Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
482
 

Amaç problem yaratmak mı, sorun çözmek mi?

Karmaşık bir konuyu çok basit yöntemle çözen bazı insanlara rastlarsınız. Bu kadar basit şeyi ben nasıl düşünemedim diye üzülürsünüz. Bilmiyorum herkeste aynı mı olur ama, ben böyle bir durumla karşılaştığım zaman kahrolurum.

Geçen hafta beni hayli düşündüren iki olay yaşadım. Çalıştığım işyerinin hemen yakınında, karşı karşıya iki dersane var ... Baktım, birinin çatısından aşağıya koskoca bir pankart asılmış. " İşte Türkiye birinci ve dersanemiz öğrencisi filanca... " Kafamı öbür tarafa çevirip diğer dersaneyi görünce, içimden kendi kendime şöyle dedim: Bak işte bu da dersane, o da dersane, biri birincinin dersanesi. Nasıl da övünüyor kendisiyle. Bu garibimin de hiç sesi soluğu çıkmıyor...

Sonra gazetenin sayfalarını çevirirken bir de ne göreyim. Biraz evvel benim haline acıdığım dersanenin tam sayfa bir ilanı. Sınavı birincilikle kazananın ismi, resmi... Aynı öğrenci... Şaşırıp kaldım... Meğersem bu öğrencinin her iki dersanede de kaydı varmış.

Acaba hangi dersane bu öğrencinin birinci olmasını sağladı diye kendi kendime düşünürken, dersanelerin ne iş yaptığı ile ilgili şeyleri irdelemeye başladım. Dersane sahipleri belki kızacaklar ama, eğitim adına geri kalmış ülkemizde belki milyonlarca YTL tutarındaki bir meblağın " eğitim " adı altında boşu boşuna israf edildiği inancındayım.

Dersaneler bir eğitim kurumu mu? Çocuklarımıza bilgi mi veriyorlar? Eğer böyleyse okullarımız ne işe yarıyor? Devlet binlerce öğretmeniyle okullarda yeterli bilgiyi veremiyor mu? Eksik kalan bilgiler kursta mı tamamlanıyor? Yoksa okulda dersleri anlayamayan ve yeterli bilgiyi edinemeyen öğrenciler buralarda takviye mi ediliyor?

Hiç birisinin olduğunu sanmıyorum. Mesela siz, okulda orta halli bir öğrenciyken, dersaneye gidip bu tür sınavlarda derece alan kaç kişi gördünüz? Genellikle okullarında başarılı olan öğrenciler, sınavlardan da başarıyla çıkıyorlar. Arada olan, gariban bazı ailelere oluyor. Zaten başarı şansı olmayan bu öğrencilerin velileri, çocuklarına karşı ebeveynlik görevlerini yerine getirebilmek adına, onlarla ilgilenmiş olmak, sınavı kazanmalarına katkıda bulunmak amacıyla, varlarını yoklarını heba ederek dersanelerin yolunu tutuyorlar.

Sonuçta yine iyi kötü beğenmediğimiz okullarda durumu iyi olan öğrenciler sınavları kazanıyor, orta halli ailelerin ve öğrencilerin âkıbeti değişmiyor.

Şimdi bu durumda, ülkenin dört bir yanına yayılmış bu kadar dersane ne işe yarıyor, diye sorgulamamız gerekmez mi? Ekonomik olarak istihdam yarattığı, yeni bir ticaret kapısı açtığı konusunuda şüphe yok. Bu yönden tüketim ekonomisine ve çarkın dönmesine katkısı olduğunu da kimse inkâr edemez. Ama eğitime ne sağladığı, öğrencilere ne kazandırdığı sorusu biraz boşlukta. Zaten herkes de biliyor ki, dersanenin asıl görevi, çocuklara bir şey öğretmek değil, sınavda sorulara doğru cevap verme tekniğini anlatmak.

Dolayısıyla dersane eğitiminin, öğrencinin seçeceği branşla ilgili ne hazırlık anlamında, ne geleceğe yönelik birikim anlamında hiçbir faydası yok. Milli Eğitim ve YÖK bir sınav sistemi oluşturuyorlar. Bu sınavda doğru cevap vermek için okullarda öğretilen bilgiler yetmiyor. İşin teknik bir tarafı var. Bu tekniğin öğrenilmesi için milyonlarca öğrenci o dersane senin bu dersane benim koşturup duruyor.

Bu kadar emek, para ve zaman, çocukların seçtiği branşla ilgili olarak, onlara bir şeyler kazandırmak için harcansa, ortaya daha farklı bir sonuç çıkmaz mı? Çözülecek o kadar çok problemimiz, düzeltilecek o kadar çok yanlışımız, yapılacak o kadar çok işimiz var ki, düşündükçe insanı afakanlar basıyor.

Ama bir yerden başlamak zorundayız.

İşte bu konuda beni ümitlendiren, gazetede okuduğum bir haber oldu: Sabancı üniversitesinde öğrencilerin yarısı, sonradan branş değiştiriyormuş...

Bu bana çok ilginç geldi. Düşünebiliyor musunuz, mühendis olmak için üniversiteye giriyorsunuz, hukukçu olarak diploma alıyorsunuz, ya da doktor olmayı düşünürken, uluslararası dış ilişkiler uzmanı oluyorsunuz.

İlk bakışta saçma gibi geliyor insana ama, aslında ne kadar güzel. İç ve dış baskılar yüzünden zaten hayatın ne olduğunu anlamadığınız bir çağda, puanınızın tuttuğu bir fakülteye kaydınızı yaptırmışsınız. Sözgelimi sıralamada Tıp ve Denizcilik alt alta yazılı. Tıbba girmeye puanınız yetmeyince rotayı Denizciliğe çevirmişsiniz. Burada sizin arzularınız ve kaabiliyetleriniz değil, tamamen şansınız veya şanssızlığınız rol oynamış.

Yıllardır binlerce insanın hiç ilgilenmediği bir mesleğe zorunlu olarak yönlendirilmesi ve insanlara sevmediği bir işin zorla yaptırılması anlamına gelen bu sistemin, mutsuz insanlar yaratmaktan, dolayısıyla başarıyı engellemekten başka bir getirisi oldu mu?

Sabancı Üniversitesi'nde bir hazırlık sınıfı mantığıyla ilk sınıflarda çocuklara genel bir eğitim verilip sonradan branş seçme imkânı sunuluyormuş. Bu branş isterse öğrencinin kayıt yaptırırken seçtiği bölüm olmayabiliyormuş. Böylece en azından bu üniversitede okuyanlar, kendi aralarında bir değişimle, daha gerçekçi bir seçim yapma şansını yakalayabiliyorlarmış.

Eğer sorunlarımızı çözmeye yönelik gayretlerimizi artırırsak, bunu başarmamak için hiçbir sebep yoktur. Ama durduk yerde yeni problemler üretecek şekilde uygulamalar icat edersek, elbette kördüğüme dolanıp kalırız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 973
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster