Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1080
 

Altta gittim diye yerinme, Üste çıktım diye sevinme

Altta gittim diye yerinme, Üste çıktım diye sevinme
 

Kaynak: Milliyet


Oldukça uzun zaman oldu sayfalarımda dilsizliğimi sürdürmem. Ülkem onca karışık günler yaşarken, Atamın emaneti Cumhuriyeti koruyamadığımızı düşünürken, Cumhuriyet kadınları yok edilmeğe çalışılırken hangi yüzle konuşabilirdim ki! Ne yazabilirdim ki!...

Bir şey yapamadığım için utancımı mı yazmalıydım? Buralara kadar gelinmesinde kendi payıma düşenlerimi yazmalıydım? Neyi yazmalıydım, ne konuşmalıydım? Zaten hep konuşmadık mı bugüne kadar biz konuşurken onlar ilerledi ve bu günlere gelmediler mi? Attıkları her adımda dünden bugüne bizlerin payı yok mu? Biz onları bugünlere getirmedik mi aslında! İşte suskunluğum bu utancımdandı, Atamın emanetlerini koruyamamada ki çaresizliktendi Blogumda yazamayışım.

Ama dün Cumhuriyetin koruyucularından biri ilk adımı attı, biz uyumuyoruz dedi. Atanın emanetleri sahipsiz değil dedi. Uyan Türkiye dedi. Kocaman bir iddianameyle artık konuşmanın değil icraatın zamanı geldi dedi ve bunu gösterdi. Evet, artık icraatın zamanıdır. Şimdi bize emanet edilenlerin korunma zamanıdır. Artık suskunluğumu bozmanın zamanıdır.

O kocaman iddianamede neler vardı peki!

- Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde türban yasağını kaldırmaya yönelik değişiklik yapılması delil sayıldı.
- YÖK’ün, türbanlıların üniversiteye alınması yönündeki genelgesinin yarattığı kaos, sorunun toplumsal çatışmaya dönüşebileceğine kanıt gösterildi.
- AKP’li Hüsnü Tuna ve Fatma Şahin’in türbanın yakında kamuda da serbest bırakılacağı yünündeki açıklamaları.
- AKP’nin kurucularından Cüneyd Zapsu’nun ‘‘Türbanını çıkart’ demek sokaktaki kadına ‘donunu çıkart demek’ açıklaması.
- Erdoğan’ın herkesin en az 3 çocuk yapması gerektiği yönündeki açıklamasıyla ‘katilin affına ancak maktulün yakınlarının karar verebileceğine’ yönelik sözleri.
- Erdoğan’ın AİHM’nin türban kararından sonra “konunun ulemaya sorulması” yönündeki açıklaması.
- Ömer Dinçer’in, şeriat yanlısı bulunan eski tarihli bir makalesinin kamuoyuna yansımasına rağmen milletvekili yapılması.
- Bazı vakıf üniversitelerinin hastanelerinde türbanlı doktorların çalıştırılması.
- Gül’ün bakan olduğu dönemde Nur cemaatinin liderlerinden Fethullah Gülen ve Milli Görüş’ün yurtdışında desteklenmesi.
- AİHM’de görülen türbanlı öğrenci Leyla Şahin davasında yetersiz savunma yapılması.
- Okullarda düzenlenen tesettür defileleri.
- Belediyelerin içki yasağı uygulaması. İçişleri Bakanlığı’nın içkili yerlerin kent dışında toplanmasına yönelik genelgesi.

Bunlara eklenecek daha yüzlerce şey var aslında. Şimdi bu konuya anti demokratik gözle bakanlar vardır. Olması da doğaldır. Parti kapatmanın çözüm olmayacağını savunanlar, çoğunlukla gelmiş olan bir partinin nasıl kapatılabileceğini savunacaklar olacaktır. Oysaki çoğunlukların haksız olduğu gerçeğini tarih bize defalarca göstermiştir. Çoğunluklar her zaman haklı olamaz bu iktidar ve yaptıkları gibi. Meclislerde her zaman halkı temsil etmez doğru kararlar alamaz bugün olduğu gibi. Bakın yıllar önce Ulu Önder Atatürk bunu görmüş ve dile getirmiş bizim geç gördüğümüz bu gerçeği şu sözleriyle bize anlatmıştır.

“Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.”

Mustafa Kemal Atatürk

( Kaynak:Eskisehir-İzmit konuşmaları kaynak yayınları.sf.67)

Atamızın o zaman söyledikleri bugün ki meclis tarafından yapılmış ve bu sözler bugün ispatlanmıştır. Laiklik, Cumhuriyet, Cumhuriyet kadınlarını yok etmek adına alınan kararlar, din devleti kurmak yolunda izlenen yollar ulusumuzun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararların başlangıcı olmuştur. İşte bu yüzden çoğunluklar haklıdır diyemeyiz, işte bu yüzden çoğunlukların kararları halkın lehinedir diyemeyiz ve bu kapatma kararına da antidemokratiktir diyemeyiz. Demokrasinin korunması için, Cumhuriyet’in korunması için, Cumhuriyet kadınlarının yok edilmemesi için yapılması gerekendir. Antidemokratik olan zaten bu hükümetin kararlarıdır. Bugün köşe yazarlarından birinin bir sözü dikkatimi çekti şöyle söylüyordu bu köşe yazarımız;

“Bir demokraside, açıkça şiddet çağrısı yapmadıkça veya şiddete başvurmadıkça bir siyasi partinin kapatılmaması, 'yasadışı' ilan edilmemesi gerekir.”

Oysaki şiddet eylemsel yapılmaz her zaman söylemler ve uygulamalarda şiddetin başka bir şeklidir. AKP’nin şiddet uyguladığını birçok şeyle gösterebiliriz. Ben sadece bir örnek göstereceğim sizlere. Buna daha birçok şey eklenebilir ama bu örnek tek başına bile yeterlidir şiddetin sadece eylemsel olmadığına dair.

“Zaman zaman duyuyoruz, bazıları çıkıp diyor ki, ‘Ben yanımda bu başörtülü gençlerin bulunmasını istemiyorum’. Bu çok çirkin bir şey, bu özgürlüklere tahammülsüzlüktür, insanlık suçudur. Ama tam tersi bir cevabı, bakıyorsunuz ki, başörtülü genç bir kız, ‘Hayır ben mini etekli de olsa, daha farklı da olsa aynı çatı altında bulunmayı, bir özgürlük gereği olarak görüyorum’ diyor”

“AK Parti'li gençler olarak sizler bunu devam ettireceksiniz. Kimseyi küçümsemeyeceksiniz. Horlamayacaksınız. Neden? Çünkü biz, yaratılanı yaratandan ötürü severiz.”

“Biz kuru dogmaların temsilcisi değiliz. Biz sadece özgürlüklerin savunucusuyuz ve bu konuda sonuna kadar özgürlüklere saygılıyız ve kimsenin özgürlük sınırına da tecavüz etmeye niyetimiz yok. Kimsenin de bizim özgürlük sınırlarımıza tecavüz etmesine tahammülümüz yok.”

“Çok şükür AK Parti gençliğinde bunu görüyorum. Siz bir muhabbet meclisini oluşturmaya, bunu zenginleştirmeye aynen devam edin. Sorunlarınız, sıkıntılarınız olacaktır. Ama unutmayın çoğu gitti azı kaldı.”

Bu sözler Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a aittir. AKP İstanbul İl Gençlik Kolları Kongresi’nde kürsüden söylenmiştir.

“Kimsenin de bizim özgürlük sınırlarımıza tecavüz etmesine tahammülümüz yok” diyor Başbakan.

Bu Biz kimdir? Kimlerdir ki?

Başbakan beş sene olduğu halde hâlâ kendini 70 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının değil, türbanlı ve çarşaflıların, yeşil cüppeli namaz takkeli yobazların, tarikatların ve cemaatlerin Başbakanı olarak görmektedir. İşte bu biz dedikleri bunlardır. Ve bunu açıkça söylemekten çekinmiyor! Şimdi buna şiddet değildir diyebilir miyiz?

“Çok şükür AK Parti gençliğinde bunu görüyorum. Siz bir muhabbet meclisini oluşturmaya, bunu zenginleştirmeye aynen devam edin. Sorunlarınız, sıkıntılarınız olacaktır. Ama unutmayın çoğu gitti azı kaldı.”

Ve yine başbakan diyor ki “çoğu gitti azı kaldı.”Neyin azı kaldı?

İşte bütün bu söylemler şiddetin ta kendisidir. Şiddet eylemi vurmak, kırmak, öldürmek değildir sadece yaptırımlarda şiddetin başka bir şeklidir. Bir zamanlar kanlı mı olacak, kansız mı olacak söyleminin gerçeğidir bu konuşma. Bu yüzden sevgili bazı köşe yazarlarımız demokrasinin bu yaptırımlarla tehlikeye girdiğini, asıl bu yaptırımların antidemokratik olduğunu görmeleri gerektir. Unutmasınlar ki bu yaptırımlar bir gün onların kalemlerini de ellerinden alacaktır şimdi satıldığı gibi. Parti kapatmak demokrasinin ve ülkenin bütünlüğünü korumak adına tamda yerinde demokratik bir uygulamadır. O zaman DTP’nin de kapatılmasını doğru bulmayalım. Gözümüzün içine soka soka Ülkemizin bölünmesini isteyen bir partiye de ses etmeyelim öyle mi? İkisi arasında fark var mıdır?..

Cumhuriyet ve bu vatan sahipsiz değildir. Bunu da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya dün attığı adımla göstermiş, bizlere yeniden umut olmuştur.

Bu kavga Anadolu aydınlanması ile orta doğudaki Arap bağnazlığının kavgasıdır. Bu kavga Mevlana ile Sivas katillerinin kavgasıdır. Bu kavga Yunus ile Menemen olaylarının kavgasıdır. Bu yüzden analarımızın başörtüsünün kavgası olarak gösterilerek birilerin ekmeğine yağ sürmek isteyenler bunun hesabını çok ağır ödeyeceklerdir. Kalemlerini satanlarda Cumhuriyet’in gerçek sahiplerini her zaman karşılarında göreceklerdir bugün olduğu gibi.

AKP’nin Çekirdek kadrosu ve yapmak istediklerinin ve yaptıklarının tablosunu bir sonraki yazımda daha detaylı vereceğim sizlere şimdi umut olan suskunluğumdaki çaresizliğimin nedenleri olan bu yazımla Cumhuriyet’in gerçek sahiplerine sesleniyorum icraat zamanı gelmiştir Cumhuriyet’e sahip çıkacaklar yine Cumhuriyet kadınlarıdır. Ne olur bu kavganın gerçek nedenini anlayalım anamızın başörtüsü kavgası olmadığını asıl gerçeklerin neler olduğunu anlayalım….

Hani pehlivanlar güreşirken söylenen bir dörtlük vardır ya bugünü bana anlatan suskunluğumu bozandır bu dörtlük.

İki yiğit çıktı meydane
İkisi birbirinden merdane
Altta gittim diye yerinme
Üste çıktım diye sevinme

İşte Cumhuriyet yiğitlerinin kavgasıdır bu kavga…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Umutsuzluğumuza umut olan yazınız için teşekkürler.Bizlerin var olduğunu,Cumhuriyetin gerçek bekçilerinin tamamen bitip tükenmediğimizi gösterdiniz.Çocuklarımıza Cumhuriyeti anlatıp sahip çıkmanın ve onları laik yetiştirme gücünü verdiniz.Neden sessiz kaldınız sorusunu sorma ihtimallerini yok etme sebebini verdiniz. sağolun

Hilal Emine Aydin 
 20.03.2008 21:32
Cevap :
Sizde sağolun Hilâl hanım dediğim gibi biz Cumhuriyet kadınları, Cumhuriyet anaları olduğu sürece bu mum hep yanacaktır ilelebet ona kimsenin eli kolay kolay yetişemez bazen sessiz bekler zamanı gelince de gereğini yapar bugün olduğu gibi. Sevgiler...  20.03.2008 23:17
 

En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.'' Sevgi'de daha fazla beklemeden sönüp gitti... Ansızın..! Odaya bir çocuk girdi ve üç mumunda yanmadığını gördü. ''Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?'' dedi. Ve ardından ağlamaya başladı... O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı: ''Korkma, ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT'um!'' Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı... Umutlarımızın hep yeşereceği inancıyla, sevgiyle kalın...

Yildiz Krkm 
 20.03.2008 19:21
Cevap :
Cumhuriyet umuttur, İlelebet tüm mumları yakacaktır. Sevgiler...  20.03.2008 20:51
 

Güzel yazınızı okuyunca -ki umutsuzluğa düştüğüm her an dönüp dönüp tekrar okuyorum bu güzelim yazınızı- aklıma mumların öyküsü geldi. Umudumuzu bize hatırlattığınız ve bize düşünmeye başlayarak, çaba sarf ederek, her şeye inat susmayarak bir şeylerin değişebileceğini hatırlatıp umut olduğunuz için sonsuz teşekkürler… Mumların Öyküsü!.. ""Dört tane mum usul usul yanıyordu... Ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz... Birinci mum dedi ki: ''Ben BARIŞ'ım.! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.'' Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü. İkinci mum: ''Ben VEFA'yım.! Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.'' Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgâr onu tamamen söndürdü... Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dedi ki: ''Ben SEVGİ'yim ! Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınl

Yildiz Krkm 
 20.03.2008 12:27
Cevap :
Sevgili Yıldız Hanım mumların öyküsünde ki değerlerimizi kaybetmeyenlerin sayesinde yeniden yeşerecek bu yüzden umudumuzu kaybetyelim Cumhuriyet'e biz Cumhruriyet kadınları dün olduğu gibi bugünde yarında sahip çıkacağız. Katkınız ve desteğiniz için teşekkürler. Sevgiler...  20.03.2008 18:44
 

Oya hanım gerçekten yazınız için çok teşekkür eder sizi kutlarım..dörtlüğünüzde cuk oturmuş :)

GAZANFER 
 19.03.2008 12:58
Cevap :
Teşekkür ederim Gazanfer bey davanın sonucuda cuk otursa işte o zaman her şey güzel olacak. Tekrar teşekkürler. Saygılar...  19.03.2008 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3668
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster