Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1102
 

Amasya Amasya Dedikleri

Sabahın hayli erken bir vaktinde, neresinden girdiysek şehre; görür görmez, hayretle " bu muydu Amasya, Amasya dedikleri" sözleri düştü zihnime. Yolculuk öncesi şehre ilişkin dinlediklerimle şimdi karşımda duran; dört bir yanı kayalıklarla çevrelenmiş ve kış günlerine hakim bir sisin iyice üzerine çöktüğü şu şehir, o kadar uzaktı ki birbirinden... Bu düş kırıklığının tesiriyle olacak, unutmuşum; şehirlerinde tıpkı insanlar gibi binbir yüzlerinin olabileceği gerçeğini. Şehir ve insan, insan ve dünya... Hangisi hangisinin üzerinde daha etkendir, hangisi hangisini çekip çevirip kendisine benzetmiştir ... Başımı otobüsün camına dayamış, bu ve benzeri çetrefilli düşüncelerin akışına bırakmışken kendimi tur rehberinin sözleriyle farkına varıyorum, elma bahçelerinin kenarından geçtiğimizin.

Meğer, ben düşüne dururken o ağır sis yavaş yavaş çözülmüş, o kayalarla çevrili ev ve apartmanları da çoktan geride bırakmış; bağ ve bahçelerin, nazlı nazlı akan bir derenin kenarından geçer olmuştuk artık. Amma velakin o kadar mevsimsiz gelmişizki Amasya` ya; ağaçlarda Amasya` nın o meşhur elmalarını değil görmek, ağaçların çiçeğe durduğunu görmek bile nasip olmamış bize. Tur rehberi kara kuru ağaçları eliyle işaret ederek, "bakın" diyor. "Bakın, şu daha uzun olanlar kiraz ağacı ve elması kadar kirazıda meşhurdur Amasya` nın " diye tamamladığı sözleriyle; bir kış günü, kirazı düşürüyor aklımıza. Duyduklarımızın üzerine her birimizin ağzından, "vah vahlı, tüh tühlü" cümleler dökülüyor ister istemez. Bir vahlı cümlede ben kuruyorum ve "vah" ı gönlümün derinlerinde bırakıp, "keşke, elma ve kirazın ama en çokta kirazın mevsiminde gelseymişim Amasya` ya" diye geçiriyorum içimden. Hem o zaman gelseymişim şimdi şu, kara kuru ağaçlar yerine; yeşil yapraklarıyla ve kırmızı kirazlarıyla en cici elbiselerini giyinmiş ağaçlar şenlendiriverecekti gözlerimi. Alışmışız ya öyle; şenlik, canlılık, neşe... hep hazır bir vaziyette beklesin bizi istiyoruz. Oysa asıl marifet, ağacın şu kuruluğundaki neşeyi görebilmek. Belki biraz eğlenebilirim maksadıyla gönül gözümden çıkardığım; yeşil yaprakları, kırmızı kiraz ve elmaları bir bir giydiriyorum ağaçlara. Yine gönül gözümden, kuş cıvıltılarıyla bir dere şırıltısı da aktarıyordum ki kulaklarıma ... Tur rehberinin; " sevgili konuklarımız şimdi de yolun sağ tarafına çevirmenizi istiyorum bakışlarınızı" diyen sesiyle uzaklaşıyorum, bin bir zahmetle kurduğum düş bahçelerimden. Ah tur rehberi ! Hiç bir şeyi tam sonuçlandırmadan, hep yarıda bırakıyorsun beni. İlk fırsatta bundan haberdar etmeliyim ki seni, bundan böyle emeklerimi zayi etmeyesin.

Gönlümü kiraz bahçelerinin o neşesinde bırakıp, yolun sağ tarafındaki yine o kuru dağlara çeviriyorum gözlerimi. "Bakın" diyor yine tur rehberi. " Bakın, gördünüz mü şu kayaların üzerindeki uzanıp giden olukları ? İşte bu oluklar Ferhat` ın Şirin` e olan aşkının muhteşem bir delili" diyerek söz aldığı bir girizgahtan sonra Ferhat ile Şirin` in o dillere destan aşk hikayesini uzun uzun anlatıyor bizlere. Amasya Sultanı Meymene Banu` nun güzeller güzeli kızkardeşi Şirin` e sevdalı, nakkaş bir delikanlın adıdır Ferhat. Ferhat adap gereği bir dünürcü gönderir Meymene Banu` ya ve Şirin`i istetir. Meymene Banu` ysa; aşka inanmayan, zalim mi zalim bir sultan. Der ki dünürcüye; Ferhat, Şahin Kayasından su getirirse eğer şehire, sözüm söz Şirin Ferhat` ındır. Haberi alan Ferhat sevincinden kanat getirip, kuş olur. Vurur külüngü omuzuna, uçup varır Şahinkayasına. Şahinkayası` ysa şehre oldukça uzak mı uzak bir dağ... " diye rehber anlata dursun... Elindeki külüngü; yol vermez, geçit vermez kayalara aşkla indiren güçlü, kuvvetli bir yiğit beliriveriyor birden gözlerimin önünde. O yiğidin gönül gözünden, külüngün kayalarda bıraktığı her bir darbeye Şirin` in güller açan yüzünün aksi düşüyor. Sonra... Sonra her akis bir kuvvete bürünüp, yiğidin kollarının gücüne güç katıyor her bir darbede. Ve aşkla atılan her bir darbe , böylece geçit veriyor Mehmene Banu` nun imkansız olduğunu düşünerek istediği suya. Suyun, Şahin Kayasının bu aşk oluklarında gürleyen çağıltısı nice zamanlar içinden geçip, ta benim kulaklarıma kadar geliyor. Suyun çağıltısını ben duyarımda Meymene Banu Sultan duymaz mı? "Elbette duyar" diyor bana tur rehberi, göz kırparak. Ve "Haydi sen de gönül gözündekileri bırakta, bana kulak ver. Bir an önce anlatıp, bitireyim şu hikayeyi çünkü gezeceğimiz daha çok yer var" diyor bana gülümseyerek. Ve kaldığı yerden devam ediyor hikayeyi anlatmaya. Şu tur rehberi, ermiş biri mi ? Nasılda bildi, zihnimden geçenleri ? Eh, madem ki ermiş, böyle bir ermişe de muhalefet etmemek gerek deyip, can kulağıyla tekrar dinlemeye başlıyorum tur rehberini.

"Suyun sesini duyan Meymene Banu` nun etekleri tutuşur. Sözünü tutsa zalimliğine halel gelecek, tutmasa sultanlığına. Bu kararsızlıkta sinsice bir plan gelir aklına. Tez elden kötülükler cadısını buldurur ve planını anlatır cadıya. Kötülükler cadısı bu, zalim bir emir alır da sevinçten uçmaz mı ? O da kuş olur varır Ferhat` ın yanına. "Hey yiğit ! " der. " Bilki; dağları delen şu kollarına güç veren, kuvvet veren o güzeller güzeli Şirin yok artık. Şirin öldü !" diye haykırırken, korkunç bir kahkaha da salar dağlara. Dağlardan yansıyan o korkunç kahkalarla "Şirin öldü" haykırışları, Ferhat` ı can evinden vurur. Ferhat, "Şirin öldüyse ben niçe yaşarım" der ve elindeki külüngü havaya fırlatır. Ve yere yatıp, külüngün düşeceği yere başını koyar. Koyar ve can verir Şirin` in uğruna. Kötülükler cadısı sevinçten divane olur, bir solukta Şirin` in yanına varıp ; Ferhat` ın ölüm haberini verir. Şirin inanmaz cadıya ama yüreğine de bir ateş düşer. Kayalıklara koşar, bakarki aşağıda Ferhat cansız yatmaktadır. Tereddütsüz bırakır kendini boşluğa ve cansız bedeni Ferhat` ın yanına düşer. Ferhat` ile Şirin` i , bu iki sevdalıyı yanyana gömerler. Ve o zaman, bu zaman ; biri ak, biri al iki gül bitermiş bu mezarlarda. Ve güller açar açmaz da iki mezarın ortasından; iki gülü ve iki sevgiliyi ayırmak için, bir kara çalı sökün edermiş daima " diyerek bitirir anlattığı hikayeyi, tur rehberi. Ve " olukları daha yakından görmeniz için şimdi kısa bir mola verelim burada" diyerek, şoföre durmasını söyler.

Öykünün hazinliğinden olukları görecek merak mı kalmıştır artık bizde. Ama rehber de haklı. Bunca yolu gelmişken inip de yakından görmeli elbet, aşkın yeryüzündeki bu emsalsiz delillerini. İniyoruz otobüsten ve imkansızlığa ibret misali oluklara bakıyoruz uzunca bir müddet.


( * ) Devam edecek


1- Ferhat ile Şirin` in hikayesini anlatırken yararlandığım kaynak:http://tr.wikisource.org/wiki/Ferhat_ile_%C5%9Eirin_Efsanesi


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı okumaktan çok keyif aldım.çok akıcı bir uslupla yazmışşınız.tebrikler .Amasya'yı inşallah ilkbahar veya yaz aylarındada ziyaret edersin.Fevzi GÜLTUNA

Fevzi Gültuna (Cavıldak) 
 08.12.2009 13:00
Cevap :
Yazıyla ilgili güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Amasya gerçekten güzel bir şehir, inşallah diyelim. Saygılarımla...  08.12.2009 13:49
 

Ama ortada kocaman nehir akıyor Ferhata dağı deldirmişler su getir diye. Anlamadı mı acaba bunlar ipe un seriyorlar diye!! Yoksa aşkın gözü bu kadar kör mü!!!

Ahmet Balcı 
 07.12.2009 23:49
Cevap :
Nehir ki hem de ne nehir... Bu hikayenin ne kadarı gerçek ne kadarı doğru bilmem ama bildiğim o ki gerçekse eğer yazık olmuş Ferhat ve Şirin' e. Yorum için teşekkürlerimle...  08.12.2009 13:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 191
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1544
Kayıt tarihi
: 29.09.06
 
 

Yazmak bir tutku içimde. Kimi zaman öyle zor ki içimdekileri yazıya dökmek. Bir kelime, bir kelime d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster