Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '11

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1125
 

Amik Ovası'nın orta yeri...

Amik Ovası'nın orta yeri...
 

Hatay'ın havaalanı da çok güzel.


LEZZETLİ HATAY TURU

Arkeolog arkadaşımız Süheyla 20 gündür Antakya’da. “Gelin, birlikte gezelim buraları” diyor. Plan, program yok. Arkadaşım Hatice’yle yola koyuluyoruz. Hatay Havaalanı’na indiğimizde yüzümüze çarpan tatlı rüzgâr ve bereketli Amik Ovası’nın hoş kokusu gezimizin güzel geçeceğinin işareti... Görülecek çok yer ve tadılacak çok yemek var...

 Şehrin ortasından geçen Asi Nehri’nin üstündeki köprülerin birini aştık, eski Antakya’nın dar sokaklarındayız. Sessiz Ev’in avlusundaki nar ağacının altında kahvelerimizi yudumladıktan sonra doğru Uzun Çarşı’ya. Mis gibi defne sabunlarından baharatlara, kurutulmuş domates, patlıcandan taze zahtere yok yok. Künefeciler, altı kasap üstü lokanta olan küçük dükkânlar, katıklı ekmek fırınları, sıcak sıcak züngül tatlısı ve lokumlar...

Yine sokakların arasındayız. Acelemiz yok. Sakin sakin dolaştığımız şehirde akşam olmak üzere. Kulağımıza gelen kuş sesleri inanılmaz. Antakya’nın bir zamanlar kuş cenneti olduğunu daha sonra Süheyla’dan öğreniyoruz. Yemek molasını Hatay Sultan Sofrası’nda veriyoruz. Yoğurt aşı çorbası çok lezzetli.

Hatay-İskenderun arası otobüsle yaklaşık bir saat. Hem bu yolculuk hem de Arsuz Çayı ziyareti bizi acıktırıyor. Tekrar İskenderun’a döndüğümüzde Ulu Cami Caddesi’ndeki turistik Hasan Baba’da iskender ve alinazik yiyoruz. Tekrar doğru Antakya’ya...

Her tarafı yeşillik ve şelalelerle çevrili Daphne; bugünkü Harbiye’deyiz... Şelaleye inmeden önce bulmak istediğimiz bir taş ustası var. Küçük elleri ile hiç durmadan çalışan, güler yüzlü Abdullah Özalp’in atölyesindeki eserleri görüyoruz. Ertesi akşam Süheyla ve ekibinin veda yemeği için yine Harbiye’deyiz. Kule Restoran’da babagannuştan sac oruğuna, acılı ezmelerden peynirli irmik tatlısına kadar buranın lezzetli yemeklerini fasıl eşliğinde afiyetle yiyoruz. Manzarası da havası da güzel... 

Saint Pierre Kilisesi’ni es geçmiyoruz.

Habib-i Neccar Dağı yamancında, kayalara oyulmuş mağara yedi metre yüksekliğinde. İsa’ya inananlara Hıristiyan tanımlaması ilk burada yapılmış. 1983’te Papa tarafından burası Hıristiyanlar için hac yeri ilan edilmiş. Ardından ver elini Samandağ. Hz. Hızır Aleyhisselam’ın türbesi önemli ziyarethanelerden. Samandağ’ın eteğindeki Çevlik uzun bir sahile sahip. Yaz sezonu bitmiş, etraf bomboş. Benjamin Restoran’da ızgara balıklarımızı yiyoruz.

Çevlik’in kuzeyindeki Titus Tüneli’ne ve Beşikli Mağara olarak bilinen Kaya Mezarları’na yürüyerek çıkıyoruz. Patika yolun iki yanı mandalina ve defne bahçeleri. Köylü kadınlar mandalina ikram ediyorlar; defne sabunlarından almadan olmaz. Türkiye’nin tek Ermeni köyü Vakıflar’dan geçerek dağ yollarından kıvrılıp Antakya’ya varıyoruz.

Son gün artık Uzun Çarşı’da alışveriş zamanı... Firik, kimyon, sarmısak, kurutulmuş domates, hurmalı kömbeler, ceviz, tarçın ve nar ekşisi... Ayaklı baharatçı gibiyiz. Bu sayede Hatay’ın mutfağını evde yaşatıyoruz. (Milliyet Pazar 16 Aralık 2011)

 

 

MERAKLISI İÇİN HATAY NOTLARI

Şehrin pusulası Vali Göbeği. “Nereyi sorarsanız sorun, Vali Göbeği’nin aşağısı, yukarısı ya da karşısı. Adres tarifi çok kolay.

Üniversiteden Vali Göbeği’ne giden yolun solunda Racci’nin simitleri ile kahvaltı vazgeçilmez olmuş. Simitler öğlene kalmıyor, tükeniyor. Buz gibi ayran ve susamsız kocaman simit (Antakya simiti), yanında tuz ve kimyon. Tuzsuz simit bu karışıma batırılıp yeniliyor.

Turizm danışma bürosuna uğrarsanız şehir haritası ile broşürünüz oluyor. Eğer büroya yeni atanmış genç Emine’de oradaysa şanslısınız. “Samandağ’a nasıl gideriz? Titus tünelleri kaç kilometre? Çevlik nerede? En iyi künefeyi nerede yeriz?” gibi daha birçok sorumuzu sabırla yanıtlıyor.

Asi Nehri’nin suyu iyice azalmış, yine de hava kararınca ışıl ışıl görünüyor.

Mozayikleriyle ünlü Arkeoloji Müzesi mutlaka görülmeli. Biz müzeyi Süheyla ile dolaştığımız için çok şanslıyız. Mitoloji canlanıyor sanki, biz de içindeyiz. Ormanda hayvanlara lir çalan Apollon, çeşitli kuşlar, Mevsimler mozayiği Daphne bugünkü Harbiye’den M.S. II. yüzyıl, Soteria, Kemgöz, Poseidon saymakla bitmez... Antakya ve çevresinden çıkan eserler ve mozayiklerden oluşan müze muhteşem... Hele müzeye yeni gelen Antakya lahdi M.S. III. yüzyıldan. Onun için yapılan özel loş odada ziyaretçilerini bekliyor. 

Uzun Çarşı’nın bitiminde Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerinde ünlü Kurtuluş Caddesi’nde yürümeli. Anadolu’nun ilk camii olarak bilinen Habib-i Neccar Camii’nin tarihini minik rehberden dinlemelisiniz. Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren Antakyalı Habib-i Neccar M.S. 40’lı yıllarda yaşamış. Hz. İsa’nın havarilerinden Yunus (Pavlus) ve Yahya (Yuhanna) ile Habib-i Neccar’ın türbesi de burada.

Katolik, Protestan ve Ortodoks Kiliseleri

Katolik Kilisesi’nin avlusundan merdivenlerle üst kata çıkıp, klasik farklı dinler bir arada fotoğrafı çekebilirsiniz tarihi çanın yanında. Protestan Kilisesi’nin bitişiğinde önce Petit Korea’ya uğrayın, isterseniz avlusunda kahve için. Hemen yakınındaki Ortodoks Kilisesi ekimin sonuna kadar hafta arası saat 17.00-18.00 arası açık; saatinizi iyi ayarlayın. Görülmeye değer, hem de üç dini mekân ziyaretinden sonra bir bardak su içip dileklerinizi tutabilirsiniz.

Hemen çarşının başındaki Ulu Camii 16. yüzyıldan kalma ve şehrin en eski yapılarından. İslamiyetin ilk dönem mimarisini yansıtıyor.

Şenköy’ün tarihi evleri...

Şenköy şehir merkezine 23 kilometre uzaklıkta. Şenköy’de araştırmalar yapan ekibin son günü... Doç. Mine Temiz ve asistanları köyden ayrılmak üzereler. Ama bizi yalnız bırakmıyorlar. Şenköy’ü hep birlikte geziyoruz. Antakya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Şenköy’de ilk yaşam izleri neolitik çağlara kadar dayanmakta. Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras kalan tarihi dokusunu büyük ölçüde koruyabilmiş. Şeyh Ahmet Kuseyri Camii ve Türbesi de burada. Ortalık oldukça sessiz. Hava da pırıl pırıl. Uzun süredir evlerinin kapılarını araştırma ekibine açan köylüler çoktan çiftliklerine gitmişler bile... Belde meydanındaki asırlık ağacın gölgesi kahvenin önünü kaplamış. Yine meydanda “Kasaba” dizisi çekimleri için yapılan minik bir film platosu var. Defne sabunu, kırma yeşil zeytin, biber ve domates salçaları ile nar ekşisinin satıldığı küçük bir dükkân göze çarpıyor. Şenköy Belediye Başkanı Mustafa Sayın ile tanıştığımızda anlıyoruz: Buranın bu kadar düzenli olmasına şaşmamak gerek. Çalışkan ve girişimci olduğu kadar misafirperver de... Doğma büyüme Şenköylü... Sayın, “1999’dan bu yana başkanlık yaptığını ve tarihi Aba güreşlerini 11 yıldır ekim ayında düzenli olarak gerçekleştirdiklerini, izlemek için Şenköy’e gelen en az beş bin kişiyi ağırladıklarını,” söylüyor. Başkanın ikram ettiği çayları içtikten sonra meydanda birkaç köylüyle sohbet ediyoruz. “Buraya baharda geleceksiniz,” diyorlar... “Nisan-mayıs aylarında açan çiçekleri görmelisiniz. Laleler, sümbüller, iris ve çeşit çeşit orkideler... Ağlayan gelin çiçeği, Meryem Ana’nın gözyaşlarından oluşmuş,” diye devam eden çiçek sohbeti alıp başını gidiyor.

Harbiye

Roma döneminde Apollon ve Daphe’nin aşklarına tanıklık etmiş Harbiye, Hatay mutfağının en iyi uygulandığı yerlerin başında geliyor. Antakyalılar: “Şelalede ızgara tavuk yemeden olmaz” diyorlar. Ayrıca ipekleriyle de çok ünlü. Harbiye’de ilk durağımız Özalp’in atölyesi oluyor. Kapısı açık atölyeden içeri girdiğimizde bizi yüzlerce heykel ve mozayik karşılıyor. Aileden gelen heykelcilik sanatını ustalıkla geliştiren Özalp: “Bahçede merdiven başında çalışıyorum,” diyor.. Heykelciklerin fiyatı mermerin cinsine ve ustanın ona harcadığı gün sayısına göre değişiyor. Beyaz mermer bir Venüs başını elime alıyorum, çok tatlı ama bir o kadar da ağır. “Önemli değil kargo ile yollarız” diyor. Hatice üç güzelleri beğeniyor, pazarlık başlıyor.

Samandağ Çevlik yollarında...

Saint Pierre Kilisesi Antakya Reyhanlı yolu üzerindeki şehir merkezine iki kilometre uzaklıkta. Haron kabartmaları ise kilisenin yakınında kayaların üstünde göze çarpıyor. Türker’in arabasına doluşup Samandağ yollarına koyuluyoruz. Çevlik’in kuzeyinde bulunan Titus Tüneli’nin uzunluğu 1380, yüksekliği yedi, genişliği ise altı metre olduğunu broşürden okuduğumda pazarlık yapmaya başlıyorum, “Ben sizi tünelin başında beklerim, içeri girmem,” diye. Ama hiç düşündüğüm gibi olmuyor. Titus Tüneli’ne ve Beşikli Mağara olarak bilinen Kaya Mezarları’na yürüyerek çıkıyoruz. Türker olmasa buraya hayatta tek başımıza gelmezdik ya.

Akşamüstü Türker bizi Antakya’nın en iyi künefecisine götürüyor. Bir apartmanın girişinde adı sanı olmayan, küçük bir dükkân. “Bu akşam yemeğe davetliyiz, yemesek” diyoruz, ama nafile. Antakya’nın lezzetlerine teslim olduk bir kere.

Akşam ekibin veda yemeği için yine Harbiye’deyiz... Sıcak sohbet ve dostluklarına doyum olmuyor. Türker’in bize yedirdiği künefeler yüzünden çatlamak üzereyiz ama belli etmemeye özen gösteriyoruz.

Bu arada künefe meraklılarına bir adres vermek gerekirse; Harbiye yolu üzerindeki Antakya’yı kuşbakışı da izleyebilecekleri Zirve kafe restoran derim. Soğuk biranın çerezi ise sıcak antep fıstığı... “Nasıl şey bu! Künefe, soğuk bira ve sıcak antep fıstığı hiç yakışır mı?” demeyin... Zirve kafeye hava kararınca çıkın ve deneyin.

İskenderun ve Arsuz

İskenderun’dan ve Arsuz’a minibüs ile gidiyoruz. Minibüste sabah erkenden zeytinlerini pazara getirip satmış, evine dönen Nazmiye ile sohbet iyice koyulaşıyor. Haymesekili Nazmiye bütün içtenliğiyle bizi köyüne davet ediyor. “Arsuz’da denize gireceğiz, sen gel bizimle,” diyoruz. Bizi kırmıyor, bir kahve içip yoluna devam ediyor. Biz de akşama kadar güneşlenip denizin tadını çıkarıyoruz.  Arsuz’a veda etme zamanı... Minibüsün dolmasını beklerken takım elbiseli bir adam biniyor. Adam çizgi film karakteri gibi. Yöre halkından farklı. Minibüs dolmadan hareket ediyor. Sahil boyunca uzayıp giden yolda iç içe geçmiş tatil köylerini seyrediyoruz. Adam birden konuşmaya başlıyor: “Buralarda yaşasam ben çoktan ölmüştüm. Yaşanmaz buralarda, benim köyüm yemşeşil orman, denizi bambaşka, havası insanı gençleştiriyor.”  80 yaşında olduğunu söylüyor. Haklı hiç göstermiyor. Köyü Arsuz’dan daha da uzaktaymış. Bir de, “İsveç’te yaşamak isterim, orası melek dolu,” diyor. Her yıl buraya geliyormuş. Adana’dan uçakla Almanya’ya gidecekmiş. Ona gece uçağına bilet aldıkları için çok kızgın. Mehdi beye iyi yolculuklar diliyoruz.Yolu uzun doğrusu... 

Dilediğin yere dilediğin saatte gitmek ve oralı gibi dolaşmak. Bir şehre bağımsız gitmenin en güzel yanı bu olsa gerek.

Cumartesi sabahı Türker ve ailesiyle kahvaltıda buluşuyoruz. Artık Antakya’da bir ailemiz var. Türker’in eşi Çiğdem, çocukları Kamil ve minik İlker çok tatlılar. Hep birlikte Karaksı Karlısu’da mükellef bir kahvaltı yapmanın tadı başka oluyor. Son gün Başkan’ın tavsiye üzerine Anadolu Sofrası’nda zerzevatlı sini kebabının tadına bakmayı da ihmal etmiyoruz. Hatay’ın tatlı havasını son kez içimize çekip havalanıyoruz. SunExpress ile İstanbul’dayız. Yağmur yağıyor, İstanbul’a kış çoktan gelmiş bile.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3799
Kayıt tarihi
: 07.11.06
 
 

İstanbul doğumluyum. Güzel Sanatlar'ın Grafik bölümünden mezunum. Sanatın bütün alanlarını seviyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster