Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
520
 

Amazon

Amazon
 

Tek göğüs tek çocuk

Fakir... Çok fakir bir semte düşmüştü yolumuz o gün. Sokakların en yakın arkadaşları, o minik ellerini kaldırım taşlarına süren, açlıktan gözlerinden akan yaşların, burnunda kurumuş sümüklü bebelerin içinde ellerimizde dosyalarla yürüyorduk. Acıyorduk. Kime neye acıyorduk? Onlar bizim insanlarımızdı; ama biz onları görmeden, aslında bizden farklı olmadıklarının ayrımına varamıyorduk. Dışardan bakıldığında görünmüyordu hiçbir şey. Hiçbir acı dışardan bakıldığında yakmıyordu insanın içini.

Her gün ayrı bir semt; zengin, ultra zengin.. Bazen orta halli, bazen de işte böyle en alt tabakada işimizi yapmak zorundaydık. Her zamanki gibi gireceğimiz evleri belirlemiştik. Kapısından bakıldığı gibi değildi hiçbir yuva... İçine girmeden anlaşılamıyordu hiçbir acı.. Tahta idi vuracağım kapı. Açıkta olsa nezaket gereği vurduk.. Kokuyordu ortam.. Pis bir koku değildi aslında bu.. Fakirlik, çaresizlik... İnsanın huzurunu bozan bir koku vardı.

“ Gel” diye seslendi güçsüz bir ses. “Geldim”dedim. Hafif bir dokunuşla, gıcırdayarak açılan kapının ardına baktığımda, yüreğim sarsıldı. Kapı açıldığında keşke açılmasaydı demek geliyordu insanın içinden. Çünkü, dedim ya, dışarıdan bakıldığında hiçbir acı anlaşılamıyor, içine girmek lazım. Girdim içine… Tam girdim.( Şu an bu yazıyı yazarken hala içim acıyor) İnsan annesi yaşlarında, kucağında küçük şirin bir kız çocuğunu çaresiz bir bekleyiş içinde gördüğünde dayamıyor. Sonradan adını öğrendiğim Fatma abla, ürkek bir kedinin bakışını atıyordu bana. Savunmasızdı. Dost mu yoksa düşman mıydım? Öyle ya… Güpegündüz insanların evlerine girip yapmadıkları namussuzluk kalmıyordu; çaresizde olsa Fatmalara... Ayşelere... Eliflere… Bunu yapanlar insan değildi.

Başlarda ürkekti Fatma abla... Ama insanca baktım ona. Küçük bir tebessüm gösterdim. Hiç çekinmeden oturdum yanına. Kırıktı koltuk. Yan duruyordu. Ama Fatma ablanın hayatı yan duruyordu; koltuk dursa ne yazar. Aslında burada bulunmamın sebebi marka araştırması idi. Kalıp sorular: hangi markayı ne sıklıkta kullanıyorsunuz olacaktı. Ama ben bu soruları soracak kadar cesaretli değildim o an. Fatma abla açtı. Günlerdir açtı. Nefesi kokuyordu. Kocası yoktu… Aslında var olduğu belli idi, ama belli ki Fatma abla kendisine dayak atan kocasının varlığını istemiyordu. Karnını doyurmak istemiyordu Fatma abla. Yaşayacak kadar yemek istiyordu. Komşuların getirdiği bir tas bir şey ona yetiyordu. Kendi için değildi bu çabası; evladı içindi. Hikmet koymuşlardı çocuklarının adını. Belki bir hikmeti dokunurdu bu çaresizliğe.

Dayanamadım artık. Çıktım hiç bir şey söylemeden… Ve az sonra hemen geri döndüm elimde poşetlerle.. O gün Fatma abla ile anket yapsaydım onun sayesinde 10 YTL kazanacaktım. Varsın o gün de para kazanmayım. Cebimin gücü yettiğince bir şeyler aldım. Fatma ablaya verdim. Utandı. Gözleri yaşardı. “ Yavrum” dedi. “ Senin de ekmek parası kazanman lazım.” Gururluydu. Ve Haklıydı. Ben de para kazanmak için çalışıyordum, ama onun kadar çaresiz değildim. Onun üzülememesi için paraya ihtiyacım yok deyiverdim.

Dedim ya insan içine girmeden hiçbir acının farkına varamıyor. Yüreğime yüreğime vuruyordu Fatma abla. İçinde o kadar acı vardı ki, var olan bütün enerjimi alıp götürmüştü. Beni samimi bulmuştu kendine... Ve tabii az önce gelen anketör arkadaşım Emrah’ı da.

“ Siz “dedi. “ Siz benim yavrularımsınız. Sizden çekinecek değilim.” Arkadaşımla birbirimize baktık. Daha ne olabilirdi. Bir insanın daha ne kadar acısı olabilirdi. Fatma abla küçük Hikmet’i kenara bıraktı. Ellerini tişörtüne götürdü ve var gücüyle açıverdi göğsünü... Yıkıldım. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Tek göğsü yoktu Fatma ablanın. Kesmişti, doktorlar. Kanser olmuştu Fatma abla.. Göğüs kanseri. “Öleceğimi söylediler... kestiler...” Dedi gözyaşlarına yenilerini ekleyerek... “Kapat abla” dedim. “Ne olur kapat.” Fatma ablanın tek göğsü ve tek çocuğu vardı. Tekti. Yalnızdı.

O kısa süre içinde çok yordu beni Fatma abla. İçimi öyle acıttı ki... Yaşadığım acılara bir yenisini daha ekledi. Aslında mutluluğun bitmek tükenmek bilmediği gibi acının da sonu yoktu. O gün ilk ve son işimdi. Çalışacak enerjim kalmamıştı.

O günden sonra bir daha oraya gitmek cesaretini bulamadık. Söyleyecek son bir sözüm bile yok Fatma ablaya... Ne dileyebilirim ki!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

fatma ablalar, ayşeler,haticeler okadar çok ki... Bir baksak yanı başımıza ...bir düşünsek karşı komşumuz açmı değilmi ? oysa bazen nasılsınız demeye bile çekiniyoruz.Herkes yakın çevresine baksa belki fatma ablaların yüzlerinde bir gülümseme yaratır, içlerinde bir yavrum kelimesi duyarız.Üzgünüm.... fatma ablaya hikmete..ve diğerlerine

 
 06.07.2007 23:32
Cevap :
hepimizin duyarlı birer vatandaş olması gerekir öyle değil mi? yarın bir gün bizler Arif amca gibi yoksun, sizler fatma ablalar gibi yalnız ve çaresiz kalabilirsiniz...En azından duyarlı olalım...  07.07.2007 0:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 222
Toplam mesaj
: 62
Ort. okunma sayısı
: 1252
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Yaşamın öncelikle sevgiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bunun içindir ki, yaşamak için sev sevmek iç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster