Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1036
 

Ana mesele pelit elit meselesidir

Çok zor iştir, kabak tarlasında bakla, fasulye, börülce ya da bezelye olmak...

Çok zor bir meseledir adam olabilmek. Çok zor başka bir meseledir medenî olabilmek.. Çok daha zor ve önemli bir meseledir, elit olabilmek... Bulunduğunuz yöre ve çevrenize göre adam olmuş olabilirsiniz. Ancak medenî olmak için, yöreniz dışındaki gerçeklerle yüzleşmek ve onları da anlamış ve hazım etmiş olmak gereği vardır. Elit olmak içinse, bütün bunların üzerine, sayfalarca kitap okumuş, hadiselerin süzgecinden geçmiş, fikri hür vicdanı hür, demokrat ve adil bir aklı benimsemiş olmak şarttır. Bu Üç vasfı pek de kolay olmayan bir süzgeçten geçerek edinebildikten sonra, Dünya’lı olmak gibi bir vasfı da taşıyanlar vardır, yer küremizde. Onlar yörelerinin, ülkelerinin hatta kıt’alarının hudutlarını aşmış ve Dünya meselelerini anlamış ve de o meselelere çare aramakla, bazen de çare bulmakla maruf insanlardır. Ve bu Evrensel’lerin en önemli müştereki: Kimseyi rahatsız etmeyecek zarafette, tabii lâik ama dinlerine, Allah’larına bağlı bir vicdanla yaşadıkları gerçeğidir.

Şimdi hep birlikte çevremize bakalım lütfen. Türkiye’de kaç adam, kaç münevver, kaç elit, kaç dünyalı var? Bu sualin cevabı maalesef çok acı! Zîra, bazı adamların bulunmasına rağmen, medenî insana her adım başında rastlamak mümkün değil. Elit müthiş az. Dünyalı nerede ise hiç yok. Bu karara varmanın bariz ve sıradan kıstası da çok basit. Akla gelebilecek her konuda, kırmızı yanarken durmak. Bir şehirden afet sebebi ile kaçarken bile, banketi sürekli boş bırakmak. Hakem görmese de, maçı kayıp edecek olsan da, topun eline çarptığını söyleyebilmek, Senden yaşlılara acizlere ön vermek.(1) Kendi aleyhine olabilecek konularda dahî, doğru lehine ve lehinde hareket etmektir. Çevrenizde böyle bir insan görüyor musunuz? Ben pek sanmıyorum. Zîra kazanmak hırsı, beşere insanlığını kaybettirmiştir.. İyi de bu vahim kuraklığın sebebi ne?..

Osmanlı’da Dünyalı da vardı. Elit de gayet boldu. Sonra ne oldu?.. Her meselenin en başında, şu en mühim hususu gözden kaçırmamalıyız. Osmanlı okurdu. Okuma yazma bilen oranı, nüfusuna göre düşük olmasına rağmen, evet Osmanlı yerde takvim yaprağı bulsa, yerden alıp, çevirip arkasında her ne yazıyorsa okurdu. Cumhuriyet ile birlikte yazının değişmesi, yeni yetişen Türk’ler için, sanki okumayı değil de; okumamayı meşru kıldı. Bugün Yüz yaşındaki tüm nüfus yaşamış olsaydı; Lâtin alfabesinin rahatlığına rağmen, o yaş grubundan, tek bir kitap okumamış, olanlarının, kendilerine kıyasen oranı: %99 civarı olurdu. Bu gerçek utanç vericidir. Ezcümle Yediden Yetmişe hangi vapur, hangi tren, hangi otobüste, kitap okuyan kaç kişi var? Oysa, ayda bir kitap okusak, senede Onİki On senede Yüzyirmi kitap okumuş oluruz ki; bu da çoğumuz için, mükemmel bir rakamdır.

Demek oluyor ki; millet olarak aileden tevarüs ile adam olmamız, televizyondan falan öğrenerek, belki kısmen medenî olmamız da mümkün ama elit ve Dünyalı olmamız, çok uzak bir ihtimâldir. O hâlde YetmişBirBuçukMilyon kişi, yarı medenî bir hâlde yaşamaya devam ediyoruz. Ve bu yarı medenî bir hâlde yaşamamızın filmi, her an her köşe başında çekilmekte. Günün her saat başında da, bizlere medya kanalı ile gösterilmektedir. Bana bir itirazı olan varsa, bir de Dünya’nın diğer yerlerindeki haberleri izlesinler. Bakalım bu ekranlarda gördüklerinin aynı akıl almaz rezilliklerle karşılaşacaklar mı? Bu anlattığım milletin hâli. Ancak milletin bu hâli, maalesef olmayacak bir sözü, ham-elitlere(2) söyleme hakkını tanıyor. “-Millet anlamaz. Bizim vesaitimize muhtaçtır. Halkı ancak biz elitler güderiz... ”

Bir de bu milletin yansıdığı, meclisin hâline bir bakalım. Osmanlı’da bulunan ilk meclis-i mebbusan ile bizim ilk meclisimiz, taban tabana zıttı. Osmanlı meclisi ağırlıklı olarak elitlerden teşekkül etmiş bir meclisti. Türk meclisi ise, tamamen halk meclisiydi. Bir elin parmakları dahî, elitleri saymaya fazla gelebilirdi. Tabii imparatorluk fikri ile cumhuriyet ve demokrasi fikri, çok ayrı rejim ve çözüm şekilleridir. Egemenliğin kayıt ve şart gözetmeksizin, milletin elinde olması aklı, münakaşa götürmeyecek kadar çok doğru, yerinde ve çağdaş bir fikirdir. Ancak, bu fikri ilk yozlaştıranlar, Atatürk ile mefkûre birliği yapmış bazı kişilerdir. En açık anlatımla: Halktan gelmişler, ve fakat paye aldıktan sonra, okumadıkları kitaplara, yaşamadıkları hayatlara rağmen, kendilerini elit mevkiine koyarak, içinden çıktıkları halkı tanımaz, hatta hakir görür olmuşlardır. Onların o vasatta kalmaları bile bence mükemmel olurdu. Ancak, bu abes durumu fırsat bilen, aynı meclisten, bir başka haklı grup, Türk milleti için İkinci partiyi kurunca ve bu parti, Birinci partinin önüne de geçince, İlk partide duruma baka kalanlar, oraya kadar sürdürdükleri, kendi fecî ve faşizan manzaralarını fark ederek, acilen bir durum muhakemesi yapmak basiretini gösterdiler. Ancak bu durum muhakemesi, demokrasi adına bir fazilet mücadelesine değil de; nur topu gibi bir faciaya gebe kaldı. Pelit(3) dahî olamayacak sözüm ona bu ilk-elitler, (4) devletin bütün güçlerini de yanlarına alarak, sandıkta elde edemeyecekleri zafere, dar ağacı ile gitmeyi çare, bu çareyi de marifet bildiler.

O gün, bu masum halk, ne hazindir ki; medenî ve elit ve demokrat olmadığı için, durumun vahametini anlayamamış, bu hâli yaratanlar ile maalesef bu işe alet olanları alkışlamıştı. Ancak önce alkışlayanlar, kısa bir süre sonra, hayatlarının ilk derslerini almaya ve yanmaya başladılar. Ve fakat bu yangın, çok geç ve çok kayıplı bir yangın olmuştu. Önce alkışlananlar ise, sonradan dışlandıklarına bakmadan ve utanmadan, daha sonraki tarihler için, bu kanun dışı işi, adet hâline getirdiler. Sandık birilerinin lehine güçlendikçe, ülkeyi kana bulamakta, hiçbir beis görmediler. Hem ülke kana bulandı! Hem de milletin başına, devlet güçleri sayesinde yaratılmış olan ve adına PKK denilen, uzun vadeli bir belâ kaldı. Bunca ıstıraptan sonra şimdi fikren neredeyiz? Halâ cumhuriyete başladığımız yerden, sadece On sene ve birkaç gün ilerideyiz. . Sizce bu durum çok garip ve utanç verici bir durum değil midir?

Pelit dahî olamayacak, bu ham-elitler bir tarafta. Halktan gelmeler diğer bir tarafta. Türkiye’nin menfaatleri de raflarda. Ortada bir de düz gerçek var. Ham-elitler, halktan gelmeleri, bir kaşık suda boğacaklar, boğmasına da; bu sefer halktan gelenler ve halkı temsil edenler, çarıklı erkân-ı harp çıktı. Kül yutmadılar. Kül yutmuyorlar.. Kül yutmayacaklar... Hatta kül dahî yutturuyorlar. Hiç alışık olmadıkları bu durum da, ham-elitlerle ham-elit taraftarlarını çileden çıkartıyor. Deliye çeviriyor. Bu sebeple baş vurmadıkları çareler ile aslı astarı olmayan çamurlar, ortalarda uçuşuyor. Dünya etme bulma Dünya’sı. Durum tam bir curcuna. Tam bir tiyatro. Sahne Türkiye olmasa, kasıklarını tuta tuta seyretmeye devam et. Ancak bu hale gülmek de, bu Dünya şartları muvacehesinde, pek mümkün değil tabii. Buraya kadar hep yanında gördüğü, devletin silâhlı gücünden, artık ümit kesen ham-elit muhalefet, devletin hukuk gücünü, Dünya milletleri önünde, çok kötü zorlamaya başlayınca; onca sebepsiz sebeplerle, çoğu zaman o hukuk gücü, Dünya’nın gözleri önünde fazla mahcup durumlara düşmeye başladı. Hatta bu zevatın ağa babaları sayesinde, ilk çarmıhtan bu yana, hukuk guguk olmuş bir vaziyette, güdük kaldığı için: Hiçbir ferdimizin işine de yaramadı. İlk-elitlerle ham-elitlerin eseri olan bu durum, çok utanç verici ve esasen hiçbir tarafın menfaatine de olmayan, bir kör dövüşünden başka bir şey değil tabii.

Anacak Türkiye, bu kavga gürültü içinde ve kendi varlığı ve menfaati muvacehesinde, devasa çıkarlar ve zamanlar kaybetse de, bugün her şeye engel olmaya çalışan bu ham-elitlere rağmen, gerçek demokrasiyi eninde sonunda, artık kazanacak gibi görünüyor. Zîra bunu başarmak için, Türkiye’nin halâ bir avuç elitten ve çok ciddi bir cesaretten başka, hiç bir eksiği yok. O açığı da en sonunda ve ne hazindir ki; ABD ile AB kapatacak gibi görünüyor. Ah ne olur Rabbim, bu basireti de BMM kendi iradesi ile artık gösterebilse. Kısaca bizim ham-elitler sayesinde yıllardır varamadığımız hedeflere, eller sayesinde ve pek yakında, mutlaka varmamız, mukadder artık. Bu neticeden ham-elitler utanacaklar mı? Asla utanmayacaklar. Onların mümtaz hocaları olan İlk-elitler de hiç utanmamışlardı...

Tabii bu yolu kat etmenin en başında, bu günkü mevcuda kıyasen çok daha az maddeli, hatta mümkünse Oniki en fazla Yirmidört maddeden oluşan, yeni, demokratik, çoğulcu, lâik, bir anayasayı sivil bir meclis olarak ortaya çıkartmak geliyor. Tabii siyasî partiler kanunu, sendikalar kanunu, ihale kanunu vbg. bazı kanunlarında düzene sokulması gerekiyor. İşte tam bu noktada, beni halâ hayrete düşüren ve derin derin düşünceye sevk eden, çok ciddi bir husus var. Her kanun maddesi konuşulduğunda: Mutlak elit olması gereken, Beş anayasa profesörünün, beş ayrı şekilde düşünmesi, yeni çıkan kanunları mevcut anayasaya göre, ayrı ayrı yorumlamaları(!) beni ve bu milletin aklı başındaki her ferdini perişân ediyor. Bizleri umutsuz kılıyor. Hâl böyle olunca, ben bu adamları diploma sahibi eden, hukuk fakültelerini değil de; Cumhuriyet ilk okullarının, ne denli niteliksiz olduğunu düşünüyorum. Allah böyle bir ülkede, kimseyi ne okula, ne hukuka, ne de adalete muhatap etmesin. En başında dediğim gibi: Adam, medenî, elit ve Dünyalı olmak için, bize daha asır var...

Haydar Volkan

08.07.2009

(1) Öne geçirmek, yer vermek, saygılı davranmak

(2) Efkârınca evhamınca lâik düzeni koruyanlar

(3) Palamut ağacı

(4)
Efkârınca evhamınca cumhuriyeti koruyanlar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 490
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster