Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
3919
 

Ama sen bana uzun uzun...

Ama sen bana uzun uzun...
 

“Ağlat beni, sana da bu yakışır/ İnsan bu elbet buna da alışır/ Bela oldun zaten başıma/ Git gidişin aslında benim kurtuluşumdur.” Severek dinlediği Harun Kolçak’ tan çıka çıka bu şarkı mı çıkmalıydı? Hem de gecenin bu saatinde. Dayanacak gücü kalmamıştı Cemile’nin, olduğu yere yığılır gibi oturdu, sırtını duvara dayadı, koy verdi gözyaşlarını, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı… Bundan yaklaşık iki ay önce de ağlamıştı, ama o başkaydı, bambaşkaydı…

Evine interneti yeni bağlatmıştı, bilir bilmez uğraşıyordu. Arkadaşlarının önerdiği bir siteye girip bir şeyler okumaya çalışıyordu. Hoş arkadaşları ona bu sitenin adını, “okusun” diye değil, "arkadaş bulsun" diye vermişlerdi; çünkü onlar “okuma”, okuduklarına "yorum yapma" adına... Neyse aklı ermezdi böyle şeylere. Zaten o gri günün gecesinde kendini o kadar yalnız hissetmese, orada yazılanları okumaya başlayacağı da yoktu. Bir yazı çok ilgisini çekmişti, bir erkeğin bu kadar duygusal olacağını düşünememişti.

Kerem’le ilk merhabalaşmaları böyle olmuştu, yazısına içinden geldiği gibi yazdığı yoruma o da öylesine içtenlikle yanıt vermişti ki! Ne zaman “sohbet” adreslerini aldılar, ne zaman sohbetten, telefonda konuşmaya geçtiler anlamadı. “Kader” diye düşünüyordu Cemile olanları. Arkadaşı, unutmasın ve gözünün önünde olsun da baksın diye, o günkü gazetenin köşesine o sitenin adını yazmasaydı ve aceleyle aradığı şeyi bulmak için, gecenin o saatinde, çantasındakileri o gazetenin üzerine dökmeseydi...

Artık yüreğine göre birini bulduğuna inanmaya başladığı sırada, birden bire kayboldu Kerem ve dört gün hiç haber alamadı. Ne sanal ortamda bir haber vardı, ne telefonu çekiyordu. Yok, yok , yok! Başına kötü bir şey gelmiş olmalıydı, yoksa mutlaka arardı. İşte iki ay önce ağladığı gece, onun sesini duyduğu geceydi; sevinçten ağlamıştı... Kerem’in, memleketin doğusunda, dağlık bir köyde yaşayan dayısı aniden ölmüş ve ailenin en büyük erkek evladı olarak bütün iş ona düşmüştü. Oralarda da çekmiyordu cep telefonu. Onu kaybetme duygusu o kadar içine oturmuştu ki, Kerem döndüğünde, daha bir üzerine düşer oldu sanki. Belki de bu yüzden, “beni çok ama çok sev” diyen Kerem, geçen cumartesi kapıyı çarpıp çıkmadan önce, “ben senin malın değilim “diye bağırmıştı... Mal?..

Oysa Cemile sadece sevmişti... Ve, sevdiği insanın üzerine titremiş, onu sakınmış, merak etmiş...sahiplenmişti. Bu sefer, beyninin düşünebilen şu gri hücreleri yüreğine “hadi toparlan” dedi. “O da seni sahiplenseydi, gerçekten hayatında “var” olsaydı, böyle olmazdı.” Üstelik, “adam” gibi davranan sendin, hep dürüsttün, onu hiç satışa getirmedin, sadece sevdin. Seven bir kadın gibi davrandın. Ama o, aslında seni “korumak” adına, “sahip” çıkmak yerine, anımsa, daha ilk gün ...”

Kalktı, elini yüzünü yıkadı Cemile ve bir garip yorgunlukla yattı. Sabaha da yorgun kalktı, anımsayamadığı bir sürü rüya görmüştü; kötü olmalıydı. İyi olsaydı unutturmazdı gri hücreleri, biliyordu. Balkonun kapısını açtı, içeri giren serin hava, “uyan hadi, yeni bir gün başlıyor” diyerek, yüzünü okşuyordu sanki; mavi mavi... Ama anlamadı...uyanamamıştı bir türlü. Elini, yüzünü bir daha yıkadı; aynaya baktı, gülümsedi...içine sinmedi gülümsemesi, bakmaktan vazgeçti. Çayını koydu. Oysa mutfağa girer girmez yaptığı ilk iş, radyoyu açmak olurdu. Bu sefer biraz oyalandı. Aslında iyi ki de oyalandı; o sıra çalan şarkı, bir ayrılık şarkısıydı. Dayanamadı sonra, ilk şarkı benim olsun diye düşünerek radyoyu açtı. Feridun Düzağaç’ın bu eski şarkısı da nereden çıktı, diye düşündü. Nakarat kısmında, o da şarkıya eşlik etmeye başladı farkında olmadan; “Gel tanışalım önce, ben kısaca F.D./ Ama sen bana uzun uzun seni seviyorum de”.

Bir yandan da işyerine yeni başlayan meslektaşının soyadının ne olduğunu anımsamaya çalışıyordu. Çünkü adı; Faruk’tu. Sevgiler, maviyle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aşk kapıyı çaldığında içeri buyur edersin, bir müddet sonra onu evde tutamassan, o sadece misafir ise, yatıya kalmadıysa, kapıyı çalıp giren aşk, kimseye bir şey söylemeen terk eder.Yani sevmek, aşk karşılıklı olmalıki sürsün, mutlu etsin onun haricine malesef acı verir..kendine iyi bak en derin sevgilerimle..

Mehmet EREN 
 04.12.2007 7:57
Cevap :
Teşekkürler temennilerin için; Cemile adına. Ama benim öykülerimde görüyorsun ki sonlar hep "mavi"; ne yapalım, giden kaybeder:)) Kendinize iyi bakın. Selamlar, sevgiler İzmir'den.  04.12.2007 12:31
 

aşk.. b(AŞK)alaşım.. seversin deliler gibi aşık olursun ve başkalaşmaya yani "sevdiğinleşme"ye başlarsın, diğeri de senleşmeye başlar... ve sahiplenme duygusu, yaranın üzerine tuzu basar işte.. sevgilerle

erol aslan 
 02.12.2007 15:07
Cevap :
:)) Sahiplenmeden de olmaz mı ne de, nereye kadar. Ya da nereye kadar özgürlük. Sevgiler, maviyle...  02.12.2007 17:41
 

Keşke bu kadar sahiplenmese kimse kimseye, bu kadar tek taraflı olmasa, herkes kendine sahip olabilse nasıl olurdu demiyorum kesinlikle. Öyle olsa bu kadar konu nereden çıkacaktı değil mi arkadaşım? Sevgilerimle

kevser şekercioğlu akın 
 29.11.2007 18:01
Cevap :
:)) Kesinlikle arkadaşım kesinlikle... bak başka bişi demiyorum, sadece sevgiler, maviyle... (sonra konuşuruz)  29.11.2007 19:47
 

Cemile ya da başka bir kadın...Çok mu çeker kadınlar, erkeklerden ve onların yalanla inşa ettikleri dünyalarından. Çok sevmek neden hep cezalandırılır? sevgiye aç birinin "beni çok sev demesi" daha sonraları nasıl olurda incitecek kelimelere dönüşebilir. Bütün erkekler sevilmek ister hemde çok, arada çıkar işte böyle acı verecekler... Bütün kadınlarda sevmek( istisnaları boş veriyorum) ister. Cemile sevmeye devam etsin... Yüreğine sağlık...SEVGİLERİMLE..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 26.11.2007 20:21
Cevap :
Bilmiyorum...çok mu çekerler dersiniz... Bildiğim, özellikle "sevgi"nin "yürek" işi olduğu ve her "babayiğidin" harcı olmadığı. " Cemile" sevmeye devam edecek tabi ki; hem tam da şarkının sözlerine uygun birisi çıkmışken karşısına; kader bu; ne yapabilir ki :))) (Ben biliyorum Faruk'un soyadı; D. ile başlıyor) Sevgiler, maviyle...  26.11.2007 20:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 208
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3231
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster