Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
203
 

Ameliyat Gerekirken, Pansuman Yeterli Olur mu?

Televizyonlardaki, radyolardaki, birçok yorumcu 1980 yılından sonra yapılan çalışmaların didik didik edilmesini istiyor. Konuşan herkesin isteği aşağı yukarı bu yönde. Hâlbuki bu değerlendirme son derece eksik bir değerlendirmedir. Esasen bu milletin askerlerinin milletin oylarıyla seçtiği temsilcilerine ve halka ordunun darbe yapması ilk olarak 27 Mayıs 1960 yılında yapılmıştır ve çok daha önceden hazırlanan çalışmalar meyvesini vermiş Cumhuriyet tarihinde bu bir ilk olmuştur. İlk Türkiye Cumhuriyeti Darbesinin bildirisini Alparslan Türkeş okumuştur. Daha sonra darbeler onar yıllık sürelerle devam etmiştir. Darbelerle ilgili araştırma yaparken 1980 sonrasını araştırmak, darbelerin önemli bir kısmının üzerini örtmek gibi bir amaç taşımamalıdır. Adnan Menderes de bir darbe ile asılmıştır ve o zamanlar şu anki aktörler yoktur ve farklı aktörler aynı sonucu yapabilmektedir.

Darbelerin Türkiye’nin NATO’ya girişinden sonra olması Türkiye-Nato ilişkilerini sorgulatır olmuştur. Türkiye’de mevcut eğitim sistemi, tarih bilinci oluşması bakımından yakın tarih ders müfredatlarında pek yer almadığından, Türkiye’de tarih dersleri ne yazık ki, 1939 yılında Hatay’ın Suriye’ye bağlanması ile sona ermiştir. Gerçekte bizim gibi bir ülkenin yakın tarihinden de ders alması gerekmektedir. Yakın tarih bir vesile ile birçoğu için hobi amaçlı öğrenenler merak edenler için önemli bir araştırma konusu olarak kalmıştır. Bizim halkımız daha çok sözeli sever. Okumayı, kendisi araştırmayı fazlaca sevmez. Bu meraksızlık belki de millete her on yılda bir askeri darbeye binlerce mal, can kaybına devletin refahının bir şekilde transferine neden olmuştur. Eğer bu millet darbeleri önlemek istiyorsa yakın geçmişi çok iyi tahlil etmeli, bu bilgilerin tüm halkın öğrenmesini sağlamalıdır ki, millet aynı hataya bir kez daha düşmemelidir.

Türkiye’de askeri darbeler kısaca;

27 Mayıs Darbesi:

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askerî darbe. Ayrıca 27 Mayıs Askerî Müdahalesi ya da 27 Mayıs İhtilâliolarak da anılır. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarakve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, üniversiteler; 520 hâkim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.  Darbeden sonra darbeyi planlayan ve icra eden 37 düşük rütbeli subay ve Emekli Orgeneral, Cemal Gürsel'in oluşturduğu Millî Birlik Komitesi ülke yönetimini üstlendi. (1) https://tr.wikipedia.org/wiki/27_May%C4%B1s_Darbesi

12 Mart Muhtırası:

12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur'un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra vererek hükümetin istifaya zorlandığı askeri müdahaledir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen dördüncü; başarılı olmuş ikinci ve emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir.

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali:

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesidir.[2] Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü. 12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı.

28 Şubat süreci

Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997'de olağanüstü toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı, ordu ve bürokrasi merkezli[1] süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başta muhafazakâr kesime karşı başörtüsü yasağı gibi uygulamalara sahne olmuş, başörtülü öğrenciler okullardan atılmış, ikna odaları kurulup başlarını açmaları için zorlanmış ve çok sayıda kamu personeli işinden atılmıştır. "İrticayla mücadele eylem planı" ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuş, 28 Şubat sürecinin yargılamaları ilk kez Ergenekon davaları ile başlamıştır.

Top yekûn bir sonuç almak için eğitim sisteminden, güvenlik sistemine kadar tüm sorunların masaya yatırılmasını sağlamalıyız. Yapılmak istenen, kısa pansuman ise sonuçta zararını görecek olan Türk insanıdır, yani hepimiz olacağız. Bazı yazarlar, bugünün tohumlarının 1950 yılında İzmirde atıldığını hatta o zamanlar İstihabarat kurumu olmayan, Türkiye’nin uzun yıllar Amerikalıların hem maaşını ödediğini, hem de insan kaynaklarını kullandığını belirtiyorlar. Hiram Abas’ın sıra dışı yaşam öyküsünü yazanlar doğru yazıyorsa durum vahim demektir.Bu zamana kadar 1950 yılından sonrasını araştıran bir meraklı olarak söylüyorum, ders almamız gereken çok konu var ve bu durumu en iyi şekilde ve akıcı olarak yazan Oltadaki Balık Türkiye adlı Mehmet E. Değer’e ait olan kitaptır.

Daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak, tarihinden ders almak isteyenler de meclis tutanaklarını okuyabilir, neler yaşandığının tek tek sırlarına ulaşabilirler.

Daha eski tarihler merak edilirse birçok darbe örneklerini Osmanlı'da da alenen görülebilir. Darbelerin ortak özelliği, genellikle dışarıdan güçlü! bir ülkeninin desteğine olan ölümcül ihtiyaçtır. Bu darbelerin tamamında halk kaybetmiş, millet ve devlet daha güçsüz hale geliştir. Kazanan darbeyi düzenleten, taşeron kullanan patron olmuştur. Taşeron bulamazsa gözü kestiğinde düşman ülkelerin barış demokrasi martavallarına karşın ülkemize savaş açmaktan kaçınmayacaklarını bilmek için en ufak bir tarih bilincine sahip olmamak, başka bir alemden aniden Türkiye'ye ışınlanmak gerek...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1837
Toplam yorum
: 295
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 171
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster