerikalı, Hollandalı, Kanadalı şirketlerin bakırdan bora kadar tüm madenleri işlettikleri Türkiye’deki medya haberlerine göre anlaşılmakla beraber, Türkiye’deki madenler istisnasız bir şekilde bu ülke şirketlerince işletiliyor.

Burada esas itibariyle sorulması gereken sorular Kazdağları örneğinde olduğu gibi tıpa tıp Karadeniz’de örneğin Fatsa’daki altın madeninde de aynı şey yapılmış olmakla birlikte medyada yer almaması, mantıklı bir açıklama belki söz konusu bölgede arkasındaki devletlerin savaşımında bir firmanın devre dışı bırakılması dahi yatıyor olabilir. Çünkü diğer firmalar ne yapıyorsa Kanadalı firma da aynısını yapıyor. Doğada tahribat ve ağaç kesimi için lütfen diğer şehirlerdeki altın madenlerinin görsellerine bakınız. Karadeniz’de birçok şehirde doğanın ne hale getirildiğini gözlerinizle görün.

Uzmanlar altın madenciliğinde yöntemlerden en etkilisinin söz konusu yöntem olduğunu söylüyorlar. Burada asıl sorun ve sorulması gereken soru veya sorular var. Ki esas itibariyle onlar pas geçiliyor. Misal daha önce Bergamalı pijamalı köylülerle Alman Vakıfları bağlantısını yazan Hablemitoğlu’nun yıldızlara uçurulduğunu, bu konudaki araştırma ve söylemlerinin de ölümünde önemli olduğu iddia edilir. Ki; cinayetin aydınlatılamamış olması aydınlatılamadığından değil, aydınlatılması, aydınlatılmamasından daha kullanışsız olduğu ve arkasında bir şekilde bir takım ülkelerin bulunması şeklinde de izah edilebilir, açıklanmasını irade sahibinin müsaadesinden geçmediği şeklinde de yorumlanabilir.

Madenleri kendimiz mi işlemeliyiz?

Madenleri işlemek, işlerken kullanılan yöntem doğaya vereceği tahribatı önümüzdeki on, yirmi, hatta yüz yılda bizi ve gelecek nesilleri ne şekilde etkileyeceği konusunda “doğru” aydınlanmak her Türk vatandaşına karşı, şirketlerden önce devletin görevidir.

Yabancı ortakların Türkiye’de yaptıkları madencilik faaliyetleri kapsamında milli ekonomiye katkıları ne düzeydedir. Ne kadar vergi verirler, daha önce ne kadar vergi verirlermiş vs.

Yabancı şirketler Türkiye’den kaç kişi istihdam ederler ve yöresel ekonomilere katkıları nelerdir?

Gibi sorular sormak ve bu soruları çoğaltmak ve tabi ki bu ülkenin zenginliklerinin öncelikle bu Gibi sorular sormak ve bu soruları çoğaltmak ve tabi ki bu ülkenin zenginliklerinin öncelikle bu ülkede kalmasını savunmak her Türk vatandaşının görevi olmalıdır diye düşünce pek de fena bir düşünce değildir. Her ne kadar herkes dilde bunu savunsa da yaptıkları eylemlerle de bunu desteklemelidir. En nihayetinde bu ülkede maden çıkaran firmaların yetkililerin ne ailesi ne de kendisi bu gün de bu ülkede yaşamıyor, gelecekte de yaşamayacak. Su raporu yayınlanmış ve TRT’de geçen akşamlardan birinde gece bülteninde rastladım. Türkiye dünya sıralamasında 32. sıradaymış. Listenin başında Ortadoğu ve Hindistan’ın olduğu ki hepsi de eski-yeni emperyalist sömürgeleri olmasının yanında çöl iklimine sahiptir. Ülkemizin de gelecekte Arabistan, Katar, olmasını istemiyorsak lütfen şu doğa katliamına bir şekilde dur diyelim, bu durum Amerikalı olunca farklı, Kanadalı olunca farklı değil, doğayı verdikleri tahribat ölçüsünde değerlendirildiğinde birinin diğerinden farkı arkasındaki silahlı gücü, silahlarının menzili ile açıklansa da bu gün nefsine yenik düşüp de maddi çıkar beklentileri için yaptıkları eylemler kendileri, torunları için de yıkıcı olacaktır. Doğa katliamı eylemlerini onaylayanların çocukları ve torunları şimdi ve gelecekte bu ülkede yaşıyor/yaşayacak olmaları şartıyla tabii.

Lütfen il, il Google’dan maden haberlerine, maden görsellerine bakınız. Hiçbirinin diğerinden ekosistemdeki yıkım anlamında farklı olmadığını göreceksiniz…

Merak ederseniz bu konudaki yasalar ne zaman değişmiş, yüzyıllık madencilik ile ilgili serüveni de kimlerin yasa teklifi verdiğini ve TBMM’nin çıkardığı kanunlardan yıl, yıl takip edebilirsiniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1028
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster