Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '11

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
703
 

Amy Jade Winehouse

Amy Jade Winehouse
 

“Ölülere ‘zehirli ok’ atmayı bırakıp, onları huzurları ile baş başa bırakalım.”  

Siz şu an ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben Amy’ yi dinliyorum. Birçok müzik listem var ve her listede kendine yer bulan ender seslerdendi(r). Son nefesinden sonra tek isim haline geldi, uzun bir süre de böyle gider.  

Neyse…  

Facebook sayfamda videosunu paylaşırken de dediğim gibi, “muhteşem ses” artık “yok”.  

Söyleyecek çok söz yok, aslında...  

Büyülü bi’ ruh soldu. Zihin ışıkları söndü. Kalbi, kendisi için belirlenen yolun sonuna geldi ve durdu. Ruh, zihin ve kalp bedeni güçsüz kıldı ve bedeni dayanamayıp mücadeleyi bıraktı. Bizim ruhumuzu mükemmel notalarla, kelimelerle besleyen o “büyük aşk”, Amy’ yi tüketti.  

Söndü, soldu, durdu! Kelimelerle çok basit; ölüm gerçekliğiyle ağırlaşan bir süreç…  

Amy’ nin ölümü beni çok etkiledi. Yaşıttık ve ortak dönemin insanları olduğumuz için etkisi daha fazla oldu, sanırım. Kendimi onun yerine koymaya çalıştım. Bazı noktalarda ben bile dayanamadım. Tükenişine giden süreci, bu günü tahmin ederek takip ediyordum. Acının derinliği, sevginin yitikliği… Her şeyi yok sayan bi’ gidişat, hatta kendini bile… Aslında, en kolay hiçe sayabileceği şey kendi canıydı, düşününce. Sadece kendi elindeydi, çünkü. Ve… Sonuç ortada…  

Çok sevmişti ve çok sevdiği gitti. O, şarkıları eşliğinde bizimle içsel yıkımını paylaşıyordu; sona adım adım nasıl gittiğini... Hassastı. Şarkı sözleri ağlıyordu, için için… Çaresizlik kokuyordu. Sevgisine sonsuz teslimiyetini haykırıyordu, notalar eşliğinde…  

Her şeyi elde edebilirdi, yaşamın tüm somut mutluluklarını yaşayabilirdi. Yüzünde beliren geçici ve içten olmayan gülümsemesi ile bize çok mutluymuş gibi yapabilirdi. Çok kontrollü davranıp takdir toplayabilirdi. Müziğe ticari bakabilirdi vs. Ama…  

Ama Amy, kendi olmayı tercih etti. Gerçek mutluluğunu da bizimle paylaştı; o mutluluk yok olduktan sonraki acısını da… Hoş ya da sempatik görünme çabası olmadı, hiç… Kavgasını da yaşadı kamera önünde, sevgisini de… Rol yapmadı. Çizdiği rolü oynadı ve gitti işte…  

Amy ve yaşamı, doğru ya da yanlış! Bunu tartışmayacağım, kesinlikle… Artık bi’ önemi yok, çünkü…  

Şunu altını çizerek belirtmeliyim ki doğaldı, olduğu gibiydi. Bu yapay dünya içinde, bence, en mükemmel noktalardan biriydi. Her şey çok kusursuzmuş gibi yansıtılmaya çalışılan sahteleşmiş dünyamızda, bu durum özellikle kusursuz ve insanüstüymüş gibi gösterilmeye çalışılan sanatçılar için geçerli, “aslında böyle değil”i gösteren isimlerin önde gelenlerindendi. Onların da kalbi var, onlar da bi’ ruha sahip, çaresiz aşk yaşayabilirler, biri için yaşamlarını harcayabilirler, kendilerini tüketebilirler; kısaca, “onlar da insan” dememizi sağladı Amy, kötü gidişiyle… Biz “sıradan insanlar”ı düşünmeye sevk etti içindeki fırtınalarla.  

Belki diyeceksiniz ki, sen ne dediğinin farkında mısın? Kötü örnekti, genç nesli olumsuz etkiledi. Doğallığı batsın!!! Ben de derim ki size, asıl siz ne dediğinizin farkında mısınız?!?! Aklımız fikrimiz yerinde, değerlendirip iyi noktalar yakalamak bizim elimizde. Gençlere yakalamayı öğretmek de elimizde. Tabi, elimizde olmayan süreçler ve yaşayışlar da olabilir ki bunu/bunları Amy’ nin üzerine atmak ne kadar doğru bi’ davranış olur, bu da size yönelteceğim bi’ başka soru ve eleştiri olur. Neyse…  

Amy’ nin ardından, olur olmaz konuşmalar yapılıyor. Yazılar yazılıyor. Beklendik süreçler, tabi ki… Ama çok rahatsız edici ve üzücü… Ölüm haberlerini izlerken ya da bir yerlerde okurken, temeli üzüntü olan bi’ sinir kaplıyor beynimi ve bedenimi. Tüm o kendini bilmezlerin yüzüne haykırmak istiyorum, içimdekileri… Siz eleştirenler, bir gün siz de bu yok edici fırtınaya kapılırsanız – ki dilerim kimse kapılmaz – ne düşüneceksiniz. Bu acı ölümün ardından sarf ettiğiniz o talihsiz ve düşüncesiz kelimeler yığını dönüp dolaşacak mı zihninizde. İçinizi acıtacak mı, onu anlayabiliyorum diyecek misiniz… Tabi ki hayır, çünkü yaşadığınız hiçbir şeyin farkında olmayacaksınız. Daha da zavallı olduğunuzu asla göremeyeceksiniz!!!  

Bu yüzden, bence, en azından ruhunu rahat bırakalım da bari ‘ruhu’ rahat bi’ nefes alsın!  

Amy artık yok, nefes almıyor. Gitti, anlıyor musunuz… Bizimle değil. Anne ve babası, gün gün tükendiğini görerek her gün ölüyordu belki ama Amy’ nin nefes aldığını biliyorlardı. “Bir gün her şey güzel olacak” ümidi taşıyabiliyorlardı içlerinde, hiç ümit olmasa bile… Eminim, ölmesindense, o kötü halde olsa bile nefes almasını tercih ederlerdi. Kızlarına sarılabiliyorlardı; sesini duyuyor, güzel tebessümüne anlık da olsa tanıklık edebiliyorlardı. Aradıklarında, er ya da geç telefona uzanan bi’ el olacak düşünceleri vardı, görmeye gittiklerinde özlem giderecekleri ya da yardım etmeleri gereken biri olduğunu biliyorlardı. Okuduğum bir kitabın arka kapağında, bir babanın kanser hastası olan kızı için yazdığı şu satırlar yer alıyordu: “Sabahları hasta uyanmanı istiyorum. Hastaysan eğer, yaşıyorsun demektir.” 

Amy’ nin anne ve babası için de bu cümlenin geçerli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta, “belki, bir gün…” ümitleri hep var olacaktı. Ama, ne yazık ki en sevdikleri beden toprağın altında artık…  

~  

Amy, zarif ve derin ruh… Hassas kalp… Gerçek seven… Gücü, giden sevgi(li)yle tükenen… Yaşamı solup giden “eşsiz ses”! Sen gittin, sadece sesin kaldı bizimle. Seni bize anlatacak, “yeni” hiçbir şey olmayacak… Elimizdekilerle yetinemeyeceğiz ama yetinmeyi öğreneceğiz, belki bir gün…  

Huzura kavuşmuş olmanı diliyorum. 23.07.2011’ den sonra gelen oklar, artık acıtmayacak seni… Hissetmeyeceksin bile... Onun için rahat ol… Derin ve sonsuz uykunda huzur, seninle olsun!  

~  

Ve...  

“27 CLUB” a yeni bir isim daha eklendi, Amy Winehouse.  

O da ruhumuza dokundu. Yaşadığımızı hissettirdi; Janis Joplin, Kurt Cobain, Jim Morrison, Jimi Hendrix, Brian Jones ve daha birçokları gibi…  

Ruhun ruhumuzda, Amy!  

Hoşça kal…  

 

Başak GÜZEL  

Başak ALTIN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sonsuza dek kaybedilince anlaşılır bence. Sevgili adaşım çok sevdiğim bi müzisyen ve simsiyah güzelliğinde bi ozandı bence. Ama dişlinin çarkları o kadar büyük ki böyle bi çarkta hassas bi kalple ancak bu kadar yaşayabildi. Aslında bakarsan ben direk öldürüldüğünü düşünenlerdenim. Önce onu uyuşturucuyla zehirlediler sonra artık çalışamaz hale getirip ondan kurtuldular, onu efsaneye dönüştürdüler. 27 yaş da tesadüf değil bence. bi kaç bin pound verince yalnızca gerçek birine ihtiyacı olan Amyi öldürmek için onun güvenini kazanması zor değil ki. zavallı büyük yetenek. biz de geride bıraktığı muhteşem sesle yetinmek zorundayız. selamlar.

Başak ALTIN 
 28.07.2011 20:50
Cevap :
Sevgili Başak, öncelikle düşüncelerini paylaştığın için teşekkürler. Biz dünya olarak "ölü seviciyiz". Yok ettiklerimizin acısı, bilinçaltımızda suçluluk duygusunu derinleştiriyor olsa gerek ki, yaşarken eleştiri yağmuruna tuttuğumuzu ölünce sahipleniyoruz. Tabi, ölümden sonra bile bilinçsizce yorum yapanları yoksayıyorum. Öldürülmüş müdür, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama o yitik halinde (Belgrad Konseri) onu sahneye çıkaracak kadar gözünü para hırsı bürümüş, ticari kaygı içinde olan menajer vs. ölümünden kesinlikle sorumludur. Katilden bi' farkları yok, bence. "27" ölümlerinin fazla olması, "bu kadar da tesadüf olmaz" dedirtiyor insana. Okuduğum bi' haber Amy' nin, diğerleri gibi 27 yaşında ölmekten korktuğunu yönünde sözlerinden bahsediyordu. Ve, gitti! Sır gibi bi' süreç, birbirini tamamlayan ve asla çözülemeyecek olan. Tamamlanamayan 3. albümün piyasaya sürüleceği söyleniyor. Amy' den bize kalan son şey olacak, bizimle buluşursa... Diğer tüm şarkıları gibi. Sevgiler...  30.07.2011 10:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 439
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster