Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
2022
 

Amasra aşkı

Amasra aşkı
 

Amasra denilince, içimden rengarenk kuşlar uçar... Amasra, Bartın ile birlikte anılmalı. Bartın... Çocukluğumun geçtiği 9,5OO nufuslu kaza. Şimdi, Türkiye'nin en küçük ili... Sulak, sereserpe bir yaşam... Ayaklarda kısa pantalon, başlarda kavak yelleri... Çocukluğumu, cebimde taşıyorum ben. Bazı bazı rüyalarımda, ''Değnek'' ten atımı ararım. Özlerim o'nu... Ya söğütten yapılmış kamçım? Ana'mın hoşaf tasını ''Zırh'' diye başıma geçirirdim. Jandark... Romeo... Köroğlu gibi kılıç ve pala sallardık arkadaşlarımız arasında. Bazen gözler oyulurdu...

Kendi bahçemizin eriklerini taşlatırdm. Bağrışarak kaçarken, zevkten dört köşe olurduk. Gülme krizleri ile yerlere yatardık.
Irmak da yasaktı... Boğulanlar çoğalmıştı. Sırf boğulan adamları göreyim diye,peder beni bir bekçi ile hastane morguna yollardı. Her seferinde dönüşte kaçar, ırmakta alırdım soluğu... Babam oranın polis şefi olmasına rağmen,benim elbiselerimi de toplardı polis. Kalırdık cıscıbıldak. Anadan uryan kalırdık arkadaşlarla. Geceyi beklerdik evlere gitmek için... Nihayet su kabağı alındı ben ve kardeşime. Bekçiler yüzme öğretti de,"ölü yüzü'' görmekten kurtulduk...
Bartında Turgut Işık isimli bir arkadaş vardı. Kayığını, otobüsün sırtında, Amasra'ya yollamış. Beni de çağırdı.Gittim. ''Bir hafta bedava nasıl yaşanır'' isimli bir seminer tertiplemiş. Var mısın? Dedi. ''Varım'' dedim. Ve sordum: Kaç kişiyiz?.. Güldü arkadaşım: Sen ve ben...

Küçük Liman'da bir kamp bulduk. Veriyorsun ''İzci'' selamı, kabul ediliyorsun içeri.Ama selam da ''Afili'' olacak ha!... Okuldan izcilik var. Verdik selamın afilisini,tamam !Sabah,düdükler çalınıyor,uyandırılıp,doğru burnumuzun dibindeki denize,el yüz yıkamağa gidiyorsun. Sabah sabah denizle duş yapıyorsun. Hepsi bu.
Limana vapurlar gelirdi. Yolcu ,sandallarla iskeleye taşınırdı gemiden. Biz de vapurun öbür merdivenini arka taraftan indirtir, sahilin biraz uzağına yolcu taşırdık. Balıkçılar bozulmasın diye,''gizli'' yapardık bu işi.

Ekmek parasını hazırlardık böylece.Yatacak yerimiz de var.Oh!.. Seminer iyi gidiyor valla... Tuttuğumuz balıkları da E.K.İ.nin kampında kuyruğa girer pişirtirdik. Bulaşığını da kızlara yıkattırır, tabakları ahçıbaşına teslim ederdik. Yoksa bizi mutfağa sokmazdı... Geceleri de herkes gibi kumlara serilir,film seyrederdik.Plajda da ''Cankurtaranlığa'' soyunurduk. E.K.İ Kampına yavaş yavaş yerleşiyorduk. Sonraları teşrifatçılık yaptık. Ambar girişlerini tuttuk. Az daha Kampın genel müdürü oluyorduk ki, süremiz doldu.Başarılı bir seminerdi.El sıkıştık. Kutladık birbirimizi...

Günlerden bir gün, Büyük Limana bir gemi gelmiş gördüm. Babam bizi,bir polisin evine,kardeşimle birlikte misafirliğe yollamıştı..Vapura çıktık herkes gibi gezdik.Vapurun her tarafını elledim. Çok sevdim vapuru... İlk görüşümdü zira... Gezme fasılları çoktan bitmiş,kalkışa hazırlanıyordu gemi.Ben hiç oralı değildim.Kardeşim,aşağıda bağırıyordu bana sandaldan: ''Son kayık kalkıyor. Çabuk gel haydi.!.'' Tınlamadım bile.Bir an evvel kalksın istiyordum. Aniden kafama 'Dank'' demişti. İstanbul'a ablamı görecektim... Ve gemi demir aldı...

Güpeşte demirlerine yaslanmışım. Sular ağır ağır kayıyor altımdan.. Güneşin son kızıl ışınları elbisemin beyazları üzerinde sırma gibi renklere bezenmiş. Kendimi, gemi süvarisi hissettim nedense... Ayakkabıdan gömleğe,cekete kadar beyazlar içindeyim. Uçuk mavi bir kıravatım,rüzgarda salınıyor.. Deniz kuşları, yelpaze gibi dantelleşmiş ak köpüklerle coşmuş.Martılar da dışarıdan yolcu.. Tıpkı benim gibi.. Para yok,yemek yok..Yatacak yer yok..Bilet yok.. Gidilecek yer İstanbul ama,adres yok!..Evet,evet..Adres yok! .Sadece ''Semt'' adı var: ''Kasımpaşa'' Enişteler burada oturuyor.O kadar..Bartında bizim mahallede bir bakkal vardı.Her şeyi bilirdi.Yeterki sor. Eee, Kasımpaşada da vardır bakkal elbet.Ben de sorardım ona bizim enişteleri.Bilirdi muhakkak. ''Aha,şu soldaki sokağa gir... Dosdoğru yürü... Elli adım soldaki sarı boyalı balkonlu ev'' deyiverirdi . N'olacak? Teli mi dökülürdü?!

Ve akşam. Herkes birer,ikişer kayboluyor. Uyumağa gidiyorlar. Ben hala ortalardayım.... Birisi '' Bilet'' demeden kaybolmalıyım.Öyle yaptım. Bir filikanın brandasını zor da olsa, araladım. ''Pat'' diye indim döşemeye, küreklerin arasında uyumağa çalıştım.

Geceyarısından sonra bir yağmur,bir fırtına.. Şimşekler de cabası. Brandanın üstünde yağmur,dansediyor.Şimşeklerle aydınlanınca,kayıp giden gölgeler boyuna yer değiştiriyor. Bir ''Korku'' filmi oynuyor sanki.. Dalmışım.. İçeriye tek damla yağmur girmemiş. Sabahı ettim. Brandayı kaldırıp çıkmak üzereydim ki, kürekleri gördüm.''Şişman'' tarafında şunlar yazılıydı: '' Eğer aşkın bir sabun ise,köpürt beni Pakize.. İmza: ''Sabuncu Rıza''Manasını bir türlü çözemedimdi..
Nihayet yine güpeştedeyim.Ama bir tuhaflık var. Herkes bana bakıyor.Gündüzün kızlarla göz göze gelip de sıcak duygular yaşadığım kızlar da bir acayip bakıyorlar.Hepsi de.. Bir utandım, bir utandım. ''Eyvah,dedim,kaçak olduğumu anladılar!'' Ama kazın ayağı öyle değilmiş.Üst başıma baktım bir kere.Aman Alllahım.! Kömürlüğe girmişim gibi... Her tarafım kapkara. Gitti bizim beyazlar..
İnsanlar, kıyafetleri ile karşılanırlar, sohbetleriyle uğurlanırlar. Türkçe Öğretmenimin sözleriydi bunlar. Bende ne kıyafet kalmıştı,ne de muhabbet etmeğe mecal. Kızdım.. İç dünyamın duruşmasında ,suçluluğu kabul ettim. Ama, kaçaklığıma asla toz kondurmadım!

İstanbul dedikleri yer burası ha! Vapura aslıp da çıkanlar oldu. Hamallarmış bunlar. Bu arada benim beyaz şapkam da çalındı. Hiç oralı olmadım.Önümde yeni bir hayat vardı. Şimdi rıhtımdayım. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Bir an panikledim. Gemiye mi dönseydim. Topu topu, cebimde iki buçuk liram vard. İlk işim,bir simit almak oldu.Kulube gibi yerden de ''Bir bardak su'' istedim. Adam,şişeyi de uzatırken,parasını söyledi.''Bizim oralarda su,parayla satılmaz'' diyebildim. Adam durdu,''Burası İstanbul. Eşek eşeği bile ödünç kaşır burada'' deyiverdi. Dondum kaldım...

Kasımpaşayı tarif ettiler.. İskelede bir muhtarlık. ''Habip eniştemi arıyorum'' dedim.Birbirlerinin yüzlerine baktılar. Önüme kocaman resimli bir defter koydular. Sayfalarını çevirdim peşpeşe. Yok,yok,yok !.. Kaybolan bir iğne, samanlıkta aranır mı ?

Yürüdüm gittim sokaklara doğru. Bir iki kapı çaldım. ''Habip eniştemi arıyorum'' dedim.Kapılar yüzüme kapandı bir başka kapıya vardım.. Elinde süpürgesi vardı kadının.Dinledi,dinledi.. Sonra aralık kapıyı sonuna kadar açtı ''Muzaffer,kardeşim'' diye boynuma sarılmasın mı? Ehh. Bulmuştum kardeşimi.. Bu gün hala daha şaşarım nasıl bulduğumu...

Amasra... Acı bir yolculuğun başlangıç yeri. Biri büyük, diğeri küçük iki ayın sırt sırta verdiği iki limanlı şirin kasaba.. Tahta oyma işleri ve baston denilen francalasıyle meşhur taristk kasabamız.

Hayat, o zamandan beridir devam ediyor. Edecek de...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Muzaffer Bey, merhaba, haftasonu tatilimden döndüm ve hemen blogunuzu okumaya koyuldum ama okurken bitmesin deyip durdum. Bir de sondaki sürpriz birbirinden harika fotoğrafları görünce hepten mest oldum. Anı güzel, anıya konu olan yer güzel, kalem güzel, daha ne olsun. Beni bu hoş anıya yolculuk yapmaya davet ettiğiniz için teşekkür ve sevgiler...

ni 
 16.07.2007 14:49
Cevap :
Kaç ay sonra sayfalarımda Attila İlhana rastlamanız,mesut bir olgu.Dediğiniz gibi İmbatlarla içimize doluyor her an.Kadirşinaslığınız için kıvanç duydum.Sevgilerle  16.07.2007 15:14
 

Ben de henüz beş yaşındayken, cebimde iki buçuk liram olmadan çıkmıştım bir kez yola. Ama karnımı doyurttuğum gibi, yol paramı da akrabamıza ödeterek yenmiştim parasızlık sorununu. Ve beni Şarköy'de anneanneme bırakarak, ablamı alıp zeytin toplamaya giden annemi Mürefte'de bulup, şoka sokmuştum. Kadıncağız ne biçim panik olmuştu.Telefon bile yoktu ki o yıllarda anneanneme haber verebilsin.. Sonraki yıllarda kendim de anne oldum ama düşünüyorum da!? Beş yaşındayken çocuğum otobüslere minibüslere binecek ve (iki köy arası da olsa) yol gidecek!? Farkettim ki annem gerçekten sabırlı kadınmış :)) Ne iyi ettiniz Muzaffer Bey..Bana da çocukluk kaçamaklarımdan birini anımsattınız. Sizinki kadar maceralı olmasa da.yYine de güzeldi yaaaa :)) Elinize sağlık..

Leyla ÖNDER 
 08.10.2006 13:28
Cevap :
Selam ey nostaljilerin en küçük Prensesine..Demek senin de iki buçuk liran vardı ha.!? Ve iki buçuk lirası olanları böylece BLOG yazarı yapıyorlarmış.Veya Blog'larda buluşuyorlarmış.Beş yaşındayken ha! İnsanların çeşitli yaş ve kademelerinde böylesi hikayeleri olur.Olagan sayılır.Ama ben,bu anımı,''Blog'' aşkına yazdım.Çekinereek hem.Bu yazıya ortak olanlar çıktı.Sizinki enteresan.. 5 Yaşında ha! Hem de 2,5 lira ile..Aynı kaderzade,Bloglarda buluştu.Ne güzel.Gel,komşu olalım.Blog Habercim'liğe kaydedeyim seni de gör..Yazılarını takip edebileyim.Komşuluğum,iyidir.Sıkmam.Kırmam.Üstelemem.Uyumluyumdur.Her şeyi paylaşırım..(Ne o,üniversiteye mi giriyoruz yani.Form mu dolduruyoruz.) Blok sayfamda Hasret ve Eski Aşk yazılarım var.Onları okursan,''Köken''im ortaya çıkar.Çocukluğum orada geşti..Amasra ve Bartın.Gördün mü oraları? Değnekten atım hala Bartında.Rüyalarımda oralar.Atımın,acıktığını hissederim.Birisi ona yemek versin isterim.Değnekten at binen kız arka  08.10.2006 14:29
 

Merhaba. Neden Amasra ve neden Bartın derken aslında cevabı da vermişsiziniz. Tarihten, bir kez gitmeme rağmen güzelliğini unutamamaktan, Hoşafcının yerinde yediğim güzel yemeklerden diyebilirim. Bartın'a gelince, uzun süreli gezme fırsatı olmadı ama, yenıliklere açık bir sehir olduğunu duymam, ilk yorumda da belirttiğim gibi, görev yaptığı surece şehrimize güzel hizmetler veren, insan olarak ta kendısını sevdiğimiz şu an Bartın valisi olan Sn.İsa Küçük'ten dolayı severim ben Bartın'ı. Genele bakacak olursak Karadeniz'i, Türkiye'yi.

Tuğba 
 04.10.2006 15:46
Cevap :
Blog'larımın arasında ''Hasret'' ve ''Eski aşk'' isimli yazılarımı okursanız,Bartın özlemlerimin kaynağını bulursunuz...Sevgili dost! Israrla Bartın ve Amasra diye diye bıktırmış olabilirim.Siz de her seferinde,büyük bir centilmenlikle cevaplar verdiniz bana.Teşekkürler ederim.Bendeki suyun kaynağı,bu iki yazıda gizli..Çocukluk ''Nostaljileri'' ni severseniz okuyun.Yoksa güzel gözleriniz var.Yormayın onları..Ahh,Ahh.Bartın Amasra ''Yangunu'' (Sevdalısı) olmak zor iş..Size en güzel mutluluk dileklerimi sunarım.Özellikle,güzellikle ve sevgiyle kalın.  05.10.2006 10:14
 

2003 yılının Ağustos ayında, Rıfat Ilgaz'ın memleketi Cide'den sonra ki durağımızdı Cumhuriyet şehri Amasra. Daha şehre girer girmez beğenmiştim ama denize sıfır bir apartta kalmak daha da keyiflendirmişti. İnsanların rahatlığı, kibarlığı, etkilemişti.Öyle çok anlatacak detay var ki, bir blogda ben yazabilirim bu yüzden. İlk hatırlattıkları ne denilecek olsa, ünlü balıçı ''Hoşafçının Yeri''nde yediğim balık, tadını hala unutmadığım yeşil salata, Mavinin tonlarının hakim olduğu uçsuz bucaksız hırçın deniz, cevabını verebilirim Amasra için. Bu arada Bartın'ı da severim, çok detaylı gezme imkanı olması da.Şanslı bir halkı varmış, İsa Küçük gibi bir vali şehre hizmet ettiği, başarılı sonuçlara ulaştıracak proje bazlı çalışmaları desteklediği için.Bizim valimizdi, gözyaşları ile yolcu ettiğimiz, hizmetlerini unutmadığımız, saygıyla hatırladığımız. O halde selam olsun Amasra'ya,selam olsun Bartın'a, çalışkan Valimize, selam olsun size bu yazıyı yazarak hatırlattığınız güzel anılar adına.

Tuğba 
 04.10.2006 0:55
Cevap :
Eline sağlık.Bir blok da sen yazmışsın.Devam et.Anılar mukaddes.Paylaşırız.Paylaşanlar olabilir.Anılarına devam et.Gözüm sende.Bir ufak no.Kale kapısından geçince,yüksek bir yer var.Orada bir ''Fener'' vardı.Ve orada fenerde geçen bir film öyküsü,beyaz perdeye aktarılmıştı.Amasrada sinema yoktu.Baartında oynadı film.Amasralılar 3 otobüs halinde Bartına geldilerdi.Ve filmin yarısı olmuştu.Onlar geldi diye,film,yenibaştan oynamıştı.Kadın artisti,İstanbulda gördüm.İmza istedim.Verdi.. İsmi Sezer Sezin' di.Bir anekdor işte.Hoşcakalın.Teşekkürler derim...  04.10.2006 14:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster