Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
22
 

Altın vuruş

Altın vuruş
 

AK Parti’nin iktidarı aldıktan itibaren günümüze kadar gelen siyasi sürecinde şimdiye kadar kaç gazeteci kovuldu? Vallahi ben sayısını tutmakta güçlük çekiyorum! Gün olmuyor ki, bir gazeteci muhalif bir yazısından dolayı gazetesinden kovulmasın!  Bunu patronları mı istiyor! Tabi ki, ‘hayır’ Öyleyse kim veya kimler istiyor? Gelin bu sorunun yanıtını hep birlikte bulmaya çalışalım

Dünyanın bir çok anti-demokratik ülkesinde,  önce iktidarca görevlendirilmiş kişi veya kişiler,  gazetelerin Genel Yayın Yönetmenlerini, Yazı İşleri Müdürlerini söz dinlememeleri halinde en sonunda patronlarını arayarak; çıkan haberlerden hoşnut olmadıklarını ve  yayından kaldırmalarını veya o yazıyı yazan gazetecinin derhal işine sor verilmesi, yoksa…” tehdidi ile istenmektedir. Bunu ben değil, kovulan gazeteciler sonradan yaptığı açıklamalarda hem kitaplarında, hem de gittikleri ve özgür yazdıkları gazetelerinde belirtmektedirler. Ve birçoğu da kalemlerine küsmüş vaziyette susmuşlar veya kendilerine buldukları herhangi bir internet portalı üzerinden yazmaya devam etmişlerdir.

‘Özgür Basın’  bir ülkenin demokrasi aynasıdır. Orada gerek iktidar, gerekse muhalefet kendini tüm çıplaklığı ile görür.  Ancak o aynanın üstüne iktidarlarca yağ-pas sürülürse kimse kimseyi göremez ve aynanın ardında olup bitenlerden kimsenin haberi olmaz. Geçenlerde Aydınlık gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar bir yazısında on dört gazetecinin daha kovulacağını iddia etmiş.  Önkibar yazısında,   "Asla temenni etmem ama süreç içinde iktidarın kovduracağı gazeteciler muhtemelen "Fikret Bila,  Melih Aşık, Hasan Pulur,  Güneri Cıvaoğlu,  Güngör Uras,  Mehmet Yılmaz, Ertuğrul Özkök,  Ahmet Hakan Coşkun,  Yalçın Bayer, Güngör Mengi, Fatih Altaylı,  Ayşe Arman,  Abbas Güçlü, Erdal Sağlam" olacak demiş. Sayın Önkibar, artık toplum her olumsuz gelişmelere alıştığı gibi gazeteci kovulmasına da alıştı. Merak etmeyin onlar kovulduğu diye, kimse sokağa çıkıp da demokratik hakkını aramaz. Benim yazarıma ne oluyor? Demez. Bu toplumu öyle yaptılar ki, ‘Duyarsız Olma Algısı’nı insanların içine yerleştirdiler. Dünya yıkılsa kimsenin umurunda olmaz!

Yani İktidar doğru olanı yapıyor! Ne öyle Türkiye’de yazar bolluğu! Önüne gelen iktidarı eleştiriyor! Aslında İnternette Sosyal Medya'yı yasaklayanlar eroinciler gibi bence "TEKVURUŞ" yapmalılar! Nasıl mı? Ne yandaşı, ne muhalifi demeden tüm gazetelerin kapılarına kilidi vursun, olsun bitsin!  Hatta onunla kalmayıp,  kitap okumayı da yasaklasınlar! Piyasadaki tüm kitapları toplatıp Hitler'in yaptığı gibi bir meydanda yaksınlar!  Kütüphaneleri de kapatsınlar! (O binaları yıkıp üzerine AVM yaparlar, belki, yabancı markalarda üretim patlaması olur!)  Ülkede kâğıt, matbaa mürekkebi üretilmesin, hatta dışarıdan ithal bile edilmesin! ( Hem bütçe açığının düşmesine de faydası olur)  Bütün kalemleri kırtasiyecilerden toplatıp bir meydanda yok etsinler! Ah şu teknoloji! Hep o değil mi, insanın aklına şeytanca şeyler sokan! Örneğin, cep telefonlarını, bilgisayarları, tabletleri tüm teknolojik ürünleri yasaklasınlar, Ülkeye girişine izin vermesinler! (Cari açık öyle bir düşer ki, artıya bile geçeriz!)  Akıllı telefon olmayınca insanlar ne mi yapacak diyorsunuz? O zaman ver eline eski kalas telefonları yalnızca görüşme yapsınlar. Görüşme yaparken de iyi kontrol etmek lazım. Zira birbirleriyle hükumet aleyhine siyaset yapmasınlar!  Öyle televizyonlarda açık oturum filan da yaptırmayın! Haberlerde zaten yandaş medya muhaliflere az yer veriyor. Hiç verdirmeyin! Yüzlerini bile göstermesinler! Topluma yalnızca verin abudik-gubudik dizileri,  millet seyrederek uyusun!  Bir de lig maçlarını öyle şifreli kanallardan vermeyin, örneğin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde taraf tutan ve muhalefetçe yargıya taşınan TRT’ye verin, herkes serbestçe seyretsin, onla avutsun kendini… Aklı fikri hep maçlarda olsun!

İşin şaka tarafı da, dünyada anti-demokrasi ile yönetilen her iktidar bunları yapabilecek kudrettedir.  Ama tek yapamayacakları;  insanın beynindeki hayallerini ve mücadelesini yok etmeleridir. İşte o hayaller tarihte birçok dikta yönetimleri tarihin derinliklerine gömmüştür.

İleri demokrasi yolunuz açık olsun!

Yaşa! Varol!

En büyük...!

Eteğini öpeyim!..

Kılın olurum!..

Tapıyorum!...

Şimdi gazetelerinden kovulanlardan arta kalan gazeteci topluluğu sizlere ne verebilir? Korkularından ve ekmek parası için doğruyu ve gerçekleri yazma cesaretini bulabilecekler midir?

Sizlere bir film tavsiye edeceğim. İsmi “FAHRENHEİT 451” Ray Bradbury’nin kitapsız bir geleceğe dair bilim kurgu başyapıtı niteliğindeki romanı usta yönetmen François Truffaut’un yorumuyla ürpertici gerçekçiliği ile anlatan bu filmi seyredin, sonra yazımın altına özgürce yorum yaparsınız.

Her şeye rağmen yine de demokrasi ışığınız hiçbir zaman sönmesin!

Ertuğrul Erdoğan

Ağustos 2014/Bursa

www.erdoganlaedebiyat.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster